Osman Zor’un Penceresinden Dünya’ya Bakışı

Posted By on 13/06/2015

OSMAN ZOR’UN  PENCERESİNDEN

DÜNYA’YA BAKIŞI

Bireyler ürettikçe  özgür;özgür oldukça’a  üretken olur bu duygudan hareketle bende diyorum ki  mevcut özgürlük  ortamı içinde kullanacağım  özgürlüğün  sınırları  nereye varır bilmem ama ülkem için fikir  üreteyim diyorum.

Duygu ve  düşüncelerimi aktaracağım bu küçük yapıtta bazı özgürlüklere  eleştiri getireceğimden  belki de bu defa ben özgürlüğümü kullanayım istedim.

Yasaklı  konuşmayan toplum oluşumuz  karşı görüşlerden  özür dilemeyi peşinen  görev sayıyorum.

Anlatmak istenenler  herhangi bir  ideolojinin kesin sonuçları değildir  belki de  tüm ideolojilerin  ortak sonucu  olan bir yurtseverlik  sonucudur.

Buradaki amaç ülkenin insanlarının onurunu ve bağlı olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin onurunu daha yukarıya temel amaçlardan biri ise ülkem için ülkemin insanları için fikir üreterek ülkemizi yoksulluktan kurtarmak başka ülkelerden borç para almaktan kurtarmak uğruna neler yapılabilir diye çözümler üretmektir.

Art niyet  taşımadığımı her şeyin insanlarımız ve  ülkemiz için olduğunu yazılarımın  okundukça  anlaşılacağından  bu konuda fazla mutsuz  olmayacağım inancındayım.

Çünkü  bu ülkede yaşayan herkes gibi  bende ülkemi ve  insanlarımızı  çok seviyorum.

Vatandaş Osman ZOR  olarak durum:

Ülkemizin durumuna üzülmemek  mümkün mü?

Ülkemizi  emanet edeceğimiz çocuklarımıza   yığınla  sorunlar  bırakmaya  hakkımız olmazsa  gerek bugün içinde bulunduğumuz  duruma bakarak  geleceğe  karamsar  bakmayan  sanırım çok az insan var.

Dünyada  asırda bir gelen  dahilerimiz de  yok ki  bir çözüm  getirsin  biz o şansımızı  gerilerde  bıraktık.

Kimseyi de  mezarından  çıkaramayacağımıza  göre  hiç değilse  var olan  potansiyel  gücümüzü kullanmak zorundayız.

Şöyle etrafımıza  bakalım hangi  komşumuzla  sorunumuz  yok mevcut komşularımızla  aramızdaki  sorunlar yeni de değil bazı  sorunların kökü  tarihe dayanmakta  bazı  sorunlar var ki  bunlar ulusların  çoğalması  ve  ulusların beslenmesiyle ilgili  su sorunu gibi rejim empoze gibi vs. karşılıklı  ve üst düzey  ziyaretlerde şatafatlı  yemekli görüşmelerde dostluğunu vurgulayan  komşularımız  ülkelerine döndüklerinde  başka  ağızlarla konuşmaktadırlar.

Meseleleri  ya kendi  iç siyaset  malzemesi  olarak körüklemekteler ya da  uluslar arası  platformlarında  lobiler oluşturarak  aleyhimizde  kamuoyu  desteği  sağlamaya  çalışmaktadırlar.

Daha  da ileri  giderek  bizim  vatanımıza bir takım  terör  olaylarını gündemimize   oturmaktadırlar.

Hangi alanda  olursa olsun  göz ardı edilemeyecek  ölçüde başarı sağladıkları  bir gerçektir.

Peki bu  olanlar karşısında  bizler ne yapıyoruz. Çok az şey  ya da şeyler:

Geçmişteki kahramanlıklarımıza uzatabileceğimiz zeytin dalına ya da Mehmetçiğin  sarsılmaz imanlı gücüne sarılarak  kendimizi  avutuyoruz yani vatan millet Sakarya.

nedense gerek  gücümüzü bir türlü  yansıtamıyoruz  haklı  olduğumuz  konularda  bile  haklılığımızı  kabul ettiremiyoruz. Kıbrıs konusu  gibi kısıtlı  olan  yaptırım  gücümüzü

teröre karşı  kullanabiliyoruz.

Fakat burada  ağır bedeller  ödeyerek  devlet bütçesinin  en büyük bölümü  bu  alanda  kullanmak kaydıyla  mademki  vatan ve millet  içindir. Helal olsun diyor   bu konunun da  başarıyla  sonuçlanacağına  olan inancımı  yitirmek istemiyorum.

Bu sorunların  dışında  ülkemin  öyle sorunları var ki  yukarıda  anlatılanlardan  daha hüzün verici  yaratıkları  içinde  geleceğini  yok etmeye  çalışan  insandan  başka yaratık yoktur desem  bilmem abartmış mı  olurum çevresi ateş  çemberine  alınmış bir akrep  bile yanacağını anlayınca  zehrini kendine   zerk ederek intihar edermiş  oysa  ülkemizin dışa bağımlı  borcunu  24 saatte keserek  iş adamlarımız  var ülkemiz  konumu  itibarıyla  dünyanın  en güzel yerinde  hem coğrafi  olarak hem de iklim olarak  ayrıca denizleri  boğazları   akarsuları… ovaları,dağları ve her  yönüyle  yaratanın bizlere    gerçek bir lütufçu  dört  mevsimi  aynı  anda   yaşayabiliyoruz.

Üç kıtayı birbirine bağlayan  bir cennet  vatan hep söylenir dünyada  kendi kendini  besleyebilen nadir yedi ülkeden biri Türkiye adeta dünya  müzesi  medeniyetler  beşiği  bunlara  daha  bir çok  methiyeler ilave  edilebilir bunlar madalyonun  bir yüzü  ya da  diğer yüzü.

globe-animatedAkarsularımız…Kirletilmişe.  Kimisi de  boşa akar gider…

Daha  birkaç  yıl öncesine  kadar içilebilen  sular artık birer  mikrop  yuvasına dönüştürülmüştür. İnsanlar  dağların nerelerinden  tankerlerle içme suyu  taşıyıp  bu gereksinimlerine     çareler aramaya  başlamışlardır.

Yalnız kentler değil  artık dağ köyleri  bile  içecek temiz sular aramakta  topraklar susuzluktan  yarılıyor fakat  bazı akarsular  boşa akar  hava kirliliğinden birçok  canlıyı yitirdik. Sıra  artık  onu kirletenlere gelmiş dayanmıştır.

 

Ya bitki örtüsüne ne demeli. Saçkıran  olmuş insan saçı gibi gittikçe ve hızla ormanlar yok oluyor yok eden kim, insan yenisini yetiştirmeyen kim o da insan.

Her yıl erozyona uğrayan ve adeta bir küçük  Avrupa ülkesi kadar verimli

topraklarımız göz göre yok oluyor nedeni ise insan unsuru sen verimli

topraklara mesken fabrika yapacaksın şehirler kasabalar kuracaksın sonrada tahıl

ürünlerini dışarıdan satın alacaksın ondan sonra da inanmadığın halde biz kendi

kendimizi beslemişken başkalarını da besleriz diyeceksin hiç hesapladık mı

daha kaç yıl sürer bu kendimize yeterliliğimiz.

Aydın ovası Menderes ovası Çarşamba ovası Bafra ovası  Çukur ova Adapazarı ovası,vs. bunların durumu içler acısı bu verimli topraklara alt yapısı sağlıksız yerleşim alanları yapacaksın sonrada geleceğe ümitle bakacaksın. Bunun adına bindiğin dalı motorla, testereyle, kesmek denir.

Kendimize, insanlarımıza,çocuklarımızın geleceğine vatanımıza büyük bir ihanet içindeyiz de galiba farkında değiliz.

GAP(Güney Doğu Anadolu Projesi) projesi için dökülen paralara helal olsun ancak yukarıda sayılan ovalar… kendi kendine sulanan ovalardır,yazık oluyor geleceğimize bir taraftan zehirli hava bir taraftan da verimli ovalar katlı…

Bir tarafta içilemez hale getirilen sularımız geleceğimize yazık oluyor. Ormanı ağaç olmayan, akciğeri olmayan bir insan nasıl ki yaşayamaz ormanı olmayan bir ülkede düşünülemez. Bu vatanı çöl yapmaya hiçbir kimsenin hakkı yoktur.

Uğruna kanlarını dökenlerin kemiklerini sızlatmayalım. Yarınki nesillerin de lanetlerini hak etmeyelim.

Ülkede yapılacak sanayi kuruluşlarının yapımından önce elbette bazı hesaplar yapılacaktır, fakat çevreye ve geleceğe olan zararları mutlaka çok iyi hesaplanmalıdır.

Geçmişte birçok hatalar yapılmıştır. Bu hataların art niyetle yapılmadığı ama iyi hesaplanmadığı için yapılmış olabilir bilinen birkaç örnek vermek gerekirse Sivas ili Dirik ilçesi Türkiye’nin en zengin demir maden yataklarına sahiptir. Bu maden yataklarına çok yakın yerlerde de  zengin kömür yatakları vardır. Oysa buradan çıkarılan madenler İskenderun demir çelik-fabrikalarında işlenmektedir. Fabrika madene yakın yere yapılmış olsa o yörenin insanları iş olanağı bulsa ve binlerce ton hammadde taşınmadan yerinde işlense demirin maliyeti daha uygun olmazcıydı.

Eskişehir ili Sivrihisar ilçesi çimento fabrikası hammaddenin çıktığı yerden yirmi kilometre uzağa kamyonlarla taşınmasa maliyeti daha ucuz olmazcıydı.

Çarşamba ovasına kurulan azot fabrikası ile bakır, sülfat tesisleri o verimli topraklara ne kadar zarar verdiği hesaplanmışçıdır.

Yetmişli yıllarda sırf siyasi nedenlerle yapılan fabrika temeli atma çalışmalarına ne demeli…

O yıllarda Ordu ili Kargın mevkiinde kamulaştırılan ve idare binası bile yapılan Rulman fabrikası için yüz kırk dönüm fındık bahçesi kesilmişti. Hesapsızlığına ne demeli… Çünkü hammaddesinin Kastamonu dan getirileceği söyleniyordu. Kastamonu ile Ordu ili arası takriben (400) dörtsüz kilometredir. Üstelik Kastamonu ilimiz Karadeniz bölgesinin en fakir illerindendir. Peki o fabrika neden Kastamonu ya yapılmak istenmedi. Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Ancak burada amaç geçmişi yargılamak değildir. Verilen örneklerde hatalı bilgiler verilmiş olabilir. Buradaki amaç artık hata ve yanlışlar yapılmadan çok iyi işler yapılarak doğrulara yönelmektir. Hatta bazı yanlışlar ve hatalar yararlı olacaksa düzeltilmelidir.

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede bulunmanın mutluluğunu yaşamaktayız. Çok yazık ki denizlerimiz de artık yavaş özelliklerini kaybetmektedir. Oksijeni bitmek üzere olan adeta ölü denizler arasında yaşamaya zorlanıyoruz. Hem ülkemiz insanlarınca hemdi yabancılar tarafından kirletilen denizlerimiz başta koli basili olmak üzere çeşitli zehirlerin yoğunlaştığı bir hale gelmektedir.

Denizlerimizi zehirli sularla mikroplu sularla çöplerle kirletmeye azami gayreti göstermekteyiz. Bunu dışında yabancı bandıralı gemiler bizim ilgisizliğimizi fırsat bilip çeşitli zehirli atıklarını denizlerimize boşaltmaktadırlar. Avrupa’nın ortasından çıkan Tuna nehri ile Karatenize boşaltılan zehirli atıklar da cabası. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi Rusya ile anlaşan Kuzey ülkelerinin boğazlardan petrol taşıma istekleri ise ayrı bir sorundur. Bu olayın gerçekleşmesi halinde Marmara denizi ve bunun çevresinde ki iller yaşanması muhtemel tehlikeleri düşünmek bile insanı ürkütmektedir.

2784104897_054121d4d5_o

İnsanların beslenmesinde önemli yeri olan denizin buradan elde edilecek ürünlerin göz göre göre yok olması hangi yurtseveri üzmez ki.

Hukuk,siyaset,askeri eğitim,sağlık, çalışma hayatı ve sosyal alanlarda ki görüşler ve öneriler ileride ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Ancak buraya kadar olan olumsuzluklar insanların umursamaz tutumları sonucu olan konulardır.

Bozulan dengelerin düzeltilmesi son derece zor olan hatta mümkün olmayacak kadar zor olan konulardır.

Şimdi neler yapılması gerektiği konularını kısaca başlıklar altında açıklamaya çalışalım. Bu bölümde anlatılacak olan konuların birçoğuna bazı kesimlerin karşı çıkabileceğini düşünüyorum, fakat eğer ülkemizin yararın olacağına inanılıyorsa o zaman uygulanmasında bir sakınca yoktur.

Türkiye’nin amacının ileri düzeyde ki ulusları yakalamak hatta onların önünde olmaksa bazı zorlukları göğüslemek zorundayız. Mademki Türk’ün  Türk’ten başka dostu yoktur muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur, öyleyse bir yerlerden başlayıp bu ülkenin insanlarını layık olduğu yere yükseltmek zorundayız.

Türk halkı yıllardır hep özveride bulunmaktadır. Daha doğrusu ülkeyi yönetenler her zaman özveri istemişlerdir. Ülke bazen yetmiş sente muhtaç olmuş bazen elektrik enerjisini satın almıştır.

Çoğu kez taşın altına parmağını değil kolunu sokmuştur. Zaman zaman kemer sıkmış kimi zaman orta direk olmuş fakat her türlü zorluğa rağmen bir türlü ülke sorunları giderilememiştir. İşsizlik artarak çoğalmış, halk gittikçe fakirleşmiştir. Bir başka deyişle tüm uğraşlara ve planlamalara rağmen istenilen düzeylere ulaşılamamıştır.

Kişi başına yıllık geliri üç bin doları geçmeyen ülkemiz yıllık geliri kişi başına altı bin dolar olan ülkelere yardım yapmıştır Azerbaycan gibi ülkelere..

Demokrasimiz zaman zaman kesintilere uğramış halk hep yasaklarla karşılaşmıştır. Sadece cumhuriyet döneminde değil Osmanlı döneminde de birçok yasaklar yaşanmıştır. Ülkenin kalkınması için bazı liderler çıkmış bazı yenilikler yapmış fakat bunlar ülkeyi istenilen düzeye getirmeye yetmemiştir. Örneğin (3) Selim ve (2) Murat gibi yenilik yanlısı padişahlara gavur padişahlar denilebiliştir.

Böl,parçala,yönet sözü adeta bizim için söylenmiş. İlk kurduğumuz devletlerde Batı Hun,Doğu Hun,Göktürk,Doğu Göktürk devletleri gibi devlet modelleri biz Türk’lere aittir. Bunların sonuçları tarih sayfalarında Hant kavgaları ve Kardeşkanı  dökülmeleri bedelleri ile ödemişizdir. Bunlardan çok daha kötüsü ise Osmanlılar da 1326 yılında kurulan ve 1876 yılında aldırılan yeniçeri ocağıdır. Bu ocak yabancı devşirmelerden olmuş devletin başına beşyüz yıl bela kesilmiştir. Bazı padişahların kellesini kesen bazı padişahları tahttan indiren bazen saraylar yakan ve bazen de isyanlar çıkaran bu ordu yine 2.Mahmut tarafından kaldırılmış tarihimizde yeniçeri ocağının kaldırılması vakayı-hayriye olarak yerini almıştır. Yerine Asa kir-i Maksure-yi Muhammedi-ye adlı ordu kurulmuştur. Osmanlı devletinin yönetim alanında ki belgede en önemli yönetimle ilgili hatalarının başında bu olay gelmiştir.

Cumhuriyet döneminin hatalı yönetim anlayışları ne gariptir ki çok partili dönemle başlamaktadır. Demokratikleşme ve özgürlüklerin uygar ülkeler düzeyine yükselmesi gerekirken aksine geriye gidiş olmuş zaman demokrasimiz kesintilere uğratılmıştır.

Orta Asya dan başlayan ve günümüz kadar geçen tarihimize bakıp bu tarihi dünya tarihi ile keşifler ve icatlar yönünden karşılaştırırsak Türk lebin isimlerine yok denecek kadar az rastlanmasına üzülmemek elde değildir. Birçok teknolojiyi, ilacı, motoru vs. dışarıdan ithal etmemiz koskoca imparatorluklar kuran biz Türkler’ i üzmektedir.

Her icat ve teknolojide yabancı patenti var. Hadi diyoruz bunlar insanlığın ortak malıdır iyide neden bizim adımızın geçtiği patenti bize ait olan evrensel markalı bir ürünümüz yok. Ay dan bile rahatlıkla görülen koskoca Çin Secini Çinliler Türklerden korktuğu için yapmışlardır. Çin şeddi yedi bin kilometre uzunluğunda olu üzerinde arabaların bile yürüyeceği kadar genişlik vardır. Üç kıta üzerinde hükümdarlık kurmuşuz, ta Viyana kapılarına kadar dayanmışız, İstanbul u almış ve bir çağın sona ermesine ve bir çağın başlamasına neden olmuşuz, Avrupa’yı titretmiş Haçlı ordularının yüzyıllar süren saldırıları karşısında hem ülkemizi ve hem de İslamiyet’i korumuşuz. Elbette bunlar azımsamayacak olaylardır.

İnsanlık alemine kalıcı bir hizmet sunmanın yanında birçok yeniliğe kapalı kalmışız. Kolaycılık olan yolda yani yenilikleri ülkeye getirmede de çok kalmışız. Herkesçe bilinen o ünlü matbaa olayı gibi 1450 yılında Almanya da icat oluyor ve bize 1727 yılında geliyor, oda bir matbaacı tarafından; İbrahim Müteferrika.

Bugünkü bazı yazar ve çizerlerin yaptığı gibi tarihimizi yargılamak amacında değiliz. İlk Türk devleti olan Huğ devletinden günümüze kadar geçen şanlı tarihimize sahip çıkıyorum. Eğrisiyle,doğrusuyla,acısıyla,tatlısıyla  o bizim tarihimizdir. Emeği geçen herkesi de saygıyla anmak zorundayız.

Bugün yapıldığı gibi bazı bölümleri iyidir sahip çıkalım, beğenmediğimiz bölümleri silip atalım, böyle şey olmaz. Nitekim açık oturumlarda ve bazı basılı kaynaklarda bu tür olaylarla karşılaşıyoruz. Elbette tarihimizi bileceğiz ve irdeleyeceğiz. Ancak bunu daha çok geleceğimize yararlı olabilmesi açısından yapmalıyız.  Tartışmalara bakıyoruz da kimileri sanki iyiler benim kötüler sizin gibi kendilerine pay çıkarırcasına yada karşısındakini suçlu görürcesine fikirler yürütüyorlar. Tarih hepimizin malıdır,hepside atalarımızın bizlere mirasıdır, beğenmekte beğenmemekte bize aittir.

Bütün olumsuzluklara karşın yakın geçmişte olduğu gibi ülkenin kaderine rol oynayacak olan milletin temsilcileri ise yetmiş milyona yakın halkın gözü önünde adeta tuluat tiyatrosu oynuyorlar. Ülke sorunlarını bir tarafa  bırakıp birbirleriyle belliği koltuk sevdaları yüzünden ülke sorunlarını daha da ağırlaştırıyorlar. Futbol takımı oyuncuları gibi bazen kendi partilerinden istifa ederek başka partiler geçiyorlar, hem de seçenlerini hiçe sayarak bir parlamenterin ortalama sadece yirmi bin oyla seçildiğini varsayarak bu seçmenlerin iradesini neler uğruna teperek diğer tarafa geçiyorlar. Acaba bu harekatı yaparken tüm seçmenlerinden izin alıyorlar mı, bunların dışında partiler arasında manevi konuları tartışılması söz konusu olmayacak konular tartışılıyor. Bazen inançlar, ilkeler ve yasalar çiğneniyor. Tartışmalardaki üslup ve seviye bayağı seviyelere iniyor. Bunlarda tüm insanlarımıza kötü örnekler teşkil ediyor. Genç nasıl ise güvensizliğe ve karamsarlığa kapılıyor, çünkü çok söz ve vaat az icraat var, halkın arasından bazıları da değişik düşüncelere kapılıyor kötülük yapabilme cesaretleri artıyor. Bilindiği gibi enflasyon faizcilik,hırsızlık, yolsuzluk,büyücülük,falcılık ve akla ne gelirse insanlığa din ve bilime uymayan bir sürü olaylar çoğalıp büyüyor.

Kalkınmış ülkelere şöyle bir bakarsak çoğu kendi gücünü kullanarak kalkınmışlardır. Örneğin Almanya’nın kalkınmasında Amerika’n sermayesinin rolü olmuştur. Ancak Almanya’nın kalkınması Avrupa ve Ortadoğu da ki birçok pazarı Amerikalıların elinden alınmasına neden olmuştur. Yani hiçbir kalkınmış ülke bir başka ülkenin kalkınmasına asla yardımcı olmaz. Başkalarından yardım alarak kalkınacağız demek kendimizi kandırmaktan ve sömürülmekten öteye bir şey getirmez. O zaman bir tek alternatifimiz var,o da kendi ayaklarımız üzerinde durmayı bilmek ve bunu başarmak ve buna mecburuz başarmaktan başka çaremiz yoktur. Ülkemizin daha iyi olmasını isteyişimizden geçen buraya kadar çizilen tablo belki biraz karamsardır. Ancak hiç kimse ümitsiz olmasın eninde sonunda bizim bunu başaracağımıza hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bir işe başlamak başarmanın güvencesi olacaktır.

Önsöz bölümünde ve yönetim bölümünün başındaki demokrasiye ters düşme ve tepki alma gibi anlamlar içermekteydi. Bunlar iyi niyetle söylenmiş ve ülkenin esenliği için düşünülmüştür.

1980 ihtilalini gerçekleştiren sayın Kenan EVREN Paşa 1961 anayasasının getirdiği demokrasi ve özgürlükler Türk halkına bol gelen bir gömlek gibiydi, anlamına gelen ifadeler kullanmıştı.

Ülkemizde yaşayan insanların yaptıklarına bakınca bu sözlere katılmamak mümkün değildi. Hiç kimse bu sözlere katılanları da vatan havini ve demokrasi düşmanı falan ilan etmeğe kalkışmasın, çünkü bizim halkımızın bir kısım demokrasiyi özümseyememiş yada onu özümseyecek kültür ve olgunluğa ulaşamamıştır. İnsanlarımızda bir kısmı iyi giyinip çalışmadan üretmeden çok kazanmayı ve köşeyi dönmeyi özgürlük sayıyor. Yasalara uymamayı   kurallara uymamayı özgürlük sayanlarımız var, insanlara küfretmeyi özgürlük sayanlarımız var gerek ekonomik bakımdan gerekse yaş bakımından kendinden küçük gördüklerine tepeden bakmayı sevgi ve şefkat göstermemeyi de özgürlükten sayanlarımız var. Dahası devlet içinde devlet kurma heveslerini bir ulusun bayrağını ayaklar altına alma cesaretini göstermeyi özgürlükten sayanlar var. Cumhuriyet  devletinin bir ferdi olarak hatta cumhuriyet devletinin bir vatandaşı olarak onun kurucusu Atatürk ve ilkelerine hakaret etmeyi özgürlükten sayanlarımız var.

Öyleyse bizim halkımızın birçoğu özgürlüğün ve demokrasinin ne demek olduğunu ya özümseyememişti yada bilerek ve kasıtlı hareket etmektedir.

Ülkeyi yönetmeye talip siyasi oluşumlar birbirleriyle rekabetin dozunu aşan boyutlarda kapışıyorlar, aslında programları incelenirse parti isim ve amblemlerini değişik olarak görürsünüz.

Söylem farklılığı varmış gibi görünse de kalkınma anlamında önemli farklılıkları yoktur.

Kendilerine ait konularda da %99 kesin anlaşılırlar. Yüksek maaş, kıyak emeklilik ,adama iş bulma vs. gibi bürokrat kadrolar siyasi kadrolar boyutlarını aşmış durumda, bazıları öylesine büyük işler kıvırıyorlar ki TBMM sinin üstünde işler peşindeler.

Milli Savunma, Milli İstihbarat, Genel Kurmay gibi kurumları bile aşan boyutlara varan işler hiç kimsenin bilmediği ama herkesin ayrı söz söyleyip yorum yapabileceği akıl almaz işler, faili meçhul aydın cinayetleri devlet içinde devlete çatışan özel güçler gibi kimilerine katil kimilerine göre milli kahraman olan birtakım insanlar milletin gözüne baka kendilerini siyasi ve oluşumlarını ülkeyi yönetecek en dürüst kadrolar olarak vasıflandırılırlar.

Kimileri halkın bıyığı,sakalı,şalvarı,sarığı,eşarbı,türbanı vs. ile uğraşır. Ülkenin gündemini hep duygu sömürüsü, inanç sömürüsü konularla sürdürüp dururlar. Bir rivayete göre de inananlar inanmayanlar var.

Bu kokuşmuş suni gündemler yıllardır devam etmiş ve daha da edeceğe benziyor. Tabanda yaşayanlar arasında böyle sorunlar pek yoktur, halkın arasında pek ala bir hoşgörü var ama tepedekiler gerçekçi olup ülke sorunlarını halledemeyeceğini bildiklerinden mevcut sistem içinde sandalye ve koltuklarını sağlamlaştırmak için hiçbir şey vermedikleri halktan o almak uğruna bunları yapıyorlar.

Yakalamaya çalışmak zorunda olduğumuz ülkelerden bazıları kanser,AIDS,Hematit B,şeker vb. hastalıkları yenme yolunda çalışmalar yapıyorlar. Kimileri hücre yenileyen hücreleri üreterek yaşlanmayı durdurma çalışmaları yapıyor hatta ölümsüzlüğün ilacını bulabilir miyim diye düşünüyorlar. Kimileri yağmur bulutlarından oluşacak olası bir savaş silahlarını üretmeyi, kimileride uzayda üsler kurmayı düşünüyor.

Ey benim büyük milletimin evlatları bu ülkeyi yönetmeye talip olan kadroları, sizler nelerle uğraşıyorsunuz . Bizleri nelerle oyalıyorsunuz. Yoksa sizler bu ülkenin yaşlısını, gencini, okumuşunu, okutmamış olduklarınızı ahmak mı sanıyorsunuz!

globe-animatedBÜYÜK MİLLET MECLİSİ NASIL OLMALI

Gelecekteki  milletvekili  sayımızı düşünelim. Örneğin bir milyon nüfusa dört milletvekili temsil etsin. Türkiye  nüfusu  yetmiş milyon ise  bu hesaba göre  milletvekili toplam sayımız ikiyüzseksen olsun seçimlerde  seçmenin  idaresi  demokratik  ölçülerde  sonuçlara  yansısın delege sistemi kalsın  merkez yoklamasıyla aday belirlenmesi  uygulamasına son verilsin  bir seçim bölgesinin  çıkaracağı milletvekili sayısının  ve katı  kadar aday her partinin  listesinde bulunsun  bu sıralamayı  o seçim bölgesinde ki partilere üye olan üyelerce  sırama yapılsın seçimlerin  tercihi verecekleri  oylar sayılırken  o seçim bölgesinde  en çok oyu alanlar partilere göre  sıralansın  baraj sistemi kaldırılsın

Böylece seçmenin  demokratik  iradesi sonuca yansısın  böylece her düşüncede  ki  partilerinde  parlamentoya girmesi  sağlanmış  olur  diyelim ki  seçim bitti. İkinci bir seçime  kadar bir  milletvekili  partisinden istifa ederse   milletvekilliğinden  de istifa etmiş sayılmalı  böyle durumlarda  o seçim bölgesinden  yedekler arasından en yüksek oyu almış olan kişinin  parlamentoya  girmesine olanak  sağlamalıdır. Burada yanlışlığa meydan  vermemek için şunuda açıklayalım istifa eden milletvekilinin  yerine aynı  partiden de olabilir başka  partilerden de olabilir yani en çok oy alan kimse   meclise girer  böylece  kişinin  iradesi  bir kalemde  silinmemiş olur.

    globe-animated HÜKÜMET NASIL OLMALI

Yarı başkanlık  veya  tam başkanlık olmalı. Büyük şehirlerin bir kısmına  yerinden yönetim  hakkı verilmeli ve başkanlık sisteminin  bizim ülkemizde de en çok oyu alan  parti hükümeti kurarken bakanlıklarını ister içerden ister  dışardan seçer,içerden alacağı  kişinin  milletvekilliği düşmeli  ve bakan olunca  partisinin  etkisi kalkmış olur. Bakanlık sayısı konusunda  başkan istediği kadar bakanlık oluşturabilmeli ve bakanların  maaşları, makam arabaları ekonomik

Hiçbir sıkıntısı olmayacak standartta olmalı. Ev,özel araba  ve genel  müdürlerin  maaşının  2 katı   ve harcırahları olmalı. Araba ,ev  bakanlık dönemini kusursuz bitirince onun  olmalı.

     globe-animatedMİLLETVEKİLİ NASIL  SEÇİLMELİ

Milletvekili seçildikten sonra  ömür boyu  emeklilik  hakkı  olmamalı. Bir dönem görev yapan  milletvekillerinin  emeklilik  verilmeli. Milletvekili  meclis toplantılarına çok önem  arz etmeyen  sorunu olmadan meclis toplantılarını bir fiil katılmalı. Kursu dokunulmazlığı  hariç dışarıda  dokunmazlıklar kaldırılmalı.

Milletvekili  dışarıda  zaten  halk tarafından sevilir ve korunur. Sevilmeyen milletvekili  korunmak ister. Gelişmiş ülkelerin  kalkınma  kriterleri  gibi  Hükümetlerinde  kalkınmayı  mutlaka  gerişmiş ülke norumlarına  ulaştıracak. Çalışmaları açık ve  şeffaf  ayda  bir  başbakan, ay içindeki  çalışmaları televizyonda  halka  anlatacak olumlu ve  olumsuzu da  söyleyecek. Avrupa Birliğine girmek  mümkün olamasa  olmaz diye  ülkenin  önünü tıkamamalıdır. Avrupa’nın ekonomik  olarak  standartlara çıkmak olmalı.

Eğitimde olmazsa  olmazı  eğitim  çağındaki her çocuğu eğitime  başlamadan önce uzmanlar tarafından  teknoloji imkanlarında kullanılarak testten geçirmeli çocuğun genel durumunu ve zeka  verilerini  öğrenmeli  ve çocukları  yeteneklerine  göre  gruplandırmalı   ve süper zekalı çocukları  ayırmalı  onları özel sınıflar oluşturmalı ve hocalarını da  özel oluşturmalı  gelecekte  o çocuklar bu ülkenin  bürokratları olmalı.

Diğer  çocukları da  okuma  yazma  döneminden itibaren  bir de  yabancı dil okutmalı  ilk  ve seneden sonra  çocukların  beceri ve  sanatsal  durumlarını  uzmanlar tarafından  test edilmeli  ve  sekizinci  sınıftan itibaren  yönlendirilmeli ve meslek derslerine  başlanmalıdır.

Eğitim zorunluluğu  çocuğun okul  eğitiminde  yetenekleri  uygulamalı   eğitim görerek  meslek kariyeri  tam belirlemek  eğitim yılı  en az 11 yıl  olmalı  çocuk isterse  daha  çok okuyabilme hakları da  korunmalı. Ülkenin  insan kaynaklarından ihtiyacı olduğu  bölümleri teşvik etmeli eğitimin  olmazsa  olmazları  öğretmendir. Öğretmeni  tanımlamak  için günümüzdeki  öğretmenlerin % 5o si sınıfta kalır.

Öğretmen nasıl olmalı  bir insanı seven,insanlığı  seven  doğayı  ve kültürünü, geçmişini kabullenen  geleceğe ders  çıkaran ülkesini  milletini  ekonomik değerlerinden üstün  gören  insanlardan olmalı.

Öğretmen  öğreten yanı  kendisi    doğrusunu bilen  yaşayan  ve öneren  paylaşmayı bilen geniş  anlamda  paylaşan  sevgi olmazsa  olmaz öğretmen   diksiyonu düzgün  giyim kuşam  düzgün oturup  kalkması  saygın  zamanı  özelinde de  programlı  sağlıklı sportmen  sağlam karakterli  doğruları bilen  ve doğruluğu  karakterinde  ruhunda  olan  yanlış ve kusurlu  davranışlarla  zamanında  önlem alan  ve  çözümcü  birleştirici  yücelten olan  bütün öğretmenleri  mevcutların içinden ayırıp  geri kalan  öğretmenleri  yeniden kursa  tabi tutmak  ve asıl öğretmen  yetiştirmek için  eskiden öğretmen  olduğunu  eğitim sonucunda  özümsemiş olmalı.

Günümüzde  öğretmen sınıfa giriyor. Sınıftaki gürültüyü  önlemeden  derse başlıyor. Ne  anlattığı  anlaşılıyor, ne de  anlattığından öğrettiğini  çocuklar anladı diye  inanıyor sınıfı ve çocukları derse konsantre  edemiyen  öğretmenden verim olur mu ?

Günümüz öğretmenlerinin % 50 si böyle  bu ilk okuldan başlayıp üniversiteye kadar böyle. Bu tür eğitimden bu toplum ne kazanır. Zaman  ve insan  kaybından başka  değildir. Eğitim  müfredatı  ezbercilik  çocuğun düşüncesini ve  düşünme  yeteneğini bilgisini tartışarak  araştırmacı kimliğinin  oluşturamıyorlar.

Öyle gereksiz olan  konuları çocuklara  papağan gibi  ezberleyin ve okuyun  deniyor. Eğitimin  asıl ruhu çocuğa kendi  barajında  neyi nasıl üretirse  daha  verimli  olur olmalı. Kendi  düşüncesinin  üretimdeki yeteneğini  katması ve çocuğun  mahkeme  yapma  yeteneğini bulup  birlikte  uygulamalılar. Çocuklar  kollektif  çalışmanın verimini öğretmenden  öğrenmeli. Öğretmen  aynı  zamanda  bütün davranışları örnek  olma durumundadır.

globe-animatedADALET İŞLERİ

Adalet  işleri içinde bulunduğumuz çağın gereklerine  ve insanlarımızın ihtiyaçlarına  göre  yeniden  ele  alınmalı. Değiştirilmesi gereken bölümler değiştirilmeli,kullanılan  dil  öz  Türkçe olmalıdır. Yasalar  elastikiyetten kurtarılmalı  bağımsız  yargı mutlaka  sağlanmalıdır. Bazı  temel  hak ve özgürlükleri  tanımlayan maddeler  yeniden gözden  geçirilmelidir. Çalışma hayatı ticari hayat sosyal ve siyasi hayat alanında bazı önemli düzenlemeler yapılmalı ceza yasalarında caydırıcı  önlemler  alınmalıdır.

Düşünce  eğleme  dönüşmedikce  suç sayılmaktan çıkarılmalıdır. Ancak eskiden olduğu gibi  siyasi düşünce  nedeniyle yapılan  baskılar  yaralamalar  katlatmalar  Kahvehane   bombalamalar  ve buna  benzer  silahla taramalar  gibi  olayların  eylemcilerin asla  cezasız  bırakılmaması gerekir. Ruhsal dengesizliği nedeniyle  işlenir. Suçları suçluları  ruhsal tedavi merkezlerinde  tedavi edilmeli uygar ülkelerin  normlarında   değerlendirilmeli  bürokraside,ticaret alanında  işlenen suçlar vardır. Devlet işlerini kendi çıkarlarına kullanan  veya  başkalarına  çıkar sağlayanların işledikleri suçlar  cezasız bırakılmamalı bu durumda  olanlar görevden alınmalı  ömür boyu  kimliğine  kod numarası  konmalı  kod numarası  ceza hapis  ve para  cezasından  daha çok etkilidir.

Ticaretle  uğraşanlardan hayali ihracatçılar  haksız kazanç uğruna  stok yapanlar,hileli mal satanlar,ülke ekonomisini  zarara  uğratanlar,vergi kaçıranlar,tarihi  eser  ve kültürel olan  tarih kokan  değerlerimizi ülke dışına satanlar ve ülkenin kazanımlarını  kişisel çıkar sağlayanları  cezaların en ağırı  ile cezalandırıp  ve normal şartlara  döndüğü zaman  kişinin  kazancının %20 sini devlete  ödeme  mecburiyeti getirmeli ülke dışına  çıkmaması ve çıkacağı  zaman  normal  vatandaş kredisine uyumu durumunda  dahi ekonomik teminat müeyidesi  koşulu getirilmeli  bütün yasalar caydırıcı olur.

Anenelerin ve insanlığın  hoş görünen  adalet sisteminde de  düşünce ve felsefi  konularda  olmak kaydıyla  yer alması gerekir bir başka  anlatımla tüm felsefelerin  birbirine  tahamül etmesi  gerekir  neticede  bu  ülkede birlikte yaşamak zorunda  olduğumuz için  Adalete akseden  olayların  sonuçları en erken şekilde  sonuçlandırılmalıdır. Ancak çağımızın  gerektirdiği  modern araç  ve gereçlerle  teknolojik gelişmeler  adaletin emrine verilmeli Adalet bilim,teknolojisinin  yeniliklerini kullanmalıdır.

        globe-animated    MİLLİ SAVUNMA

Milli savunmamız silahlı kuvvetlerimiz dünyanın  önde gelen güçlerinden biridir. Disiplinli  ve cesareti ile belki de  dünyanın en iyisiyiz.

Ancak bu alanda önemli  revizyonlara  gereksinim var savunma  sanayimizi mutlaka  geliştirmek zorundayız başkalarının  zaman zaman uygulamaya  çalıştığı  ambargolara  maruz kalmamak  için  buna  mecburuz.

Askerlikte  nitelik  önemlidir eğer nicelik önemli olsaydı en büyük güç  Çin Ordusu  olurdu. Nitelikli askerlerden oluşan ordunun  elinde  teknolojik açıdan  gelişmemiş  silahlar yerine  teknolojik silahlar  araç ve gereçlerin bulunması  zorunludur.

Türk ordusunun  sayısı  beşyüzbinin üzerinde  olduğu söylenmektedir. Bu sayı kesinlikle  ikiyüzbin  dolayına çekilmeli  ayrıca  askerlik  profesyonelleşmelidir.

Askerlik çağına  gelen  herkes en az üç ay  mutlaka  temel  eğitim görmeli  ancak bu süreden  sonra varlıklı insanlar  geriye kalan  sürelerini  para  karşılığı  ile  ifa etmelidir.

Diğer askerlerden güçlü kuvvetli olan  gençler  ihtiyaca  göre  seçilerek  maaşlı olarak   belli bir yaşa  kadar  askerlik yapmalı  bu yaş sınırı kırk yaşını geçmemeli  çünkü ordunun  askeri genç ve  güçlü yaş ortalaması olmalı.

Gücü zayıf askerlerde   para ödeme  gücü olmayan askerlerde  geri hizmet ve  hastane ofis elemanı  olarak  değerlendirilebilir.

Özellikle  her asker on tane ağaç diktirilerek  erozyonu önlemek  ve oksijen üreten  ağaç ülkemizi  yer bitkisini besleyen   tatlı su kaynaklarını  besleyen   bu tür kurallar  ağaç dikme mecburiyeti  yaşamın diğer katmanlarında  da  zorunlu hale  gelmesi  yasalarla  güvence  altına  muhakkak  alınmalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin  mensupları  politikalarının  dışındaki  çizgisinde  geleneksel disiplin  ve Atatürkçü çizgisinde  devam etmelidir. Geleneksel yapısıyla  Silahlı kuvvetlerimiz dostuna güvenen… Düşmanına korku veren  yapısını  daha da üst  seviyeye  yükseltmelidir. Caydırıcı gücü daha da  geliştirilmelidir.

DIŞ İŞLERİ

Ülkeler arasındaki  onurumuzun  düzeyini belirleyen  bu politik yapı  gerçek bir devlet  politikası olmalı  dış işleri hükümetlerin inisiyatifinden  kurtarılmalıdır.

Devletle ilgili  tüm alanlardaki  politikaların  dünyaya  açıldığı  bir uydusu gibi  bilimi olan dış işleri  layık olduğunu ve süreklilik  yaşanmalıdır.

Geçmiş tarihimize baktığımızda  bu alanda  pek başarılı  olduğumuz  pek başarılı olduğumuz  söylenemez bunun birçok örnekleri vardır.

Cumhuriyet kuruluncaya  kadar ki dönemlerde  başarılı olduğumuz söylenemez. Meydanlarda  kazandığımız  savaşları  nedense  masalarda  kaybediyoruz.

Kıbrıs savaşında,Trakya  Türkleri konusunda,Terör olaylarında  ve diğer sosyal  olaylarda  ,sportif olaylarda  vs. hep masada  zorlanıyoruz.

Tarihten gelen  haçlı ruhundan  mıdır  Osmanlıların  tüm koşullarını  kendi eğemenliğine  almasının  verdiği kompleksten midir yoksa  bizim kendimizi  iyi  anlatamamamızdan  mıdır bilinmiyor.

Nedense başaramıyoruz. Galiba  sonuca nokta.. daha ağır basıyor. Kısmi başarılarımız hep ekonomik  ve askeri yönden güçlü olduğumuz dönemlerde  başarılı olduğumuz görülür.

Osmanlı döneminde  mesela  Fransa’nın bizim  padişahlardan  yardım isterken  döktüğü dilleri  tarih kitapları  bile yazar  sadece  onlar değil bir çok Avrupa ülkesi  bu yola başvurmuşlardır. Çünkü  o zamanlar  biz çok güçlüydük  fakat  Birinci Dünya  Savaşı  sonunda  ve özellikle  Çanakkale Savaşında güçsüzleştiğimizi gören  müslüman ülkeler kaybetmiş olsaydık  ne  Türkiye ne de  müslümanlık kalırdı.

Buna  rağmen  zamanın halifesi  islam ülkelerinden  yardım istememişti. Bırakın yardım etmeyi  bizimle  savaşanların yanında  paralı  asker olarak  karşımıza  çıkmışlar  adeta bizi arkamızdan vurmuşlardır.Bu örnekler bize  şu sonucu  göstermektedir. Ekonomik gücümüz olarak askeri gücümüz olacak  birde  haklılığımızı uluslar arası  plartformda  savunacak  gücümüz olacak  Dış işleri bakanlığımız  lobilerimiz  propagandamız sağlam olacak.

Dış işlerini yürütecek  olan Bakanın  çok iyi yetişmiş  kişilerden  seçilmesi gerekir. Hükümetler üstü  bir politika  izlemesi gerekir. Türk halkının tek dostu yine  kendisidir. Kendi gücümüzle  bir yerlere  gelmek  zorundayız.

Dış politikamız. Onurlu,kararlı  ve devamlı olmalıdır. Globalleşen  dünyamızda  yüzlerce  devlet vardır. Bu devletlerin  hepsinin ekonomik olarak,askeri olarak  ve siyasi olarak  en üst düzeye  çıkması  söz konusu olamaz  ekonomik güçü çok  zayıf olan bir çok ülke  uluslar arasında  bir çok işler başarabiliyorlar. O halde  devamlı  ve onurlu bir şekilde olaya  yaklaşılırsa  başarılır.

 globe-animatedİÇ İŞLERİ

Kendi insanlarına  farklı davranıp başkalarına  farklı davranmak için  ülkenin  iç işlerini zaafa uğratır.

Geleneksel yapımızda  bizler yabancılara,konuklarımıza  misafirperver yaklaşırız  hani geleneksel Türk  misafirperverliği hep övündüğümüz   bu yönümüzü  zaman zaman  kötü kullanırız  kendi insanlarımızı  umursamayız dışardan kendi..

. Ülkesindeki  iç savaştan kaçanlar…Ülkemizde  kahramanlar gibi  karşılanır.

Onlara evler,yerler topraklar,işyerleri ,krediler…Oysa  bu memleketin  öz vatandaşları her çileye katlanır.

Bir kısmının oturduğu  evinin ve  toprakların tapuları onlara  verilmez. Ülkesinde   ikinci sınıf  vatandaş  durumunda  yaşarlar kullandığı arazileri dağ köylüsü  olduğu için devlet ormanı diye elinden de  alınır.

Ova köylerinden bu vatandaşlarımıza  arazi  verilemez mi ? Bireyin güvencesi tapulu gayrimenkuldür.

Bu güvencesi  olmayan  insanlarımızın sorunları  mutlaka  çözülmeli  vatandaş ülkesinde  dedelerinin kanlarıyla korunan  toprakların  üzerinde  tapusuz ve  güvencesi olmayarak  yaşamları için bilimsel çözüm barışın   tesisi   önemli bu tür köylerimizden askerde şehit düşen  aileleri ülkesinin yöneticilerinin  tapusuz  köylerinde olan insanlar var  ya tapularını vermeli veya ovalardaki hazine arazilerinden yer verip  o tür köyleri  ovalardaki  arazilere  getirmeli  ve bu dağ köylerindeki vatandaşların mutlaka  bu türlü sorunları olan  köylerin sorunları iç barışın ? ve birey güveninin  teminatı yapılmalıdır.

İç işlerimiz başkaların denetleyeceği bir alan  olmaktan  çıkarılmalıdır. Avrupalılar istedi diye bazı düzenlemeler  yapılması için  insanlarımızın  onuru  düşünülerek  bazı iyileştirmeler yapılmalıdır.

Kitlesel olaylar  olan mitingler ve gösterilerde devlet politikası yansız olarak uygulanmalıdır. Asayiş güçleri olan  polislerimiz toplum hukukunu çok iyi  bilmeli gözü pek  vuran kıran güvenlik gücü yerine  bilen  anlayan ve hukuka göre  hareket eden,güç oluşturulmalı  güvenlik güçlerinin kullandığı araç ve gereçleri modernize edilmeli  bu alanda çalışanların  ekonomik güçleri insan yaşam ve onuruna yaraşır hale  getirilmeli.

Ülkede zaman zaman  huzur  ve güvenin  bozulmaması ve demokrasinin  askıya  alınmaması  olağan üstü hallerde ülke bazında  eyalet sistemi uygulamalı  kaçakçılığın  ve terörün önlenmesinde mutlaka bir sistem harekete geçirilmeli  Örneğin İstanbul  başlı başına  bire eyalet  olabilir önemli olan  insanlarımızın  can ve mal  güvenliği  için ise gerekenler mutlaka  yapılmalıdır.

Türkiye  Cumhuriyetinin 70 milyon vatandaşları arasında  iç barışın ve  huzurun  tesisi için  bir milli duruş  gerekir iç ve dış   borçlarının silinmesi için şart 70 milyon elini cebine atacak. Çünkü  bu gidiş doğru çizgiden sapmaktadır. Açık  bütçeli yönetimler esaret  altındadır bu böyle devam etmez. Bu söylediğim Milli duruşumuzu harekete geçirmek için  ben vatandaş Osman ZOR,  olarak  mal varlığımızın  % 10  unun  devletin  bekası için veriyorum. Benim gibi  düşünen  bu ülkenin  70 milyonu  bu meseleyi 24 saatte çözer  her  Türk   Vatandaşının vereceği bağış  parasının ülkenin  iç ve dış borcunu  ödeyeceğini  ve hiçbir kurum ve kuruluş bu bağış paralarına  elini sürmeyeceğini  vatandaşın anlayabileceği teminatı ile  yani açıklık ve şeffaflık

Basın ,medya, Sivil Toplum  örgütleri gözetiminde  ortaklaşa kontrol edileceği  bir fon oluşturularak  toplanan  para veya hibe  niteliğinde  ev,araba,arsa,hisse senedi  veya taahhüt belgesi ürününü sattıktan sonra ödemek üzere verilecek taahhütlerin aynı fondaki birimde ve  görüntülü kayıtlarla yapılan bağışların  disketleri ve makbuzu   Vatandaşlara  verilerek  vatandaşın bizzat  sivil örgütler  ve medyanın  kontrolünde  yapılırsa 70 milyon  bu milli sorumluluğu  özümseyerek yapar  yeter ki doğru programlansın   Üniversitelere  böyle bir bilimsel  program yapmaları  için öncülük  yapmaları gerekir diyorum.

Siyasi otoritede  güvenliğini temin etmeli  ve ülkemiz  açık bütçelerden  kurtarır ve mutluluğa susamış  normlara  ulaşacak  vizyonu  var geçmişi ve tarihi  dünya  milletlerine  ışık tuttuğu  tarihimizde  mevcuttur. 70 milyon Türk  halkına  böyle  milli birlikte  birleşecek halkın  ödülü tarihe geçecek bir ödül olmalı ki  tarihte  devrim olmalı 70 milyona yeniden  nüfus kimliği verilmeli  kimliğinde özel mühür olmalı 70 milyonun yeniden ödüllü  nüfus  kimliği almalarında bağış belgesini verecek karşılığında özel mühürlü kimliğini alacak.

Mal varlığı hiç olamayan  vatandaşlar veya intikalde de yani miras yolu ile de  olamayacak vatandaşlar   bu milli birlik  özel mühürlü  kimlik almaktan yoksun olmaması için  bedenen  çalışacak  ortak iklim  projesi için  her bireyin  bizzat  kendisi çalışmayabilir kendisi adına  anne,baba,abla,ab iler gibi yakınları çok küçük çocuklar veya  çok yaşlı insanlar adına her kimlik için 10 tane ağaç dikmek veya adına 10 ağaç dikince dikilen ağaçların dikilmiş numarasını  belgeleyecek ve bu belge karşılığında  özel mühürlü kimlik almış olacaktır.?tersi olacak. Ve olacak  olan  insanların  özel  mühürlü kimliği   alamayacak ve 70 milyonun  ne kadarı  Milli duruşun dışında  kalması nüfus kimliği ile     her zaman  fark edilecek (ve bu tür)  insanlar Türk Milli duruşunun dışındaki  vatandaş olmuş olacak  yaşamı boyunca  özel mühürden  yoksul yaşayacak  bütün işlemlerini  yaparken bu eksikliği  görülecek.

Bu  özel  kimlikte  bireyin  yaşamı  boyunca zamanını  en hızlı  kullanma  imtiyazı  olan  özel numaralar  konularak  doğumdan ölüme  kadar  hafızalı  numara  şifreleri ile  hastalık ,sağlık, iş ve yaşam  güveni  ticari anlamda  bankalarda  kredi limitini gösteren  numara  kültürel  faaliyetini  veya kusurlu  durumunu  veya kusursuz durumunu  birey uluslar arası  yaşam  faaliyetlerinin  işlem numarası  ve zamanı  hızlandıran   ve bireyin  yaşamında  artıları eksileri  hafızası ile  konan numaralar  yaşamının  alışveriş dahil  her işleminde  kimliğini kullanacağı  numara olunca  kanunsuz işlem  yapama durumu olunca birey vergisini  işlem ile birlikte kayıt altına  girecek  ve  birey  kusursuz yasaması  için oto kontrol olur. Ve birey daha mutlu yaşama  çizgisine  girmiş olur diye düşünüyorum.

Kalkınmış  ülkeler birinci öncelik olarak  Tren yollarını örümcek ağı gibi her vilayetine ve her kasabasına  tren ağı ile ulaşımı ve  nakliye hizmetlerini hem ucuz  hem hızlı  hem modern  trenlerle uçakta seyahat eder gibi rahat ve bölgeler arası kalkınmışlık farkını iletişim hizmetlerinin ucuz  ve hızlı bir şekilde bölgeler birbirleri  ile  bu ortak değerlerini aynı anda  yaşayarak çözmüşler.

Kalkınmanın  birinci sırrı  toplumun  tamamının  inanacağı ve  güveneceği değerleri gelişmiş ülkelerin  normlarına  göre  yapılmalı.

Bana göre  Deniz yolu  taşımacılığı filosunu ve tren  yollarını  modern projeler oluşturarak   bu projeleri  imalatlarının ve yapılması karşılığında  70 milyonun  Milli duruşu karşılığında  hisse  payı vererek hem onurunu okşar hem isteyen vatandaşa  artı olarak  para koyma  karşılığında  hisse senedi  vererek  ortaklık belgesini  verebilir. Bu büyük  projelere  kredi verecek veya  yap işlet  modeli ile talip olacak dünyada  çok talep doğar ve ülkemizin bir anda işsizliğini çözer ve atıl  duran yastık altında ve ya  nerede olursa  olsun duran dövizleri bu projelere  karşılık hisse senedi verilir ve  ülkemiz ulaşım  sorunun  köklü çözümü yapılmış olur. Hem ülkemizin  öz varlıkları ile  yapılabilen  yoğun araç  gereç tüm yerli  mallarımızdan  yaparız ve komşu ülkeleri  ile de  iletişimden doğan  kazanımlarımız  döviz girdisini artı ile  geliştirir.

Genç bir nüfusumuz var bunun kıymeti çok önemlidir. Çünkü ülkemizde  yeraltı ve yer üstü kaynaklarımızı  üretebilecek duruma  kadar ve üretime başlama  durumundan sonra  Emek gücü as güçtür. Çünkü emeğe ödenecek değerler ülkemizin genç nüfusuna ödenecek ülke içinde  kalacak.

Tüccar  dış ülkelerden  bir mal alacağı zaman   o malın  ülkemizde  bulunup bulunmadığına  bakmalı o maldan var ise  ithalatına  izin  verilmemeli  yok ise devlet kasasına  bakmalı eğer kasada  döviz var ise  tüccara o malın parasını  Türk parası olarak ilgili bankaya  yatırmalı devlet ilgili alacaklıya  döviz ödemesini  yapmalı  zaten çok zaruri olan  malları  ise devlet  ya  kendisi  veya izin vereceği  ölçülerde  almak zorundadır. İlaç alımı gibi  Devlet  olmanın  koşullarından biriside halkın  sağlığı ile  ilgilenmektir. Hammadde  alarak üretim isteyen  girişimcilere olanaklar  ölçüsünde öncelik tanınmalıdır.

Bu uygulama  yukarıda da  belirtildiği gibi üretimin arttırılıp  ülke  ekonomisi dengeli bir bütçe  ve dengeli bir dış ticaretin  sağlanmasına kadar  titizlikle  uygulanmalıdır. Bu uygulanmanın  neler getirip  neler götüreceği ise açıktır. Önceki yıllarda  yapılan tartışmalardan kurtuluruz birileri bir daha Merkez Bankasını  açık bırakmışlar yok kapalı bırakmışlar yok  yetmiş sente  muhtacız gibi  spekülasyonları da  ortadan kaldıracaktır. Bu uygulama ile döviz kaçakçılığı,sahte döviz basımı ,haksız döviz kazançlarını atıl  döviz saklamalarını ortadan  kaldırır.  Bu  uygulama  yurtdışında  çalışanların yurt içinde yaşayanların alım güçlerini  törpülenmesini  önler yani dövizle alınan gayri menkullerin fiyatları üzerinde olumlu sonuçlar doğurur. Ayrıca bu uygulama  ile hayali ithalat  ve hayali ihracat olanakları tamamen  önlenmiş olur.

Bu tür uygulama antidemokratiktir. Ticaretin şevkini kırar veya  başkaca  yaklaşımların  hiçbir mantığı yoktur. Günümüz Türkiye’si koşullarında  bu tür uygulamaya  karşı çıkmanın  yurtseverlikle bağdaşması mümkün değildir. Elbette  bu bir uzmanlık  işidir. Bunun tetkik detayları ayrıca irdelenir. Önemli olan  felsefenin  doğru olup  olmaması doğru bilinen  felsefeye  hizmet ülkeye  hizmet  yapılan  hizmet olarak  görülmelidir. Burada  yeri gelmişken vergi konularına da   değinmek gerekir.

Adalet konusu anlatılırken ceza  gerektiren konularda kısaca değinilmiştir. Tüm  vatandaşların  mutlaka  bir çalışma  ve bir vergi numarası hatta bir kimlikle tüm yaşamı boyunca dünya  ülkeleri ile  iletişimleri  dahi  bir kimlikteki numaraları toplanmalı  tek kimlikte toplanmalı tek  kimlikte toplanan  numaralar iletişimdeki   zamanı verimli hale  dönüştürür. Bu şekilde yapılacak işlemler kayıtlı belge  oluşturacağından her işlemin  bir güven oluşturması için  yapılmalı ve güven veren  bir işlemin  güveninin dayanağı olmalı  ve merkez  dayanağı da  devlet olacağından  vergi barışı otomatik  olarak  işlem güvencesi  ile vergilendirilerek  oranlanması bu dalın  uzmanları tarafından  belirlenir ve her vatandaş  yaşamının  her katmanın da  da  devlet güvencesini  kendi yaşamının  sigortalanması  huzurunu  bulur.

Barışın  tesisi için  geri kalmış  bölgeler  kalkınmada  öncelikli  yarışa katılma durumuna kadar  bazı  vergilerden  muaf tutulmalıdır. Bu tür bölgelerin  tespitinde  tarafsız  uzmanları,belirlemeli  ve  bölgelerin kalkınması  için  ileride  çözümlerim olacak ben vatandaş Osman Zor  çözüm arıyorsam Üniversiteler bu toplumun  aynası  ve çözüm üreten  rehberlik eden  olmalı  papağan değil  düşünen muhakeme  yapan çözüm üretebilecek  çok genç beyinlerimizin  önünü kapamak  değil önünü açmak olmalı,süper zeka   gençlerimiz  yurtdışına  gidişini  seyretmemeliyiz.

Beyin  kaybımız Türkiye’den  çok kolay  uçuyor. Bakalım gelişmiş  üniversitelerden bütün dünya dan gençler den  Türkiye’de ki üniversiteler  ne kadar  alabilmiş  Bu duyarsızlık ülkemizin bugünkü  durumundandır. Bu duruşu  artık genç nesil  değiştirmek zorundadır.

 globe-animated EKONOMİ

Tarım ve Hayvancılık-

Türkiye  coğrafi yapısıyla havasıyla  suyuyla  tam bir tarım ülkesidir. Tüm  Dünya da  böyle bilmektedir. Ne yazık ki bu alanda da  yapılması gereken birinci   öncelik toprak reformudur. Toprağa gereksinimi  olan üreticilere yeterince  toprak tahsisi   yapılmalıdır. Hatta  100 dönümün  altındaki tarım çiftçisine  üretim belgesi  verilmelidir. Yüz taban olmalı  tavan olarak kimlere  toprak tahsisi ?    dalının uzmanları belirler.

GAP Bölgesinde  yapılacak toprak reformu adaletli bir şekilde  yeniden  yapılanmalıdır. Tarım   alanında  mutlaka  modern  araç ve gereçler kullanılmalıdır. Bu konuda  gereğinde  çiftçilerin  fonları olmalı ve kendi fonlarından  öncelikli durumlarda veya  doğal  afetlerde çiftçi fonlarından  sübvansiyonundan  destek  meslek  gruplarını  teşvik ve motivasyonunu  dengelemeliler. Bu amaçla  kurulmalı ve  ekolojik  dengede  bu şekilde  korunur. Erozyon önlenir.  Doğal afetler ekolojik  dengenin bozulmasında  daha   fazla  görünmektedir. Güneydoğu ve  Doğu  Anadolu bölgelerinde  hayvancılığa  gereken önem  ve  destek  verilmeli bölge halkının  ürettiği  tarım  ürünleriyle  hayvan  ve  ürünlerinin  komşu ülkelere  satılmasında   sınır  engeli kaldırılmalıdır. Ülkemizde  belli bir kalkınmışlık düzeyine  gelinceye  kadar denetimli bir şekilde  bu  bölge  halkına  bu tür  olanaklar  sağlanmalıdır. Yine  bölge  halkının  belli bir  kalkınma  düzeyine  gelmesi için Suriye , İran ve Irak  ile  aramızdaki  Gümrük işlerinde  iyileştirmeler  yapılmalı. Benzin,mazot gibi petrol alımlarına  kontrollü  olarak izin verilmelidir. Yani bölge  halkı için buralar yaşanılır  cazip hale  getirilmelidir

                   globe-animated                   ORMANCILIK

Mevcut  orman  alanlarından  orman  vasfını  kaybetmeyen araziler  koruma  altına  alınmalı  ve ekolojik  örtü türleri tespit edilip  yenilenmeli  ormanlık   alanlardan  orman  vasfını kaybetmiş  ve  çalılık vasfında  olan  bölgeler  yöre  halkına  verilmeli  bu bölgeler  eski konumuna getirilip  ormana  kazandırılmalı.

Coğrafyamızın  tarım ve ormana  uygun  olması  bu denklemin  çiftçimize  eğitim yolu ile  öğretmeli  ve ülkenin  bu iki  denklemin  ülkenin  kalkınmasın-daki   önemi  uzmanlarından  bu birlikteliğin eğitimi için  yeniden  yapılandırılmalı  halk ile  paylaşılmayan  hiçbir  olgu verimli hale  gelmiyor. O halde  devlet politikası  da  değişmeli.

Orman  bölge müdürlüklerinin bulunduğu yerlerde  Üniversitelerle  birlikte  hazırlanan  çalışmalar  esas olarak  orman olan alanlar ve  tarım alanları  netleştirerek  bölge halkının  yetkilerine  vermek için  önce  eğitim  sağlamalı  daha  sonra  üründen nasıl ve ne şekillerde  faydalanılabileceği öğretilmeli kademeli   olarak  yöre  halkına  verilmeli  bu arazilerin korunması  daha  da  güvenli olacaktır. Çünkü yöre  halkı  ormanını  artık kendi  koruyacak  zarar vermeyeceği  gibi  özenle  bakacaktır.

Ağaçtan ne zaman  ve nasıl  faydalanacağı  ve geçimini  sağlaması  için  ormandan  kazanımları çok  geniştir.   Mesela  yayla  Turizmi  ve kışın  ve  yazın  ağacın  bakımında  yaprağından ve  kurusundan  bilimsel olarak  neler yapılır  belirlenmek  ve ekonomiye  kazandırılmalı  tarım arazilerinin  çiftçilik  belgesi  alabilenler  en az 100 dönüm den  az olmamak  koşulu  getirilmeli  ülkemizin  bu iki değeri akıllıca  kullanır ise  dünyadaki  önemli  olan  yerini  alacak  ve  süperler arasında  olacaktır.

Ormanın korunması için  yangın  koridoru  yolları  yapılır iken  bu bölümden  çıkacak  ağaçların  gençlerini şehirlerdeki park alanlarına  getirilip  dikilmelidir. Bu şekilde  ikili  kazançlı oluruz.

Vatandaşın devlete  karşı  görevleri arasında  askerlik görevi gibi  her vatandaş  bay bayan  nüfus cüzdanı olan  her birey  beş ağaç ya dikecek veya dikim ücretini ödeyecek  bu şekilde Türkiye ‘de  350 milyon ağaç dikilir.

Orman bir ülkenin  şahdamarı gibi  korunmalı  ve beslenmelidir. Türkiye’de  her konut veya  işyeri,fabrika  ruhsatı  alabilmek için  her 100 m2 inşaat alanı  için bir ağaç  fidanı  ya dikecek  veya  bedelini ödeyecek  bedel ödeyenlerin  paraları tek fonda toplanacak ve  parası ödenen  fidan  bir yıl içinde  muhakkak dikilecek.

Eğitim birimleri eğitimin  sonunda  diploma  veriyor. Her diplomanın  bir fidan dikme  kuralı  olmalı  ve muhakkak uygulanmalı.

Devletin  tepesinden  en alt birimine  kadar makamında  terfi edebilmek  için terfi etme  durumunda  ya  bir  fidan  dikilecek veya  dikim bedelini ödeyecek.

Askerlik görevinin sonunda  teskere  alabilmek için bir fidan dikecek.

Gayrimenkul  alım  satımında  alanda satanda   bir fidan bedeli  veya  fidanın dikim  numarasını  getirmesi koşulu  ile  işlemin tamamlanması.

Trafik’de  yer alan  bütün araçlar  her yıl bir fidan  bedelini vermek veya  dikme zorunluluğu getirilmeli.

Ormanlar  Akciğerlerimiz  gibidir. Bir  ülkenin  ormanlarının  faydaları  saymakla bitmez. Fakat  bana  göre  çok önemli  olduğu için söyleyeceğim. Ben önce  bir vatandaş  olarak sonrada   Sakarya Kültürel ve  Doğal Varlıkları Koruma  Derneği Başkanı Osman ZOR olarak bilinen  bu durum.

Bilim  adamlarının  söylediğine  göre  bugün. O sıfır tarih  düşünürsek 30 yıl gibi kısa  zaman sonra  tatlı su kaynakları  dünya  milletlerine  yetmeyeceğinden  dünya  milletleri  birbirlerine düşecek ve dünya  nüfusunun  çoğu bu çatışmalarda  ölecek.

Biz ülkemizdeki tatlı su kaynaklarını yağan yağmurlar beslediğine göre ağaçta su nemini  harekete  geçirdiğine göre  Ağaç dikmeye  devam etmeliyiz. Ve tatlı  su  kaynaklarımızı  akılıca  koruyup  denize akmasını  önleyecek  yatırım projeleri  oluşturup bu sularımızın fazlasını dünyaya satmalıyız. Ağaç  erozyonu önler  ve ekolojik  dengeyi sağlar  ekolojik  denge çok çok önemlidir. İnsan  yaşamının  oksijenini  üretendir. Ağaç önem arz eden  ovalarımızdan  bazıları  ovaların  kullanımına  ilişik  olacaktır. Yurdumuzda  bir çok  ova  vardır bu ovalarımızdan  bazıları  susuz  olarak  bazıları  ise sulanacak  konumda  üretim yapılmaktaki  ovalarımız  hiç sulama  yapılmadan yılda  iki üç ayrı zaman  ürünü alınan  ovalarımız vardır.

Çarşamba  Ovası, Bafra  Ovası,Aydın Ovası, Menderes -Gediz Ovası, Çukurova ve Akova  gibi ovalarda  bir çoğu   düzlüğünü  kaybetmiyor,ziraat ovası olma  özelliği yavaş yavaş  kaybetmektedir.

Çarşamba  Ovası yapılan birçok  fabrika  yüzünden  ova  olmaktan çıkmak üzeredir. Adapazarı   Ovası  yanlış kullanım sonucu can çekişir hale  geldi. Bütün  ovalarda  aynı tehlike bulunmaktadır. Bu ovalardan  yılda  üç ürün  almak mümkündür.

Yalnızca  Adapazarı Ovası  tüm  Marmara Bölgesini  besleyecek  kapasitesine sahip iken devletin ve bölge halkının  tarım ve çiftçiliğin  bilincinde olmayışlarındandır ki böylesi verimli  arazilerin  verimini  değerini  bilememelerinden  olmalıdır. Daha  önemli olan    durum bölgenin de  deprem bölgesi olması en uygun  bu bölgenin  değerlendirilme şekli  ziraattir. Adı geçen ovalara  fabrika  yapılmamalı  yerleşim alanı  olarak düşünülmemelidir. Mevcut fabrikalarda sınırlandırılmalı  yani genişlemek isteyen  fabrikalar  ek tesislerini verimsiz kırsal alanlarını  geniş tutmalı  uzun vadede  merkez binalarını da  kırsala taşıma  programı yapmalı  ovalar  asıl görevleri  tekrar uzun vadede  ova aslına  dönmelidir. Halk olarak  anlatılmalı ve çiftçinin desteğini  sağlayarak etap etap  çözüme gidilmelidir. Ziraat eğitimi  gören mühendisler  asıl görevlerine  dönmeli  ve ziraat mühendisleri  muhakkak labrotuvarlarını  kurmalı  ve toprak  tahlilleri  yıllık çıkarılmalı  ve çiftçiye  tahlili yapılmış   hangi ürünün ve  verimi yükseltilmiş  ürünleri  ekip biçmeli    gereğinde  kaç ürün  alabileceği  hesapları çıkartılmalıdır. Ziraat Teknikerleri  çiftçileri  odalarını kurup onlarda  toprak numuneleri toplayarak  çiftçi ile   birebir  görüşerek  konuları birlikte tartışarak çözümleme  faaliyetleri bilimsel  çalışmalarla  yürütmeli.

Ziraat Teknikerleri  çiftçileri  bölge bölge  örgütleyerek  bizzat  kendileri çiftçilerin  üyeleri olmalı  bu şekilde  örgütlü toplumlar  araştırır ve tartışır tartıştıkca   çözüme ulaşır. Çiftçilik krıterleri gelişmiş  ülkelerdeki gibi çiftçi belgesi  alan her üyenin  en az 100 dönüm  arazisi  koşulu ile  izin belgesi  verilmeli ve modern araç gereçlerle  çiftçiliği bilimsel  ölçülerin rehberliğinde dünyaya açılacak projeler  üretilerek  ürünü  mahalinde hammaddeden  mamul   hale getirebilecek  tesis ve fabrikasını kuran  ürünün kendileri işleyen  sonunda  tüketilen  ürünleri paketleyip ulus ve uluslar arası rekabete cevap verebilen çiftçi dayanışması  artık kaçınılmaz olmalı. Gerektiğinde  ürününü tüketim  mağazalarını talebe  göre  açabilmeli. Yabancılar  bugünkü  tüketim merkezlerini bazen  kendileri kuruyor. Bazen de ürünlerini bu merkezlerin satmaları için kredi  karşılığı ile bir şey ortalık kuruyorlar.

Ve ürünleri ile Bu gün Türkiye’deki tüketim ürünleri Türk tüketicisine sunuluyor

Patent olarak  ürün anbarla geliyor  ve tüketim  mağazasında  paketleniyor mağazanın patanti ile tüketiciye  satılıyor.Hatta  o kadar  cazip hale  getiriliyor ki mağaza patentli ürünler  hediyeli veya  indirimli ürün olarak  gösteriliyor. Tüketicinin  ve  beyenisini  kazandırılıyor. Bu ve  bu  benzeri  becerileri bizim çiftçimizin  örgütlendiğinde aynı  becerileri yapılır. Çiftçimiz bu şekilde de  iç ürünlerimizi içe  ve dışa açarız.

                    globe-animated     SANAYİ

Ülkemizin sanayisinin  temel  hedefimiz ikinci ülkenin ihtiyaçlarının  gelişmiş sanayinin yorumlarını  örnek alarak  daha  da  geliştirmek için  hedefimiz büyük olmalı ki büyük proje üretip  büyük yatırım yapmak ? bu günkü  durumu  montaj sanayi  bu durumdan  çıkmalıyız. Batı  normlara  göre  başta  savunma  sanayimiz olmak üzere  tüm sanayi  kendi dallarındaki önemine  göre  sanayimizi kurmalıyız. Bağımsız ülke  olmak için  ülkemizi  bağımlı  halden  kurtarmak için  dayanışma  ve  çok  çalışmak gerek  bugün  bize  verilen krediler borç olarak veriliyor. Ve  faize  veriliyor. Buna  rağmen  verdikleri  paraları  nerelerde kullanmamızı onlar  tayin ediyor.

Ve  ülkemizi bağımlı olduğumuz kalemlerin  çözümündeki  yatırımlarda  kullandırmıyorlar. O halde  aldığımız askeri  mallarda da  aynı yasağı da  koyuyorlar ve arızalınca  parça  olarak ta bağımlılığımız  devam ediyor. Ancak geçmişte  yapılan  bazı  hatalara yeniden düşmemek için  hammaddeleri çıkış  yerleri ile  fabrika  arasındaki  mesafeler  maliyet  açısından  iyi hesaplamak  mümkünse  ham madenin   çıktığı  bölgede  kurulmalı.

Sanayi kurulurken çevre  kirliliği düşünülerek  mutlaka  arıtma  tesisi kurulmalı. Yerli  girişimciler  desteklenmeli. Katılım örgütleri kurulmalı. Sanayi

Kuruluşları günümüzde Marmara bölgesi merkezli bu durumu mutlaka

değiştirmeliyiz.

Hammaddenin  çıktığı  bölgede  kurulması ve Marmara  Bölgesi’nde ki  sanayi tesisleri teşviklerle  Anadolu’ya  yayılmak  ve göç de bu  şekilde  önlenmiş olur.

Çalışan kesimin  büyük şehirlerde  izinsiz çarpık  kentleşmenin de  çözümü  bu kararlardan oluşur.

Ülkemizin yer altı  ve yer üstü değerlerini  her bölge  tespit ederse  uzmanları ile  verileri çözümünü birlikte  tartışılırsa çözümü de  bölgedeki değerleri  konumlarına  göre  verimli ve  bölge insanının  hizmetine sunmak  için  artık bilen konuşmalı ve halkın bireyleri de artık elini taşın altına artık koymalıdır artık üretime nasıl küçük paraların  katılacağı bilimsel öğretilmeli

globe-animatedULAŞIM

Kurgu  filimler de  olduğu gibi her insan  için birer çift kanat ve  küçük birer motor artık tüm ulaşım havada olacak  şu anda  böyle  bir tez mümkün değil  ancak  gelecekte  neden olmasın diyebiliriz.

Türkiye  üç tarafı denizlerle  çevrili bir ülke  fakat ne yazık ki bu denizlerden gereği gibi  yararlanamıyoruz. Deniz ulaşımına  mutlaka  ağırlık verilmelidir.  Ve  deniz yolu  ulaşımı ve nakliyeciliği,taşımacılığı  geliştirerek  arttırmalıyız. Kara  yollarımızdaki sürücülerimizin  yüzde  olarak  büyük bir çoğunluğu  eğitimsiz  sürücülerden oluşmaktadır. Kazaların  büyük bir çoğunluğu  sürücü  hatalarından  olmaktadır. Her gün   ortalama  yirmi otuz kişi  trafik  kazalarında ölmektedir

Şeker ve Kurban  Bayramlarında  bu sayı  ikiyüzelli  ile  üçyüz  arasında  değişmektedir.  Bu alanda  Dünya  Birinciliğimizi  daha  uzun  yıllar yaşayamayız. Karayollarındaki araçların  büyük  bölümü Türk Malı  yani  imalatı değildir ve asfalt hammaddesi  tamamen  ithal edilen  kalemlerdir. Dış alımlarımızda en yüksek götürü ye  sahiptir.

Yani paramızı  dışarıya ödüyoruz. Bize  bu yolu  gösterenlerin  kendi ülkelerinde  ulaşım hizmetleri  Deniz yolu  ile ve  Tren yolu  ile yapıyorlar raylı sistem  tren yolunun  yapımındaki  araç ve  gereç bizim  ülkemizin  öz sermayesindeki  kaynakları ile  yapılabilen ve ekonomik  olarak, köklü çözümde  raylı sistemi yaygınlaştırarak  ürününü  raylı sistemle  çok daha ekonomik  olarak taşımacılığı  temin edilir  artı deniz yolu  ulaşımı da  ekonomiktir. Karayolu ulaşımı gelişmiş hiçbir  ülkede kullanılmamaktadır. Japonya  raylı sistemde dünyanın  en hızlı  trenini üretmeye  başladı.

Sekiz yüz  kilometre hız yapanını  üretiyor. Biz bu dünyanın  hızına  kendimize uyarlamalıyız.   Petrolun yüzde seksenini satın alıyoruz ve dışarı  bağlı kalıyoruz. Asıl çözümHer milletin  özgürlüğü sever  bağımlılıktan mutlaka  kurtulmak lazım ve doğanın korunması ve  hava  kirliliğini korumak için karayolu ulaşımdan  vazgeçmeliyiz.

Kazalarda da  insanlarımızın  geriye kalan  yaşamları  onlara kabus olmaması için  Ülkemizin  milli  menfaatleri gereği raylı  sistemi ülkenin öncelikli sorunudur çözülmelidir.

                      globe-animated                         BAYINDIRLIK

Bayındırlık  Bakanlığının yapı  üretimi  ülkemizin genel  görünümü  acısında yetkili  olduğu  yapılanmanın  izin belgeleri bazı alanda  bazen kurumun proğramında  üretilir. Bazen taraf  olur. Bazen izin verir bazen  kontrolluk yapar  bazen kurumlar arası  olan  hizmet binaların tayin edici  olur.  Eksik görülen  asıl sorun şehirlerin  birinci basamağı  genişlemiş  köyler  belediye  olurlar daha   genişleyerek ilçe  olurlar ve daha da  gelişerek  Büyükşehir  olurlar bu  oluşum bugün günümüz gerçeğidir.

Bayındırlık bakan ligi ülkenin tüm bölgelerinin mesken veya  yayla  evleri  vatandaş   rasgele  yaparlar   mesken olarak  yapılan  binalar  çoğalarak  mezra   ve  devamı  köy   ve  zincirleme  olarak  şehir  olmaya  kadar   gidiyor. Yerleşim alanlarının  en  küçükten  en  büyüğe  kadar  yerleşim alanlarının  Türkiye’nin tamamında  projelendirilmeli vilayetlere  verilmeli. Deprem  Bölgesi olan  ülkemizin  fay  hattı  bulunman dağ , taş, orman , ova neresi olursa  olsun  fay hattının  üzeri kesinlikle  ağaç dikilecek ve  bu bölgelerin muhtarları kaymakamın  ve her iki  tarafın  haritası  kayıtlanmalı ve  fay hattı  üzerinde  ve   yakınlarında  bina  inşaatı yapılması önlenmeli  ve muhtarlıkları sorumlu tutmalı ve  bunun dışındaki yerleşim alanı  olabilecek   sağlam  zeminleri  belirlenerek  yerleşim alanı olabilir.

Yerleri çıkarılıp  biri Kaymakama biri muhtarlıklara  verilerek  hem  kayıtlı bölümler olur. Hem yapıların denetim ve yerleş  şemalarına uygunluğu ilerde  gelişen yerleşim alanlarının   alt yapısı  yapılabilecek  planı olmuş olur. Medeniyet  bizim  insanımızın da  hakkıdır.Mutlu ve yaşayabileceği çevre   güzelliğinde  bu düzeni  hazırlamak  ve  toplumun  hizmetine  sunmak  bu  Bakanlığın  uzmanları tarafından  hazırlanıp teknik  elemanları tarafından  uygulanmaya  hazır halde  muhtarlara  verilmek üzere                Kaymakamlıklara  teslim etmek ve  üç  kurumun tarafından  arşivlenmesini sağlamak.

                          globe-animated        İÇ VE DIŞ TİCARET

İç barışın tesisi paylaşımın  ülkedeki imkanlarını her bireyin  kullanabilmesini, engel teşkil eden  devlet kararları olmamalı üretmek için  emeğin, bilgisini,kültürel becerisini,bilim otoriteleri ve birey özgürlüğü yaşamın tüm katmanlarında bireyin özgür olması. Ülke birliğine bütünlüğüne her birey  sorumluluğu, vergi barışı ile olur barış söz söylemekle de  yeterli değildir.

Daha önceki  yazılarımda da  değinmiştim bireyin kimliğinde öylesine geliştirilmiş şifreler konmalı ki birey birey yaşamının tüm katmanlarında yapacağı çalışmalarda o özel olan  kimliğindeki şifreler hem Türkiye de hem  Dünya da ki gelişmiş ülkelerde  tek kimlik kartı ile bireyin faaliyet alanındaki oluşumlarda yetkin bir kimlik oluşundan dolayı  yaşamını, hem zamanı  hızlı hem bireyin hukuksal haklarının kullanılması noktasında birey önceden vatandaşlık görevlerini yerine getirmede ülkenin koyduğu evrensel olan kurallara uygun  ve yaşamında bir fiil uyan ve vatandaşlık kimliğinde  gösterilen  sınırların içinde kalarak  vatandaşlık görevini on üzerinden on puanı olan vatandaşın özgürlüğü  ve yaşamındaki işlemler için  kuyruklarda bekletmek  veya hakkı olan kredisinin kullanabilmesi noktasında zamanını boşa harcanmaması için Karakolda, Tapuda,Bankada,Belediye de,Hastanede,Bakanlıklarda,ticaretin  faaliyet alanlarında,eğitimde,Uluslar arası seyahat  veya ticaret alanlarında,yatırım izin  kurallarında birey özgürlüğünün siyasi faaliyet alanlarında, çok çok  özeldir. Amma içimde kanayan bir yaradır. Milletvekili seçildikten sonra yemin ederler  milletten aldığım yetkiyi kimsenin etkisinde  kalmadan milletim adına  bilgi birikimi özgür olarak yasaların  verdiği güvenle  milletimin adına sadık kalacağıma diye  yemin ederler yeminin uygulanmasının nasıl önünü keseriz diye. Siyasi  partiler grup kararı alabilmek için milletin vekilinin önünü kesmek gibi komik komik olduğu kadarda  acıklı  bu grup kararını  bir türlü anlayamadım anlatacak uzman   aradım ve sordum aldığım cevap siyaset bilimcileri  yetkiyi verenden  alındığı için milletin  yetkisinde özgürlüğü  sınırlanmış yetki olamaz  benim mantığımda  hiç almadı vicdanen de rahatsızlığım devam ediyor.  Grup kararı  kaldırılmalıdır.Siyasetçi özgür olmadığı kararları millet adına verememelidir.

Doktorda  belgelerini alırlarken de aynı  yeminin sağlık noktasında  da  doktorlar yapıyor onlarında siyasiler benzeri sağlık konusunda sadık  olmuyorlar.Mesela parası olmayan vatandaşa medenice evine dön öl diyorlar. Örneklemeye kalkarsak müstesna  doktorları tenzi ederek sağlık güvencesi olmayanları ayırarak mı yemin  ettiriyorlar. Diyorum.Amma yakınlarım dan olan doktorlara soruyorum ve aldığım cevapta aynı siyasiler gibi milletten  aldığı yetkiyi kullanmak kusuru gibi doktorların aldığı eğitimi insan ayrımı yapmaksızın  bilgimi becerimi her koşulda özgürlüğüm rızk altında olsa bile yanı harp zamanı gibi bu tür taahhüt  yeminin anlaşılmasını bu tip bilimin otoriterinin davranışlarının bir bilenin anlatması beni ve benim  gibi düşünenleri aydınlatırlarsa  insanlık adına   tarih  her bilgiyi yazacak ve tarih akışında yenilikler  geliştikçe  bilim acıklı  ve paylaşımın insan için yapılması insan  için yapılması  insan değerleri oluşturur iken özgür  ve eşitlik ilkelerinin  anlaşılması( beni )zaman zaman  şaşırttırıyor.

Üretici sanayinin  ilaçtan ağır sanayiye kadar üretilen malın Evrensel kriterlere uygun standartta garanti süresinin  mal üzerine  yazılması ve üretici firma  garanti süresini yazarken tüketici ile tüccar arasındaki protokülün  evrakı şifreleyerek akit  gerçekleşince üretici firmanın  çıkış kayıtlarından ekrana hemen gelmeli bu bilgi işlem merkezi garanti süresini başlatmak otomatik olarak  itilaf vukunda  tüketicinin haklarını ekranda  görüntületeceğinden tüccarın kusuru var ise üretici firmaya fatura edilmemeli ve üretim firması itilafları takip için uzman kadroları acentaların sattığı  adresleri zaman zaman  aramalı ve bizzat gidip müşteri olan  tüketici ile bilgi alışverişinde bulunmalı müşteri olan tüketici ile görüşmeleri zaman zaman seminerler oluşturarak ulaşamadığı  tüketicilere seminerler vasıtası ile  çözümleri ve  doğru bilgileri uzmanının verdiği zaman  tüketici kendini daha da kuvvetli   güvende hissedecek  üretici firmalar çok büyük reklam paraları ödeyerek tanıtım yapıyor veya az farklı model değişikliği oluşturarak talebi dengelemek arayışları  bir seçenek olması da  bir doğru amma asıl tüketicinin bizzat katılabileceği  toplam seminerleri bire bir reklam gibidir.

Canlı mankene Vitrinde giysi tanıtımı gibidir. Ürünün kullanıldığı alanları  hem görmek hem tüketicinin   üretici uzmanları ile ikili görüşmesi güvenin en etkili ve  kalıcısıdır. Üretimdeki bazı varlıklar ülke dışına pazarlanırken ülkemizde ilerde bulunamayacak ise yani çok az  ise  veya çok uzun zaman  gerektiren mallar ise dış pazara  satılırken iç pazarın stoklarının envanterinin çıkartılması ve kendi  ülkemizi sıkıntıya sokacak kalemleri iç piyasaaya ayırarak ülkenin güvenliği gereğidir. Mesela örnek olsun orman ürünleri olabilir, uzun süre gerekir  yetişmesi için bu  ve benzerleri çoğaltabiliriz.

KOBİ ve Küçük  Sermayenin  Dayanışması  için kollektif çalışma ortaklık,kurup sermaye dayanışması ve işgücü birlikteliği üretimi arttırır ve Pazar gücünü arttırır dayanışma hem enerji gücü arttırır hem morelmen yeni fikir ve beyin gücünün birleşimi dünya  pazarlarında rekabette Kobi faaliyetleri insan  gücünün  çoğunluğu çeşitlilikle oluşur.

Borçu borçla kapatan  tüccar bir gün iflas etmeğe mahkumdur.Şimdi üretici tüccarlarımıza diyorum devletin gücünü teminat olarak göstererek ihracatı suni şişirmeyin.İthalat için  ülkenin talebinden fazlasını satın almayın.Talep fazlası malı suni pompalamalarla  açık kredilerle iç piyasaya  zorlamalarla satılan mallar ihtiyaç fazlası olduğu için yedekte depoda durdurulur.Mesela yerli arabası  olan bir tüketici tüccarın  suni pompalanan kredilerle  ikinci bir yabancı marka  araba  almış ise  arabanın  biri  garajda  bekliyecek  amma  banka  kredisinin  taksitlerini ödeme  sıkıntısı içinde ise  bir başka  bankadan borçlanarak  borç ödemek  durumu olmuyormu? O  halde  borçlanmanın maliyeti  önce  bireyi sonra  tüccarı  daha sonra

Ülkeyi dolayısıyla  üreticiyi iç dengeleri bozuyor. Bütçe  dengesi  önce bireyde  sonra ailede daha sonra ticaretin tüm katmanlarında oluşur. Çözümün   önce bireyin bir harcamaları  bilgi iletişim sistemiyle  bilgi bankası kontrolüyle  borçlanmadan  harcama  veya  borçlanarak birey  şifreli kimlik numarası  onu kısıtlanacak  durumda  bırakmalıdır.

Borçlanacağı lüks mal olacak  kontrol karşılığı  kazanılmamış ürün olduğu için  üreticinin  ülke içindeki  bireyi borçlandırarak satacağı mal ile  birey geçinmenin  olmazsa olmazlarından kısıtlamadan ödeyeceği mal için borçlandırmalı.Çünkü halkımızın karşılıksız veya ödeyemeyeceği  borçlandırılmamalıdır. Devletimiz İMF ye,Dış ülkelere  borçlanarak  Ülkeyi yönetmeye  bireyler  borçlarını ödemede sıkıntısı olmasa  Devlette  açık bütçe durumunda  yönetme  mecburiyetinde olmaz.

Çözümü herbir bireyin şifrelendirilmiş kimlikle  bireyi hem kayıt  altına  alır  hem uç işleme  oranı düşer  hem bilinçli  birey olmasın oluşturur. Hem vergisini  ödeme  durumunda  otamatik  işlemden vergi alınır. Ve lüks  harcama  durumundaki bireyi  bilgi işlem merkezi görüntüyle  kontrol eder. Gerektiğinde  çağırır ikaz eder.Uymayanlara müdehale eder  özgürlük  sınırı olmadan özgürlük olmaz. Sınırlar  içiçe olmaz sınırlar köşelidir.

globe-animatedSOSYAL ETKİNLİKLER İŞSİZLİK

Büyük sermaye  dünyanın elitleri  her ülkede   sponsor işadamları oluşturuyorlar.Ve dolaylı  işleriyle birebir  faaliyette  oluyorlar. Sponsor işadamları bazan kendileri  Büyüklerin yani elitlerin sponsoru olduğunu bile  bilemiyor.Çünkü öylesi derinden ve  geniş çalışıyorlar ki  hesaplar kısa  vadeli yapılmıyor. Bazen  öylesi gelişim ile  sponsor  firmayı  büyütüyorlar ki   sponsor firmanın  başı dönüyor. Yatırım yapmak ve ülkenin kaynakları kurdukları  tesisler ve  ülkenin siyasetteki köşe adamları  firmanın Genel Müdürlerini  şaşırtıyor.

Çünkü çok hızlı büyüyor. Bu firmaların  içine  bazen  öylesi duruş ve  milli düşünen  yöneticiler oluyor ki  bu tür insanlar  kendileri gibi düşünen kadroları kurum içinde  çoğalınca  sponsorluk ruhu bozulunca  asıl amaçları olan  elitlerin kontrolünden  çıkınca  sanayii kuruluşunu satıyor.

Parçalayarak küçültüp geriye  merkez  ruhuna  göre  yer değiştiriyorlar. Unutmayalım ki  elitlerin  eli olan  sermayeler var  bu sermaye  milli varlıklarımızı  bazen üzerine  mühür vurarak çalıştırmıyor.

Bazen beyin adamlarımızın  bir şekilde  ülkemizden alıyorlar.En  tehlikeli  yatırımları  eğitimdeki pırıl pırıl gençlerimizin ya  burs  veya   bizim ülkemizden alıp  kendi ülkelerinde  okutuyorlar. Ve  bu bizim beynimizi kullanarak tekrar bizi bu beyinlerle  çökertme  faaliyetleri yapılıyor.

Elitlerin merkezlerini Dünya  ülkeleri yönetme durumundaki siyasi idarecileri veya kralı bazen öyle  oluyor ki eli kolu ipsiz bir şekilde  bağlanıyor. Umarım yanılmışımdır. 57. Hükümet güçlü bir koalisyon görünmesine rağmen yasalları  çıkartırken sorun yok icraata sıra gelince sınırları kovan çerçeveye göre çalış veya çökertecek A.B.C. planları ile 57.Hükümetin demokrasinin gereği yasalar  çıkarılırken  ve  uyum  birliği var. Sihirli el devreye giriyor. Ülke  yanıyor batıyor ve bu hükümet gitmeli sonra sihirli ellerin AB Planları başlıyor.

İşsizliğin,ülkemizde çözülmesinin  önünü,tıkayan görülmeyen birileri var bunu anlamak için medyum olmak gerekmez büyük sermaye verginin  yüksek tutulmasını istiyor.?   Küçük sermayeler birleşir. Rakip olur. Ürettiği ürünü ucuz   rahat satamayacağı için  rekabet büyük sermayenin  işine  gelmiyor.  Tüketiciyi, üretecek, durma gelmeden  çökertmenin  yolu yasal  olarak  nasıl yapılır. Vergiyi  yüksek   tutarsanız   küçük sermaye  çöker, tekrar tüketicisi  olur. eksilmiyor,büyüyor.Büyük sermayenin  dünyaya zarar ettiğini tarih  yazarları bu belirleyici ve ezici düşüncenin  hep var olduğu bilinmekte  olması bu günkü dünya düzenindeki  kadar  ? acımasız ve bilim teknolojilerini kullanarak insanlığı Adeta  yok etmekte olsa ? tatmin  ? olmayan  elitler grubu Dünyanın  geri kalmış milletlerine  karşı kullanılması  konusunda  elitlerin insanlıklarından  insan olmalarından ? kendilerini  insan oluşlarını  ayırarak  olsa gerek  verdikleri hileli kararlarla  insan haklarını  hakmış gibi göstererek insanlara  göstermelik hilelerle  insanlık suçu işliyorlar ve adına da İnsan hakları için  yapıyoruz diyerek adeta  hipnotize gibi insanları uyutarak canlı canlı  katletme  metodları  günümüz dünyasında  yaşamaktadır.. Büyük sermayelerin zarar görmeler? Krallıkla idare  edilen  ülkelerde  görülür. Çünkü sermayedar kiralı,fikirlerinden  kararlarından  vazgeçiremezse  büyük sermayenin  aleyhine  karar verirse  o zaman  zarar eder.

Bugün  dünyamızda   büyük sermaye  kralları bile  koltuğundan  zıblatıyor.

Mesela  Irak ve  benzeri sayabileceğimiz  çok ülkeler  var demokrasi  üstünde  Ahlapot  gibi   çokmuş ve siyasileri öylesine  kontrolüne  aldıki faaliyet alanlarının  bütün katmanlarına  beyin adamlarını  koyuyor ve bir şekilde  kontrolü ellerinde  tutuyorlar kontrollerinden  çıkmak durumunda?  o zaman  görünmeyen  büyülü sopası ile  müdehalede bulunarak çok çok  alternatiflidir. Biri anlaşılacağı  zaman diğerini devreye sokarlar dünya da en büyük elitlerin her ülkede taşeron   sermayedarları  var.

Gelişmiş ülkelerde internet üzerinden  sermayeyi bilgi işlemle daha  kolay yönlendiriyorlar. Borsa denilen  bir araçları var.Küçük sermaye ye  büyümeleri için emre itahat etmelerini öğretirler.İtiraz edeni bir şekilde anında iflas ettiriyorlar bunu çok çeşitli yollardan yapıyorlar.Bir ülkede kazanacakları  kaynaklar varsa. O ülkede  istedikleri gibi yönetim çalışmıyorsa  hisse senetlerinizi  alın  verin paramı deyip yöneticileri güç durumda  bırakıyor.

Öylesi güzel  ülkemiz  var,denizleri,dağaları,ovaları,tatlı akarsuları, dört mevsimi  iç içe yaşayan ender ülkelerden  biriyiz yer altı, zenginliklerimiz yer üstü zenginliklerimiz ve genç nüfusumuz İmparatorluk kurmuş   ve o  tarihe  göre  medeniyet,kültürünü  dünyaya  yayan önce insan  değeri bilinci Türk topraklarının  merkezinde  dünyaya yayılan  insan önceliği değerleri bizim geçmişimizin eseridir.

Bugün gelişmiş  milletlerin ilk modelleri bizim Osmanlı kaynaklarından   geliştirdikleri refahın  sırrı çok çok çalışmaktan ve kurallarına  uymaktadır.  Kanunlarımıza  uyarak  başarılı oluruz  beğenmediğimiz   kanunlarımızı değiştiririz. Amma değişene  kadar  kurallarına  uyarak olur. Buna  bir örnek  bindiğimiz araba  düşünün  bu arabanın yeni modelleri  çıktı arabayı  değiştirmeye  karar verdik.Amma yola devam ediyoruz mecburuz ki  yenisini alana  kadar bu araba  ile seyir etmeye devam .

Bizim ülkemizin  sorunları işçi ile işvereni ile   önce dayanışma  birlikteliği, gerçekleştireceğiz. Bunun  yolu üniversitelerin bilim eğitim  merkezlerimiz   bu merkezlerimiz  örnek çalışmaları kollektif  birlikteliğe önem veren  mezunlar  oluşturacaklar. Mezun olan  gençlerimiz önce aileleri ile daha  sonra akrabaları ve komşuları ile  bilgi birikimliliği ekonomik imkanlarını  birleştirerek  hem işçi hem işveren ve artı hem  rekabete açık  çok çok   çalışıp Avrupa  normlarında üretim ve dünya piyasaları ile yarışan üretimi ve pazarlama yapınca ..Hem öz sermayemiz  olur hem  de kendi mühendisimiz  kendi işçimiz  elitlerin ülkemizin üzerindeki sihirli  değneğini  kırar atarız. Bizim ülkemizin tatlı sularını   denize akıtmadan dünyaya satarız. Bor madenleri   ve benzeri  madenlerimiz, Ulaşımı raylı sisteme ve deniz yolu ile ulaşım ve taşımacılık Milli birlik beraberliğimizin  olmazsa  olmaz kuralından  ayrılmadan  Süper Ülke  olmamız için  neden yok çözüm öz ve öz  kendi ülkenin insanını  birlik ve beraberliğidir.

Bu ruhu artık yakalama  mecburiyetindeyiz.İleri medeniyetlerin ekonomisini  düzelten ülkelerin  kalkınmada  önceliği  nasıl   oluşturdukları  modeller belli ulaşımı ve yük taşımacılığını en ekonomik olanını seçtiler.

Önce  ülkemizin kalkınması dediler. Çok çok  çalıştılar  ve çalışmalarını ülkelerin Demiryollarını  ülkelerinin her vilayetlerine  kadar  yaptılar ve ulaşımı hızlandırılmış  raylı tren  ve yük taşımacılığının tren ile yapmışlar  ve üretimin  tüketiciye  intikalin  maliyeti  ucuza    ve  hızlı  bir akışla  getirildi.           Ülkelerinin   bir bölgesinde  çıkan  diğer  bölgesine  aynı anda  gidiyor. Ve fiyat politikasında  da  istikrar oluyor. Aynı taşımacılık deniz yollarında da  yapıyorlar üretilen   her kalem  ülkenin aynı anda  her bölgesine  ulaşınca  istikrarı koruyor ve toplu taşımacılıktan da maliyeti nakliyeden  gelen  artısı az oluyor. Adeta  üretildiği bölgedeki fiyat politikası da  uygun oluyor. Ülkenin emeği ve enerjisi  ekonomik kullanılıyor. Ülkenin bölgeler arasındaki  kalkınmışlıkta  dengelenmiş oluyor.

globe-animatedBEN VATANDAŞ Osman ZOR  olarak diyorum  bizim ülkemizde  Türkiye de  bu modeli uygulamak  için  hiç zaman kaybetmeden  hareket   edersek  bu modeli  bizim  ülkemizde  uygulanması daha da verimli olur. Çünkü ülkemizin  üç tarafı  denizle  çevrilmiştir.

Ve  diyorum ki ülkemizin  iç ve dış borçlarını  yetmiş milyon Türkler olarak fert başına  düşen borcu ekonomik varlık olarak fert başına  görünen  varlığına  göre bölünüp her Türk vatandaşı bu borcu öder ve ülkemizi  dışa bağımlı  ülke olmaktan  kurtuluruz  ve  köklü çözümlerde yetmiş milyonun her kuruşunun  karşılığında  hisse senedi  verilmeli bu  hisse senetlerinin  karşılığında  demiryolları  ve denizyollarını  yetmiş milyona  vererek hem borcu ödenir ülkenin hem demiryolu ağını ve deniz yolu filosunu yapmış olacak..

Şimdi demiryollarını ve deniz yolu filosunu nasıl yapacağı yetmiş milyonun hissedarı  olduğu dev bir işletmeye yetmiş milyon insanımız hem  sermaye koyar hem imalat inşaatlarını üstlenerek hisse payını arttıracak olan milletimize  bu durumu  ekonomi uzmanları ve  insan kaynakları uzmanları ve  planlama uzmanları  ve dünya da geliştirilmiş  proje formülleri zaten var gerekirse gelişmiş dünya ülkelerinden  bilgide de   destek alırız. Bu devasa  projeyi yap işlet modeli için  finalsörlük için talepler zaten kendiliğinden  gelir böyle  proje  için iç kaynaklarımız zaten bu demir yollarını  yapabilir  demiryollarını yapmak için öz varlıklarımızdan yapabileceğimiz için  iç piyasadaki daralma rahatlayacak ve işsizlik de çözülecek bir tarafında modern imalat yapmak için özel sektörü de tren imalatı için yatırım başlayacak hem içte hem dışta  itibarımız artacak  büyük düşünmeyen büyük  iş yapamaz ülkemize de büyük düşünüp iş yapmak yakışır  güvenin tesisi  ekonomik dayanışma ile   olur bu önerimi genişletilmiş verileri olan uzmanlarına  hazırlatıp 70 milyona doğru anlatılırsa Türk  Milleti doğruluğuna inandığı zaman çok cesaretli ve kararlı bir  milletiz.

             globe-animated     Yeterki Türk Milletini inandır inançlı ecdadımız bu toprakları kanları ile  hamur yapmadımı  bayrağının uğruna bu milletin  torunlayız yinede seve seve  vatanımız  için  70 milyonu  birleştirecek bu projeler ülkemizin  birlik bütünlüğünü 70 milyona  yeterki doğru anlatılsın çözümde bizde işte bizde proje de bizde teknoloji  internet ile dünyayı dolaşıyor  yeterki kullanmayı  bil Türk Milleti büyük millettir büyük işleri başarır.

   globe-animatedSAĞLIK

Sağlık   denilince  önce sağlığı  anlayalım . sağlık denilince  fiziksel bedenin faaliyetleri  sağlıklı bir bünyesini  önce tanıyalım. Sağlık  politikamız ve  günümüzde sağlık  tanıtılması  yok denecek kadar verimsiz ve kusurları yoğun olan   bir gerçek ortada .

Önce  sağlıklı bir insanı ortaya  koyalım ki  sağlıksız insanı  anlamaya  çalışalım.

Bir  Bakanlık olarak   sağlık politikasını  aileye  nasıl  anlatılır ve aile nasıl sağlıklı  yaşamı  oluşturmak lazım  aile  eğitimini  evde  başlatmalıyız  nasıl hastanede

Bir doktora  yüz hasta muayene  yaptıracağına doktora  eğitim  nasıl veriliri  söyle ve doktora  aile  hekimliğini mahallin de  yani  evinde  aileleri doktor vatandaşın  evinde ziyaret  etsin   ve  evinde  muayene  etsin  ve hasta  olmamak  için olmazsa  olmazları  anlatsın ve ayda  bir doktor her eve  gitsin  ve o evde ki  insanların kayıtları  doktorun  bilgisayarın da  olsun ki  düzenli olarak  o aileler   doktorun kayıtlarında  olduğu için  her ev halkının hem eğitimini  verir  hem evvelki  kayıtlarında ki durumu ile  yeni durum arasındaki duruma  görür kendisinin müdahalesini aşan  durum var ise  o zaman  hastasını hastaneye  sevk eder  hastane gerçek  hastayı yatırır ve tedavi eder evden başlayan aile  hekimliği hasta  olmamak  için  anında  müdahale  ve bilgilendirme  hastalık müzminleşmeden  müdahale  olacağından    hasta  tedavisi  yüzde  elli  insan  daha  az  hasta  olacak ve müdahale   hastalık başlama anında  olunca  tedavisi de  başarılı olacak   ve ilaç israfı da  bu şekilde  yüzde  seksen  az kullanılacak.

Çünkü  kimse  rasgele  ilaç kullanmamış  olacak ve  hastalıklara   yakalanma  riski de  yüzde  yüz düşecek ilaç israfı  önlenecek  ve sağlıklı  bir toplum  yetişeceği gibi nüfus eğitimi de gelişecek anneler çocuk  üreten  bir makine olmaktan kurtulacak ve aile  içi şiddet azalacak doktor  o ailelerin hem rehberi olacak

Aile  Doktoru sayınlığı artacak bu şekilde her evde ki  insanların   sağlık raporları  olunca  ülkenin  genel durumu sağlık konusu da  hem bilinir hem sağlık  sorunu  ekonomik olarak % 80 az harcamalıdır.

globe-animatedSPOR

Spor deyince    genel görüş  futbol, çünkü futbolun yönetim idari şekli  çok yanlış. Çünkü futbolcuların   değerlerini sihirli eller yükseltiyor ve bir futbolcunun  menajerliğini  artık  ekonomi  profesörleri  yönetir durumdadırlar ki bir futbolcunun  değerini ?

Ancak uzman  bir ekonomist  yapabilmektedir. Bu çok büyük bir yanlış  çünkü futbolcu  denince  sanki  birinci sınıf  vatandaş çünkü  toplumsal kabulü  öyle yapılıyor.

Bu duruma dur  demenin zamanı  geldi geçmektedir. Daha  çok  ayrıntılara  girmek  istemiyorum  çünkü derinlerden  pis kokular  geliyor anlamak  isteyen şifreyi çözmüştür.

Sporu  anlamak için  her birey bir sporcudur. Ve  öyle  olmalı sabahleyin  yatağından  kalkan  her insan  vücudun  ısınması  için ekol  ve egzersiz  yapmalıdır.

Sporun ata sporu var ve  sporun dallarını  saymaya  gerek yok  biz sporun  konumu ile ilgili  düşüncelerimizi açmaya  çalışıyoruz.

Sporun diğer dallarında ki  sporcularda  değerlidir. Spora  eşitlik ilkesinden bakmalıyız.

Spor anlatacağımız kırı terleri  genel olarak  bir bütündür. Sporda  ayrım  yaparsanız  diğer dallardaki  spor  etkinliklerinin cazibesi  kaybolur.

O ülkeyi yönetenler, Spor  Bakanlığı bu konuya  özel  olarak  sorumlu ,Beden Terbiyesi  kusurlu, davranışlarını  spor yazarları köşelerinde   tırnak arası  bu durumları yazıyorlar. Bu durumun netleştirilmiş bilgileri  Bakanlık müfettişleri   raporlarından  ve şimdiki  durumları  tekrar alınsın ki bu rapor günümüzde  çok acı verici…

Sokak Çocukları  yetiştirilmesine çanak tutarak büyük rantların  pazarı. Böyle  gitmez  bizim  ecdadımız böylesi medeniyetin. Saygınlığın, onurlu spor dallarımızın bir an  evvel  A dan Z ye  kadar   ilgili katmanların  sonuçlarına  çözümünde de  önerileri olacaktır. Çözümden sonra  diyorum her birey  muhakkak  sporu sağlıklı  yaşamak için   yapmalıyız. Spor profesyonel  spor  yapılacak anlamında  demek değildir.

Günlük yaşamımızın  eksersizlerini   yaşamımız  boyunca  yapmalıyız ki  sağlıklı olmanın  olmazsa  olmazı  olduğunu  bilmeliyiz. Spor  eksersizleri  vücuttaki  eklemleri  kireçlenmesini önler  ve  vücudun  bütün  organlarını  uyarır ve çalışma  tembelliği olan  organları  uyarır amma  düzenli  olarak  yapılır ise  vücuttaki  tortulu  ve gereksiz  artıları ter yolu ile  atar.

                     globe-animated     KÜLTÜR ,SANAT VE MÜZİK

Sanat  kültür zenginliğinin  kaynaştığı sanat kavramı çok  geniş dil  becerisi. Günümüzde  öylesi ekonomik  bakılmaya başladık ki  sanatın ve sanatkarın  günümüzde  değer  kaybetmesi  Sanatı ekonomik amaçlı  kazanım olması  gözüyle  ve  bu sayede  emek  ve sanat  üretmeden  bazen  çocukların sırtından  bazen  genç kızlarımız  sırtından  bazen sahipsiz  gerçek  sanatkarların  sırtından  sanat diyerek  ekonomik  rant sektörü bu alanlar da da. Söylemek için  gerçek sanatkarlara  zarar vereceğinden yüzeysel geçeyim.

Medyanın  görüntülü  ve yazılı  basın  sanatkarları  takip  etmek için  bu kurumların  içinde  çok saygı  ile  anlatacağımız görevlerini yapıyor.  Olanlar  hem toplumsal  değerleri  buluyorlar  ve sunuyorlar. Hem dinlendiriyorlar.  Bazıları da  bazen huzurlu  duruyorlar  bu kimseleri yürekten kutluyorum.

Gelelim  sanat deyip te  Türk toplumun  yüzde  kaç kişi tarafından  kabul görüyor. Gündeminde  bu toplumun  özünü  yara  aldırmaya  hiç kimsenin  sanat yapıyorum diye  veya  sanatçıyı  tanıtıyorum demesini  Türkiye’nin  görünmez amma  sarsılmaz  bir kabulü  vardır. Bunu zorlamayın Ret  ettiği zaman  Türk toplumunun  asıl güzide  değerleri zarar görür. Onların  yara  almamaları için   görevinin  sınırlarını  herkes  kontrol etsin bu oluşum bir gün özünü ararken  çözüm sözlüğü  gibip  hem kendilerine  hem  sanatın  tüm  katmanlarına  zarar vermesin.

Düşünün  el sanatlarının  ürettiği  tablolar  ve hayal  dünyaları  ile  çalışmalarının  eserlerim bazen  tabloda  bazen  yapıtın araç gereçleri. Tarih kokan  eserlerin sanat toplumun beceride  bazen  el ile  bazen fiziksel, tiyatro,müzik,komedyen olarak  hayal  dünyasına  kalemine yansıtan  bunları çeşitlendirmek ile  bitmez. Bunlar  genel kabulü  hiç kimse zorlamasın  bu toplum çok hoş görülü bir toplumdur. Bu demek  değildir ki,sınırsızdır.

Kültür ve sanat  bir toplumun  tanınma ve tanıtımını anlamak için o toplumların bu iki faaliyetleri o toplumların  anlaşılmasının ve diğer milletler ile  iletişimin  en üstün anlaşılır  tanımıdır. İnsan topluluklarının  en küçük olcusu

Ailedir. O zaman  devletlerin varlığının sayısal kökleri aile dir.

Aileler yaşadıkları  mekanların  dayanışma  kurallarına uyma  mecburiyetleri vardır. Dayanışma  kuralları  o toplumların  savunmasını  oluşturur ve paylaşmayı öğretir ve becerilerini  el yöntemi ile  yapılabilecek ve yaşamının  olmazsa  olmazlarını  ön plana taşır  uzun vadeli değerleri o toplum  paylaşırsa  kalıcı hale  gelir.

O toplum  paylaşmadığı  değerleri dışlar ve kalıcı  olamazlar  değerleri  tanımlamak için termoloji kayıtları  ve ekoloji  yerleşimin  tamamını araştırır isek  coğrafi yer kürenin  şartlarının  yaşamı her  bölgenin  oluşumu  küreseldir. Küresel   koşulların  gereği bölgesine haz yaşam koşulları  var.

Mesela  kutupların  eklem ve  boylamının  değişmeyen isi veya  devamlı değişen  iklimi veya  iki iklim  yaşayan bölgeler  dört iklim  yaşayan bölgeler. Her bölge kendi koşullarına  göre  yaşamını  belirler ve öğle yaşar ve bu yaşam biçimleri de her bölgenin kültür, davranış, beceri,algılama ,giyinme konuşma ve diğer bölgeler ile  iletişimini  kurma bu farklılıklar.

Dünya milletlerinin  bilim otoritelerinin  asıl sorunudur. Ortak  anlaşa bilir dil sorununu henüz çözmüş değildir. Şimdi gelelim: Türkiye’nin  bölgeler arası farklı değerlerini  anlamağa ve ortak bir yazı ve konuşmasına ben vatandaş olarak diyorum ortak yazma konuşma dilimizi  birleştiren  anlaşılır   bir üslup ile  organize  eden Türk Dil  Kurumunu  anlamakta  güçlük çekiyorum. Cenin anne  karnında algılamaya  başladığına  göre  doğduktan sonra  konuşmasını  anlaşılır olarak  kaç  yaşında  tamamlıyor.

Ve  diyorum bu çocuk  yöre dilini  özüne   kaydeden bu insan  ortak konuşma  yazmayı ilk okulda  öğrenmeye  başlarken  öğretmenin ortak dili ile  konuşma  ve yazma yeteneğinin uzmanlaşmış olan bir  öğretmen olması  gerekmez mi ve öğretmen okur-yazar her  insanın  bilgisi  olursa olsun ortak Türkçe’yi   bilemiyor.

Yani tam olarak  telef uz edemeyen öğretmenin  öğreteceği Türkçe miz eğitim  gören çocuklarımızın  hafızalarında  öylesine  iz oluyor ki o iz, değiştirebilmesi hemen hemen  olanaksız oluyor. Çocuğun algılama çağında ailesinin  Türkçe’deki  bozuk lehçe  ile  konuşmaya  başlamış olan  çocuk okuma yazma eğitimini veren öğretmende  Türkçe yi tam algılama  ve yazmayı  öğretmediği zaman  bu çocuk  iler iki yıllarda  kendisinin de  okuma  yazma  alışkanlıkları bozuk oluyor.

Bu benim  çok dikkatimi çekiyor ve  kendimi bu  eksikliğin içine  koyarak eleştirilerimi  anlatacağım. Eğitimini kendi  beceri  ve yeteneği dalında  Üniversiteyi bitiriyor ama   dil eğitim  kusuru devam ediyor bunu kimse  aramıyor. Artısı daha  acı  bir insan milletvekili adayı oluyor. Ve Seçilip meclise gidiyor. Ve ülkenin  yasalları  çıkarken  onay yetkisini  evet  veya hayır diyor… Üniversitede de  öğretim  üyeleri  Doçent  olmak için bir tez  hazırlıyor  ben merak ediyorum. İnsan kendi  kusurunu  görmesi için kendini sorgulaması gerekmez mi? Düşünüyorum.

Eğitimin  öğretinin şekillendiği Üniversitelerimizde  sorgulanmayacak ise  bu Üniversitelerimiz  bilim otoritelerinin  olduğu  bu  binaları adımı yüksek,binaları mı yüksek sormak istiyorum. Üniversite  öğretiminin içinden  bilim duayenleri  oluşmasa bizimde  düşünce   becerimiz  gelişemez. Müstesna  çoğunun affını  hoş görüsünü dilerim. Türk Dil Kurumunun  Eğitimin  Ortak  dilinin okuma  yazma  bozukluğu  beni  çok derinden üzmektedir. Bu eksikliğin halkımızın büyük çoğunluğu  olarak  yaşanmakta   ezikliği  içinde  diksiyonunu tamamlaması için okuma  yazma  aşamasında  olan çocuklarımızı kurtarmak  için  önlem  almanın zamanı geçmektedir. Çünkü  okuma  yazma  kültürünü  görüntülü  ve yazılı kurumlarda da  görülmekte  bu kültürümüzü düzeltecek açık oturumların Televizyonlarda artık tartışılması lazım ve  yazılı basın işlemesi lazım diye düşünüyorum.

Halk olarak  kültür olarak  algılamamızı   önce  bedenimizde  görmemizi  temin etmeliyiz. Düşünüyorum  bazen kendi kendime  soruyorum.70 milyon insanlarımızı  birey  bazında  düşünür isek bu insanların  kendi  bedenlerini dört tarafını aynanın karşısına geçipte  boy   ve  en olarak fiziksel bedenlerini  tanıyorlar mı…

Fiziksel bedenlerinin iç organlarını iç  metabolizmasını  nasıl çalıştığını  çıplak  gözle  bilim kaynaklarından  görüp  bilgi etmiş durumunda  ne  kadarı var…Teneffüs ettiği  oksijeni  bile  nasıl  ve hangi  şekilde  oluştuğunu

Ekolojik  dengenin  insanın  yaşamını  birebir    ne kadar etkilediğini bilmediğini düşünüyorum. İnsan birebir  bedeninin yaşamını güçleştirecek oluşumları bilemediğini düşünüyorum. Bindiği arabanın  eksozundan Karbon gazının  çıktığını ve eksoz gazını yalnız olarak  teneffüs edildiğinde  ölümü  teneffüs  ettiğini ne kadar  insan biliyor. Ve  bilinçli  eksoz  gazından  korunuyor diye  merak ediyorum.

Havayı kirleten  ekolojik dengeyi bozan kuruluşların   filtresiz ve önlemsiz  çalışmalarına   duyarsız kalmayacaklarını düşünüyorum. Dünya doğa  oluşunun içinde  oluşmuş  var olduğu zaman  farklılıklar yer kabuğunun soğumasında  şekillenen  dağlar ovalar  ve ekolojik oluşumun canlanması da   coğrafi görünümün benzerlikleri  veya  görünüm  olarak  ilginç  olarak  algıladığımız tepeler,çukurlar,mağralar, çağlayanlar ve  uzun ömürlü  ağaç türleri  her bölgede  olmayan bitki örtüsü kimyasal  değerleri olan, farklı taşlar ,topraklar.

Farklı  sıvılar,sular,petrol gibi  kimya  özelliği olan  yer altı yer üstü çeşitli  olan  dünyamızın  çoğunluğu denizlerle oluşan azınlıktaki  karalarının  Türkiye coğrafyasının mevcut olan değerlerini yeteri  kadar tanıyıp korunmasını veya kullanılmasını bilmemiz için  örgütlenmiş toplum olma  noktasında  temel oluşan  birey ve aile  kültürümüzü  sevgi hoş görü paylaşım  temellerine  oturtmak  için  anlatmayan ?  günümüzün aydınlarını  tarih sorgulayacaktır.

Aydınlarımızı okurken  dinlerken düşünüyorum. Türkiye’nin aydınlarının bu  konuştukları konular  Türkiye’nin durumu  bu gidişi nasıl  anlatacak. Mesela  Televizyonlarda konuşurlarken konuşmalarını ve  eleştirilerini  dikkatle  izliyorum. Eğer  elimde  sözlük yoksa  anlamakta  güçlük çekiyorum. Bir kısım aydınlar  Osmanlı terim  kullanıyor. Bir kısım aydında  Türk diline  girmiş mi  girmemiş mi ?

Bazen de   tamamen  yabancı dilden konuşuyorlar. Türkiye’nin sorunları  konuşuluyorsa  Türk Dilini  Tam olarak  konuşmaları  gerekmez mi diye  düşünüyorum. Toplumun  örnek  alacağı  Aydınlar ,Akademisyenler Türkçe’mizi  öğrenmemiş iken Aydınlarda  kendilerine  öz dil ile konuşur ve  yazarlarsa  vatandaş öz Türkçe yi  konuşmak için kimi örnek alacak. Kültür  değerlerimiz olan dilimiz ile  başlar ve doğal olan varlıklarımızı toplumuza anlatmak için ortak olarak anlaşacağımız dilimiz bir kere   anlaşılabilir. Bir  yaşama  geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

 

Turizmin kazanımı  için  Kültür varlıklarımızı iyi koruyup iyi anlamalıyız. Kültür varlıklarımız. Bacasız  fabrikalarımız olduğunu çok iyi anlamalıyız ve her bölge kültür varlıklarımızı bilimsel olarak  kayıtlamalı  ve  kayıtlı  bu  varlıklarımızı  bilimsel olarak  çok iyi koruyup  kültürlü  toplumların  barışında  çok büyük  önemini  ve turizm  aracılığı ile   ekonomik  kazanırlarımızı da   bu davranışlarımızın uzun  vadeli  projelerini  yapmalıyız diye  düşünüyorum. Türk Dil Kurumu  Uzmanlarının  zaman  zaman  oluşturacakları toplantı panelleri  oluşturarak öz eleştirilerini  acımasızca  kendileri ile yapmaları  ve  daha  ileri  götürüp  Televizyonlara  haber  verip milli bir şuur içinde   Tüm Televizyonlar canlı vermeli  bu Türkiye’nin  toplumu ile   Bu Dil Kurumu  asıl  özünden sapmadan  halkın önünde  tartışmalı olarak düşünüyorum.

KÜLTÜR DEĞERLERİMİZ

Bir toplumun kültür değerlerinin milletin  kültürü ile barışık olarak  yaşamasıdır.

Kültürün kendisi ile  özdeşmiş olması  kültürüne tarihine  sevgisi ve bağlılığı ayrılmaz bir bütündür.

Tarih bir milletin uluslar arası  tanınması ve kabulü  uluslar arası  ilişkileri  ve uluslar arası ortak belirtileri  ve bakışlarında eş ve benzerlikleri  kültürün  evrensel kültür oluşu o milletin ve diğer milletin paylaşabileceği değerlerdir.

Şimdi  biz Türk toplumu  olarak bu gününü yarınını geleceğini  ve geçmişini  anlamak  ve birleştirmek için birlikte sevinen  birlikte üzülen ortak görüşümüz.

Biri günlük kullandığımız para  hayatımızın  tüm alanlarında  bire bir  bizimle  yaşayan  değerlerimiz  olmasına rağmen  Türk Parasını nasıl koruduğumuz  konusunda görüşlerimiz hususunda   para için  iletişimin  her aşamasında  önem arz eden  ulusal değerimiz olan  parayı korumak için o değeri veriyor muyuz ? diye kendimize   sorgulamalıyız paranın üzerini  korumak için  temiz elle  korumuyoruz.

kendine saygısı  olmayan  çözüm  ona  sorumsuz paranın  üzerine  çeşitli yazılar yazan  sorumsuzlar  günlük hayatın da  o olmadan  alış veriş  yapamadığı  halde korumadığı  Türk parasını  devlet olarak ta  koruma  kanununda  yumuşama  oluşundan  paramızın  kirletilişi ve  görünümü bozulmasına  göz yummamamız  toplum olarak  üzerimize  yani kendi  varlıklarımıza  olan  duyarsızlığımız  en büyük eksikliktir. Çünkü  bir Amerikan Dolarının  üzerindeki  bir şekil  bozukluğu olsa  elinizde  kalıyor ve parayı koruma  durumun da  oluyoruz. Türk Lirasına  aynı önemi vermeliyiz.

Kültürümüzün görünümü Kültürümüzün  ve  durum olarak durumumuz  bu günümüz mezarlıklarımız Annemiz,Babamız , kardeşlerimiz, komşularımız ve ülkemizin  idari işlevinde saygın  olan yöneticilerimiz. Sağlıklarında  saygı sevgi  ile  bağlı olduğumuz dünümüzdeki sevdiklerimizi  ölümlerinde mezarlıklara defnederek mezarlıklara  olan  bağlılığımızı  davranışlarımızla  belirleyip  yaşatmalıyız. Mezarlık kültürümüz bayramlarda mezarlık ziyaretleri  ve kuran okumalar  ve  bireysel mezar  evlerini düzenlemeler dışında plan projelendirilerek  mezarlıklarımızın  envanterlerini kayıtlamıyor.

Ve  mezarlık  evi oluşturamıyoruz. Mezarlık  kütük defteri   oluşturmamızın  doğruluğu şöyle bugünkü  yaşayan nesil  üç dört nesil  ecdadının  dünyada yaşayanları mezarlık  kayıtları    olan  kütük defteri olmalı  ve mezarlığın  sayısal büyüklüğüne göre  mezarlık evi kütüphanesi  olmalı gerekir ise imamı  ve mezar kazıcısı  cenaze yıkama  araç ve gereçleri olmalı bunların oluşması  ve yaşatılması için  mezarlığa gelecek olunan yakınlarının  katkıları ile bu oluşum  mezarlıklar düzene  koyar  planlı ve düzenli  sıralamamıza  mezarlık kodları  plan dahilinde  kütük defteri  kayıtlı  numarasıyla  olunan kısa geçmişi  ve tanıtım  kayıtları olan  kütük defteri  ve mezarlık  sahasının  çevre  temizliği  çiçeklendirilmesi  ve mezar evlerinin düzenlenerek istikamet  nizamı sağlanması  dini bayramlarda günün belli saatlerin de  hoparlörle mezarlık  evinden   kuran  okunarak dua edilmesi bizim kültürümüze yakışır olması uygulanması için muhtarlıklar sorumlu kılınmalıdır.