Bireyler ürettikçe özgür; özgür oldukça üretken olur.

Posted By on 21/09/2015

OSMAN ZOR’UN PENCERESİNDEN

ÜLKEM GÜVENDESİN >>> 1999. YILI UYANMA YILIDIR

Bu duygudan hareketle bende diyorum ki mevcut özgürlük ortamı içinde kullanacağım özgürlüğün sınırları nereye varır bilmem ama ülkem için fikir üreteyim diyorum.
Duygu ve düşüncelerimi aktaracağım bu küçük yapıtta bazı özgürlüklere eleştiri getireceğimden belki de bu defa ben özgürlüğümü kullanayım istedim.
Yasaklı konuşmayan toplum oluşumuz karşı görüşlerden özür dilemeyi peşinen görev sayıyorum. Anlatmak istenenler herhangi bir ideolojinin kesin sonuçları değildir. Belki de tüm ideolojilerin ortak sonucu olan bir yurtseverlik sonucudur.
Buradaki amaç ülkenin insanlarının onurunu ve bağlı olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin onurunu daha yukarıya temel amaçlardan biri ise ülkem için ülkemin insanları için fikir üreterek ülkemizi yoksulluktan kurtarmak başka ülkelerden borç para almaktan kurtarmak uğruna neler yapılabilir diye çözümler üretmektir.
Art niyet taşımadığımı her şeyin insanlarımız ve ülkemiz için olduğunu yazılarımın okundukça anlaşılacağından bu konuda fazla mutsuz olmayacağım inancındayım.

Çünkü bu ülkede yaşayan herkes gibi bende ülkemi ve insanlarımızı çok seviyorum.
Vatandaş Osman ZOR olarak durum:

Ülkemizin durumuna üzülmemek mümkün mü?
Ülkemizi emanet edeceğimiz çocuklarımıza yığınla sorunlar bırakmaya hakkımız olmazsa gerek bugün içinde bulunduğumuz duruma bakarak geleceğe karamsar bakmayan sanırım çok az insan var.
Dünyada asırda bir gelen dâhilerimiz de yok ki bir çözüm getirsin biz o şansımızı gerilerde bıraktık. Kimseyi de mezarından çıkaramayacağımıza göre hiç değilse var olan potansiyel gücümüzü kullanmak zorundayız.
Şöyle etrafımıza bakalım hangi komşumuzla sorunumuz yok mevcut komşularımızla aramızdaki sorunlar yeni de değil bazı sorunların kökü tarihe dayanmakta bazı sorunlar var ki bunlar ulusların çoğalması ve ulusların beslenmesiyle ilgili su sorunu gibi rejim empoze gibi vs. karşılıklı ve üst düzey ziyaretlerde şatafatlı yemekli görüşmelerde dostluğunu vurgulayan komşularımız ülkelerine döndüklerinde başka ağızlarla konuşmaktadırlar.
Meseleleri ya kendi iç siyaset malzemesi olarak körüklemekteler ya da uluslar arası platformlarında lobiler oluşturarak aleyhimizde kamuoyu desteği sağlamaya çalışmaktadırlar.

 

Daha da ileri giderek bizim vatanımıza bir takım terör olaylarını gündemimize oturmaktadırlar. Hangi alanda olursa olsun göz ardı edilemeyecek ölçüde başarı sağladıkları bir gerçektir. Peki, bu olanlar karşısında bizler ne yapıyoruz.

 

Çok az şey ya da şeyler: Geçmişteki kahramanlıklarımıza uzatabileceğimiz zeytin dalına ya da Mehmetçiğin sarsılmaz imanlı gücüne sarılarak kendimizi avutuyoruz. Yani vatan millet Sakarya.

Nedense gerek gücümüzü bir türlü yansıtamıyoruz.

 

Haklı olduğumuz konularda bile haklılığımızı kabul ettiremiyoruz. Kıbrıs konusu gibi kısıtlı olan yaptırım gücümüzü teröre karşı kullanabiliyoruz. Fakat burada ağır bedeller ödeyerek devlet bütçesinin en büyük bölümü bu alanda kullanmak kaydıyla mademki vatan ve millet içindir.

Helal olsun diyor bu konunun da başarıyla sonuçlanacağına olan inancımı yitirmek istemiyorum.

 

Bu sorunların dışında ülkemin öyle sorunları var ki yukarıda anlatılanlardan daha hüzün verici yaratıkları içinde geleceğini yok etmeye çalışan insandan

Başka yaratık yoktur desem bilmem abartmış mı olurum çevresi ateş çemberine alınmış bir akrep bile yanacağını anlayınca zehrini kendine zerk ederek intihar edermiş oysa ülkemizin dışa bağımlı borcunu 24 saatte kesecek iş adamlarımız var

Ulkemiz konumu itibarıyla dünyanın en güzel yerinde hem coğrafi olarak hem de iklim olarak ayrıca denizleri boğazları akarsuları… Ovaları, dağları ve her yönüyle yaratanın bizlere gerçek bir lütufçu dört mevsimi aynı anda yaşayabiliyoruz.

 

Üç kıtayı birbirine bağlayan bir cennet vatan hep söylenir dünyada kendi kendini besleyebilen nadir yedi ülkeden biri Türkiye adeta dünya müzesi medeniyetler beşiği bunlara daha birçok methiyeler ilave edilebilir bunlar madalyonun bir yüzü ya da diğer yüzü.

 

Akarsularımız… Kirletilmişe. Kimisi de boşa akar gider… Daha birkaç yıl öncesine kadar içilebilen sular artık birer mikrop yuvasına dönüştürülmüştür. İnsanlar dağların nerelerinden tankerlerle içme suyu taşıyıp bu gereksinimlerine çareler aramaya başlamışlardır.

 

Yalnız kentler değil artık dağ köyleri bile içecek temiz sular aramakta topraklar susuzluktan yarılıyor fakat bazı akarsular boşa akar. Hava kirliliğinden birçok canlıyı yitirdik. Sıra artık onu kirletenlere gelmiş dayanmıştır. Ya bitki örtüsüne ne demeli. Saçkıran olmuş insan saçı gibi gittikçe ve hızla ormanlar yok oluyor. Yok eden kim, insan yenisini yetiştirmeyen kim o da insan.

 

Her yıl erozyona uğrayan ve adeta bir küçük Avrupa ülkesi kadar. Verimli topraklarımız göz göre yok oluyor.  Nedeni ise insan unsuru sen verimli topraklara mesken fabrika yapacaksın şehirler kasabalar kuracaksın sonrada tahıl ürünlerini dışarıdan satın alacaksın ondan sonra da inanmadığın halde biz kendi kendimizi beslemişken başkalarını da besleriz diyeceksin hiç hesapladık mı daha kaç yıl sürer bu kendimize yeterliliğimiz.

 

Aydın ovası Menderes ovası Çarşamba ovası Bafra ovası Çukur ova Adapazarı ovası, vs. bunların durumu içler acısı bu verimli topraklara alt yapısı sağlıksız yerleşim alanları yapacaksın sonrada geleceğe ümitle bakacaksın.

 

Bunun adına bindiğin dalı motorla, testereyle, kesmek denir.

Kendimize, insanlarımıza, çocuklarımızın geleceğine vatanımıza büyük bir ihanet içindeyiz de galiba farkında değiliz. GAP(Güney Doğu Anadolu Projesi) projesi için dökülen paralara helal olsun ancak yukarıda sayılan ovalar… Kendi kendine sulanan ovalardır, yazık oluyor geleceğimize bir taraftan zehirli hava bir taraftan da verimli ovalar katlı…

 

Bir tarafta içilemez hale getirilen sularımız.  Geleceğimize yazık oluyor. Ormanı ağaç olmayan, akciğeri olmayan bir insan nasıl ki yaşayamaz.  Ormanı olmayan bir ülkede düşünülemez. Bu vatanı çöl yapmaya hiçbir kimsenin hakkı yoktur.

 

Uğruna kanlarını dökenlerin kemiklerini sızlatmayalım. Yarınki nesillerin de lanetlerini hak etmeyelim. Ülkede yapılacak sanayi kuruluşlarının yapımından önce elbette bazı hesaplar yapılacaktır, fakat çevreye ve geleceğe olan zararları mutlaka çok iyi hesaplanmalıdır.

 

Geçmişte. Sivas ili Dirik ilçesi Türkiye’nin en zengin demir maden yataklarına sahiptir. Bu maden yataklarına çok yakın yerlerde de zengin kömür yatakları vardır.

 

Oysa buradan çıkarılan madenler İskenderun demir çelik-fabrikalarında işlenmektedir. ? Fabrika madene yakın yere yapılmış  olsa,..O  yörenin insanları iş olanağı bulsa .Ve binlerce ton hammadde taşınmadan yerinde işlense demirin maliyeti daha uygun olmaz mı?

 

Eskişehir ili Sivrihisar ilçesi çimento fabrikası hammaddenin çıktığı yerden yirmi kilometre uzağa kamyonlarla taşınmasa maliyeti daha ucuz olmaz mı?

 

Çarşamba ovasına kurulan azot fabrikası ile bakır, sülfat tesisleri o verimli topraklara ne kadar zarar verdiği hesaplanmışmıdır. Yetmişli yıllarda sırf siyasi nedenlerle yapılan fabrika temeli atma çalışmalarına ne demeli…

adoz10

O yıllarda Ordu ili Kargın mevkiinde kamulaştırılan ve idare binası bile yapılan Rulman fabrikası için yüz kırk dönüm fındık bahçesi kesilmişti. Hesapsızlığına ne demeli… Çünkü hammaddesinin Kastamonu dan dan getirileceği söyleniyordu.

Kastamonu ile Ordu ili arası takriben (400) dörtsüz kilometredir. Üstelik Kastamonu ilimiz Karadeniz bölgesinin en fakir illerindendir. Peki, o fabrika neden Kastamonu ya yapılmak istenmedi. Örnekleri çoğaltmak müm kün.

 

Ancak burada amaç geçmişi yargılamak değildir. Verilen örneklerde hatalı bilgiler verilmiş olabilir. Buradaki amaç artık hata ve yanlışlar yapılmadan çok iyi işler yapılarak doğrulara yönelmektir. Hatta bazı yanlışlar ve hatalar yararlı olacaksa düzeltilmelidir.

 

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede bulunmanın mutluluğunu yaşamaktayız. Çok yazık ki denizlerimiz de artık yavaş özelliklerini kaybetmektedir.

 

Oksijeni bitmek üzere olan adeta ölü denizler arasında yaşamaya zorlanıyoruz. Hem ülkemiz insanlarınca hemde yabancılar tarafından kirletilen denizlerimiz başta koli basili olmak üzere çeşitli zehirlerin yoğunlaştığı bir hale gelmektedir.

 

Denizlerimizi zehirli sularla mikroplu sularla çöplerle kirletmeye azami gayreti göstermekteyiz. Bunu dışında yabancı bandıralı gemiler bizim ilgisizliğimizi fırsat bilip çeşitli zehirli atıklarını denizlerimize boşaltmaktadırlar.

 

Avrupa’nın ortasından çıkan Tuna nehri ile Karatenize boşaltılan zehirli atıklar da cabası. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi Rusya ile anlaşan Kuzey ülkelerinin boğazlardan petrol taşıma istekleri ise ayrı bir sorundur.

166335 663352

Bu olayın gerçekleşmesi halinde Marmara denizi ve bunun çevresinde ki iller yaşanması muhtemel tehlikeleri düşünmek bile insanı ürkütmektedir. İnsanların beslenmesinde önemli yeri olan denizin buradan elde edilecek ürünlerin göz göre göre yok olması hangi yurtseveri üzmez ki. Hukuk, siyaset, askeri eğitim, sağlık, çalışma hayatı ve sosyal alanlarda ki görüşler ve öneriler ileride ayrıntılı olarak ele alınacaktır.

 

Ancak buraya kadar olan olumsuzluklar insanların umursamaz tutumları sonucu olan konulardır. Bozulan dengelerin düzeltilmesi son derece zor olan hatta mümkün olmayacak kadar zor olan konulardır.

 

Şimdi neler yapılması gerektiği konularını kısaca başlıklar altında açıklamaya çalışalım. Bu bölümde anlatılacak olan konuların birçoğuna bazı kesimlerin karşı çıkabileceğini düşünüyorum, fakat eğer ülkemizin yararın olacağına inanılıyorsa o zaman uygulanmasında bir sakınca yoktur.

 

Türkiye’nin amacının ileri düzeyde ki ulusları yakalamak hatta onların önünde olmaksa bazı zorlukları göğüslemek zorundayız.

 

Mademki Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.  Muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur, öyleyse bir yerlerden başlayıp bu ülkenin insanlarını layık olduğu yere yükseltmek zorundayız.

 

Türk halkı yıllardır hep özveride bulunmaktadır. Daha doğrusu ülkeyi yönetenler her zaman özveri istemişlerdir. Ülke bazen yetmiş sente muhtaç olmuş bazen elektrik enerjisini satın almıştır. Çoğu kez taşın altına parmağını değil kolunu sokmuştur.

 

Zaman zaman kemer sıkmış kimi zaman orta direk olmuş fakat her türlü zorluğa rağmen bir türlü ülke sorunları giderilememiştir. İşsizlik artarak çoğalmış, halk gittikçe fakirleşmiştir.

 

Bir başka deyişle tüm uğraşlara ve planlamalara rağmen istenilen düzeylere ulaşılamamıştır.

Kişi başına yıllık geliri üç bin doları geçmeyen ülkemiz yıllık geliri kişi başına altı bin dolar olan ülkelere yardım yapmıştır Azerbaycan gibi ülkelere..

 

Demokrasimiz zaman zaman kesintilere uğramış halk hep yasaklarla karşılaşmıştır. Sadece cumhuriyet döneminde değil Osmanlı döneminde de birçok yasaklar yaşanmıştır.

 

Ülkenin kalkınması için bazı liderler çıkmış bazı yenilikler yapmış fakat bunlar ülkeyi istenilen düzeye getirmeye yetmemiştir. Örneğin (3) Selim ve (2) Murat gibi yenilik yanlısı padişahlara gavur padişahlar denilebiliştir.

 

Böl, parçala, yönet sözü adeta bizim için söylenmiş. İlk kurduğumuz devletlerde? Batı Hun, Doğu Hun, Göktürk, Doğu Göktürk devletleri gibi devlet modelleri biz Türk’lere aittir.

 

Bunların sonuçları tarih sayfalarında Hant hant kavgaları ve Kardeşkanı dökülmeleri bedelleri ile ödemişizdir.

 

Bunlardan çok daha kötüsü ise Osmanlılar da 1326 yılında kurulan ve 1876 yılında kaldırılan yeniçeri ocağıdır. Bu ocak yabancı devşirmelerden olmuş devletin başına beşyüz yıl bela kesilmiştir.

 

Bazı padişahların kellesini kesen bazı padişahları tahttan indiren bazen saraylar yakan ve bazen de isyanlar çıkaran bu ordu yine -2.Mahmut tarafından kaldırılmış tarihimizde yeniçeri ocağının kaldırılması vakayı-hayriye olarak yerini almıştır.

 

Yerine Asa kir-i Maksure-yi Muhammedi-ye adlı ordu kurulmuştur. Osmanlı devletinin yönetim alanında ki belgede en önemli yönetimle ilgili hatalarının başında bu olay gelmiştir.

 

Cumhuriyet döneminin hatalı yönetim anlayışları ne gariptir ki çok partili dönemle başlamaktadır. Demokratikleşme ve özgürlüklerin uygar ülkeler düzeyine yükselmesi gerekirken aksine geriye gidiş olmuş zaman demokrasimiz kesintilere uğratılmıştır.

 

Orta Asya dan başlayan ve günümüz kadar geçen tarihimize bakıp bu tarihi dünya tarihi ile keşifler ve icatlar yönünden karşılaştırırsak Türk lebin isimlerine yok denecek kadar az rastlanmasına üzülmemek elde değildir. Birçok teknolojiyi, ilacı, motoru vs. dışarıdan ithal etmemiz koskoca imparatorluklar kuran biz Türkler’ i üzmektedir.

 

Her icat ve teknolojide yabancı patenti var. Hadi diyoruz bunlar insanlığın ortak malıdır iyide neden bizim adımızın geçtiği patenti bize ait olan evrensel markalı bir ürünümüz yok. Ay dan dan bile rahatlıkla görülen koskoca Çin Secini Çinliler Türklerden korktuğu için yapmışlardır. ?????

 

Çin şeddi yedi bin kilometre uzunluğunda yolu üzerinde arabaların bile yürüyeceği kadar genişlik vardır. Üç kıta üzerinde hükümdarlık kurmuşuz, ta Viyana kapılarına kadar dayanmışız, İstanbul u almış ve bir çağın sona ermesine ve bir çağın başlamasına neden olmuşuz,

 

Avrupa’yı titretmiş Haçlı ordularının yüzyıllar süren saldırıları karşısında hem ülkemizi ve hem de İslamiyet’i korumuşuz. Elbette bunlar azımsamayacak olaylardır.

 

İnsanlık âlemine kalıcı bir hizmet sunmanın yanında birçok yeniliğe kapalı kalmışız. Kolaycılık olan yolda yani yenilikleri ülkeye getirmede de çok gec kalmışız.

 

Herkesçe bilinen o ünlü matbaa olayı gibi 1450 yılında Almanya da icat oluyor. Ve bize 1727 yılında geliyor. Acıverı zaman—275–yıl gecıkme, Oda bir matbaacı tarafından getıren;  Müteferrika. Bugünkü bazı yazar ve çizerlerin yaptığı gibi tarihimizi yargılamak amacında değiliz. İlk Türk devleti olan Huğ devletinden günümüze kadar geçen şanlı tarihimize sahip çıkıyorum.

 

Eğrisiyle, doğrusuyla, acısıyla, tatlısıyla o bizim tarihimizdir. Emeği geçen herkesi de saygıyla anmak zorundayız. Bugün yapıldığı gibi bazı bölümleri iyidir sahip çıkalım, beğenmediğimiz bölümleri silip atalım, böyle şey olmaz.

 

Nitekim açık oturumlarda ve bazı basılı kaynaklarda bu tür olaylarla karşılaşıyoruz. Elbette tarihimizi bileceğiz ve irdeleyeceğiz. Ancak bunu daha çok geleceğimize yararlı olabilmesi açısından yapmalıyız.

 

Tartışmalara bakıyoruz da kimileri sanki iyiler benim kötüler sizin gibi kendilerine pay çıkarırcasına yâda karşısındakini suçlu görürcesine fikirler yürütüyorlar.

Tarih hepimizin malıdır, hepside atalarımızın bizlere mirasıdır, beğenmekte beğenmemekte bize aittir.

Bütün olumsuzluklara karşın yakın geçmişte olduğu gibi ülkenin kaderine rol oynayacak olan milletin temsilcileri ise-70-yetmiş milyona yakın halkın gözü önünde adeta tuluat tiyatrosu oynuyorlar.         Ülke sorunlarını bir tarafa bırakıp birbirleriyle belliği koltuk sevdaları yüzünden ülke sorunlarını daha da ağırlaştırıyorlar. ****Futbol takımı oyuncuları gibi bazen kendi partilerinden istifa ederek başka partiler geçiyorlar, hem de, seçenlerini hiçe sayarak bir parlamenterin ortalama sadece yirmi bin oyla seçildiğini varsayarak bu seçmenlerin iradesini neler uğruna teperek diğer tarafa geçiyorlar.

 

Acaba bu harekâtı yaparken tüm seçmenlerinden izin alıyorlar mı, Bunların dışında partiler arasında manevi konuları tartışılması söz konusu olmayacak konular tartışılıyor.

 

Bazen inançlar, ilkeler ve yasalar çiğneniyor. Tartışmalardaki üslup ve seviye bayağı seviyelere iniyor. Bunlarda tüm insanlarımıza kötü örnekler teşkil ediyor.

 

Genç nasıl ise güvensizliğe ve karamsarlığa kapılıyor, çünkü çok söz ve vaat az icraat var, halkın arasından bazıları da değişik düşüncelere kapılıyor kötülük yapabilme cesaretleri artıyor.

 

Bilindiği gibi enflasyon faizcilik, hırsızlık, yolsuzluk, büyücülük, falcılık ve akla ne gelirse insanlığa din ve bilime uymayan bir sürü olaylar çoğalıp büyüyor. Kalkınmış ülkelere şöyle bir bakarsak çoğu kendi gücünü kullanarak kalkınmışlardır.

 

Örneğin Almanya’nın kalkınmasında Amerika’n sermayesinin rolü olmuştur. Ancak Almanya’nın kalkınması Avrupa ve Ortadoğu da ki birçok pazarı Amerikalıların elinden alınmasına neden olmuştur. Yani hiçbir kalkınmış ülke bir başka ülkenin kalkınmasına asla yardımcı olmaz.

 

Başkalarından yardım alarak kalkınacağız demek kendimizi kandırmaktan ve sömürülmekten öteye bir şey getirmez. O zaman bir tek alternatifimiz var, o da kendi ayaklarımız üzerinde durmayı bilmek ve bunu başarmak ve buna mecburuz. Başarmaktan başka çaremiz yoktur. Ülkemizin daha iyi olmasını isteyişimizden geçen buraya kadar çizilen tablo belki biraz karamsardır.

 

Ancak hiç kimse ümitsiz olmasın eninde sonunda bizim bunu başaracağımıza hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bir işe başlamak başarmanın güvencesi olacaktır. Önsöz bölümünde ve yönetim bölümünün başındaki demokrasiye ters düşme ve tepki alma gibi anlamlar içermekteydi.

 

Bunlar iyi niyetle söylenmiş ve ülkenin esenliği için düşünülmüştür. 1980 ihtilalini gerçekleştiren Sayın Kenan EVREN Paşa 1961 anayasasının getirdiği demokrasi ve özgürlükler Türk halkına bol gelen bir gömlek gibiydi, anlamına gelen ifadeler kullanmıştı.

 

Ülkemizde yaşayan insanların yaptıklarına bakınca bu sözlere katılmamak mümkün değildi.

Hiç kimse bu sözlere katılanları da vatan havini ve demokrasi düşmanı falan ilan etmeğe kalkışmasın, çünkü bizim halkımızın bir kısım demokrasiyi özümseyememiş yâda onu özümseyecek kültür ve olgunluğa ulaşamamıştır. İnsanlarımızda bir kısmı iyi giyinip çalışmadan üretmeden çok kazanmayı ve köşeyi dönmeyi özgürlük sayıyor.

 

Yasalara uymamayı kurallara uymamayı özgürlük sayanlarımız var. İnsanlara küfretmeyi özgürlük sayanlarımız var. Gerek ekonomik bakımdan gerekse yaş bakımından kendinden küçük gördüklerine tepeden bakmayı sevgi ve şefkat göstermemeyi de özgürlükten sayanlarımız var.

 

Dahası devlet içinde devlet kurma heveslerini bir ulusun bayrağını ayaklar altına alma cesaretini göstermeyi özgürlükten sayanlar var.

 

Cumhuriyet devletinin bir ferdi olarak hatta cumhuriyet devletinin bir vatandaşı olarak onun kurucusu Atatürk ve ilkelerine hakaret etmeyi özgürlükten sayanlarımız var. Öyleyse bizim halkımızın birçoğu özgürlüğün ve demokrasinin ne demek olduğunu ya özümseyememişti yâda bilerek ve kasıtlı hareket etmektedir.

 

Ülkeyi yönetmeye talip siyasi oluşumlar birbirleriyle rekabetin dozunu aşan boyutlarda kapışıyorlar, aslında programları incelenirse parti isim ve amblemlerini değişik olarak görürsünüz. Söylem farklılığı varmış gibi görünse de kalkınma anlamında önemli farklılıkları yoktur.

 

Kendilerine ait konularda da %99 kesin anlaşılırlar. Yüksek maaş, kiyak emeklilik, adama iş bulma vs. gibi bürokrat kadrolar siyasi kadrolar boyutlarını aşmış durumda, bazıları öylesine büyük işler kıvırıyorlar ki TBMM sinin üstünde işler peşindeler.

Milli Savunma, Milli İstihbarat, Genel Kurmay gibi kurumları bile aşan boyutlara varan işler hiç kimsenin bilmediği ama herkesin ayrı söz söyleyip yorum yapabileceği akıl almaz işler, faili meçhul aydın cinayetleri devlet içinde devlete çatışan özel güçler gibi kimilerine katil kimilerine göre milli kahraman olan birtakım insanlar milletin

Gözüne baka kendilerini siyasi ve oluşumlarını ülkeyi yönetecek en dürüst kadrolar olarak vasıflandırılırlar.

 

Kimileri halkın bıyığı, sakalı, şalvarı, sarığı, eşarbı, türbanı vs. ile uğraşır. Ülkenin gündemini hep duygu sömürüsü, inanç sömürüsü konularla sürdürüp dururlar. Bir rivayete göre de inananlar inanmayanlar var.

 

Bu kokuşmuş suni gündemler yıllardır devam etmiş ve daha da edeceğe benziyor. Tabanda yaşayanlar arasında böyle sorunlar pek yoktur.  Halkın arasında pek ala bir hoşgörü var ama tepedekiler gerçekçi olup ülke sorunlarını halledemeyeceğini bildiklerinden mevcut sistem içinde sandalye ve koltuklarını sağlamlaştırmak için hiçbir şey vermedikleri halktan o almak uğruna bunları yapıyorlar.

 

Yakalamaya çalışmak zorunda olduğumuz ülkelerden bazıları kanser, AIDS, Hematit B,şeker vb. hastalıkları yenme yolunda çalışmalar yapıyorlar.

 

Kimileri hücre yenileyen hücreleri üreterek yaşlanmayı durdurma çalışmaları yapıyor hatta ölümsüzlüğün ilacını bulabilir miyim diye düşünüyorlar.

 

Kimileri yağmur bulutlarından oluşacak olası bir savaş silahlarını üretmeyi, kimileride uzayda üsler kurmayı düşünüyor.

 

Ey benim büyük milletimin evlatları bu ülkeyi yönetmeye talip olan kadroları, sizler nelerle uğraşıyorsunuz. Bizleri nelerle oyalıyorsunuz. Yoksa sizler bu ülkenin yaşlısını, gencini, okumuşunu, okutmamış olduklarınızı ahmak mı sanıyorsunuz!!!

 

 

Milat tarıhı 1999 Depremınden sonra Ülkem için duşunduğum u kaleme aldım paylaşılmasını istediğim i ilgili kurum ve makamlara gonderdim. Ben T.C.vatandaşi Osman Zor İle ile iletişim kurmak isteyen lerın dıkkatıne 0264,2770082—/  0545,5560618 —İLETİŞİM                         ( -1 )

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir