Sakarya Kamu Otoritesi

Sakarya; tarihsel zenginliği, coğrafi konumu, ulaşım olanakları, tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinde ülke ekonomisindeki payı ve uygun yatırım koşulları ile Ülkemizin önemli illerinden biridir. Sakarya ilinin bilinen tarihi Hititlerle başlar. Anadolu’da ilk siyasi birliği kuran Hititler, bu bölgeyi sınırları içinde bulundurmuşlardır. Hitit Devleti iç karışıklıklar ve bölünmeler neticesi yıkılınca, bu bölge Friglerin eline geçti. Dış güçlerin tahrikiyle iç karışıklıklar ve bölünmelerden sonra yıkılan Friglerin yerine bölgeye Lidyalılar hâkim oldular. Persler, M.Ö. 6. asırda Lidya Devletini yenerek Anadolu’nun mühim kısmını işgal ettiler. M.Ö. 4. asırda Makedonya Kralı İskender, Pers Devletini yenerek İran’ı ele geçirdi. İskender’in ölümü üzerine bu bölge, halefleri arasında ihtilaf konusu oldu. Bitinya Krallığı, Makedonya Krallığına karşı İskender’in ölümünden sonra iç bağımsızlığını ilân etti ve bu bölgeye hâkim oldu. M.Ö. 1. asırda Roma imparatorluğu, Bitinya Krallığı ile birlikte bu bölgeyi alarak kendi topraklarına kattı. M.S. 365’te Roma İmparatorluğu ikiye bölününce Anadolu’nun diğer kısımları gibi Bitinya bölgesi de Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Altıncı asırda Justınıanus, Bitinya bölgesine önem verdi. İslâm orduları, zaman zaman ve bilhassa İstanbul’un fethi için bölgeden geçerken buraları fethetmişlerse de uzun müddet kalamadılar. Ayrıca Sâsâniler de zaman zaman bölgeye akınlar yaptılar.
 
Sakarya, 1071’de Selçukluların, 1291 yılında ise Osmanlıların egemenliğine girmiştir. 1800’lü yıllardan itibaren Kafkasya ve Balkanlardan göç edenler Sakarya’ya yerleşmiştir. Yakın tarih olan 26 Mart 1921’de Yunan işgaline uğramış olan İl, 21 Haziran 1921’de düşman işgalinden kurtarılmıştır. Eski adıyla Adapazarı olan bu bölgede 1868 yılında belediye teşkilatı kurulmuştur. Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Kocaeli iline bağlı bir ilçe iken, 22.06.1954 tarihinde Sakarya adıyla il olmuştur. İl belediyesi 06.03.2000 tarihinde Büyükşehir statüsüne kavuşturulmuştur. İlimiz, Marmara Bölgesinde, İstanbul’a 148 km. uzaklıkta, İstanbul-Ankara yolu üzerinde ve İstanbul-Antalya yolu kavşak noktasında bulunması itibariyle coğrafi konum avantajına sahiptir.
 
Sakarya, tarıma elverişli alanları, yağışlı iklimi, bol içme suyu kaynakları, ovaları, akarsuları, gölleri ve diğer doğal güzellikleri ile yerleşim için uygundur. İlimiz geniş bir alana yayılan ormanlık arazisi ile bu sektörde önemli bir paya sahiptir. Sakarya mısır, fındık ve beyaz et üretimi ile tarımda, ulusal ölçekteki kuruluşları ve organize bölgeleriyle sanayide ve çok sayıda ticari kuruluş ve turizm imkânlarıyla da hizmetler sektöründe yüksek bir potansiyele sahiptir.
 
Sakarya’nın nüfusu  2015  yılı sonu itibariyle  953.181’dir. İl nüfusunun yaklaşık yarısı erkek yarısı da kadın nüfustur. Yıllık nüfus artış hızı Binde 21,7, İlin yüzölçümü             4.817 Km2 olup, Km2’ye İl genelinde 197 kişi düşmektedir. İlimiz nüfus olarak iller arasında 21., yüzölçümü olarak 66. sıradadır.
 
Sakarya sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasına göre iller arasında 18. sıradadır. İlimiz Kişisel Mutluluk ve Memnuniyet Düzeyi Endeksine göre 1. sıradadır. Ekonomi ve Yaşam Endeksinde ise 9. Sıradadır.
 
İlimiz dış ticarette ülkemizin önde gelen illeri arasındadır. Sakarya’daki ihracat yapan KOBİ ve büyük sanayi kuruluşları iller bazında Türkiye’de 9. sıradadır. 2015 yılında ihracat  1.925.700.000 Dolar, ithalat  1.512.601.000 Dolardır. 2015 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı %128 olmuştur. 2016 yılı Ocak-Haziran ayları arasında ihracat 848.499.000 Dolar, ithalat 786.855.000 Dolardır. 2016 yılı Ocak-Haziran ayları arasında ihracatın ithalatı karşılama oranı %108 olmuştur.
 
      Sakarya’da mevcut avantajların yanında,  özellikle eğitim, sağlık, ulaşım ve sanayi alt yapısında önemli gelişmeler sağlanmıştır. İl’in bu özelliği çekiciliğini arttırmıştır. Bu durum bir yandan insanların İlimizde yaşama isteğini artırmakta, diğer yandan artan nüfusun hizmet taleplerinin karşılanması hususunda çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalınmaktadır. Gelecek on yıllık dönemde sosyo-ekonomik kriterlere göre Sakarya’nın Ülkemiz illeri arasında ilk on sıra içinde yer alacağı öngörülmekte ve çalışmalar bu stratejik hedef doğrultusunda yürütülmektedir.
 
COS HUSEYIN AVNI 003

Vali Hüseyin Avni COŞ

 

1959 yılında Isparta’nın Eğirdir ilçesinde doğdu. 1976 yılında Eğirdir Lisesinden mezun oldu. Aynı yıl Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesine devam etti. 1977 yılında kaydolduğu Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinin İktisat ve Maliye Bölümünden 1981 yılında iyi derece ile mezun oldu.

1982 yılında Antalya Maiyet Memuru olarak Mülki İdare Amirliğine başladı. Kaymakamlık stajı esnasında Burdur Bucak ilçesinde Kaymakam Vekilliği ve Belediye Başkanlığı yaptı. 1983 yılında 69. dönem Kaymakamlık Kursunu “Üstün Başarılı” derecesiyle bitirdi.

1984 yılında Ordu ili Akkuş ilçesi Kaymakamlığına atandı. 1987 yılında Sivas ili İmranlı ilçesi Kaymakamlığına atandı.1988 yılında İçişleri Bakanlığınca düzenlenen yabancı dil kursunu bitirdikten sonra bir yıl süreyle ABD’ye gönderildi. 1989 yılında Siirt ili Şirvan ilçesi kaymakamlığına atandı.

1991 yılında Olağanüstü Hal Bölge Vali Yardımcılığına (Diyarbakır) atandı. 1995 yılında İçişleri Bakanlığı APK Kurulu ve Sivil Savunma Genel Müdürlüklerinde Daire Başkanı olarak görev yaptı. 1995 yılında İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğine atandı. 1996 yılında Mülkiye Başmüfettişi oldu. Güvenlik ve yönetim konularında çeşitli kurs ve seminerlere katıldı.

30.01.2003 Tarih ve 2003/5221 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Bingöl Valiliğine atandı. 01.05.2003 tarihinde oluşan Bingöl depreminin hasarlarının süratle onarılması ve özellikle kış mevsimi gelmeden afetzedeler için yapılan kalıcı konutların tamamlanmasında büyük katkıları nedeniyle Genç Girişim ve Yönetişim Birliğince ‘Yılın Valisi’ seçildi. 01.12.2003 tarih ve 2003/6478 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Aksaray Valiliğine, 30.12.2005 tarih ve 2005/9864 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Kırklareli Valiliğine, 11.6.2009 tarih ve 2009/15064 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Aydın Valiliğine, 17.08.2011 tarih ve 2011/2153 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Adana Valiliğine, bu görevinden sonra da 23.05.2014 tarih ve 2014/6366 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Sakarya Valiliğine atanmış ve 09.06.2014 tarihinde göreve başlamıştır.

Sakarya İlinde  Görev Yapmış Valiler “tıkla’

——————————————————————————————————-

  • 1962 yılında Manisa İli Demirci İlçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Manisa ve Edirne’de tamamlayan Yusuf Ziya Çelikkaya, 1986 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun oldu.

    1987 Yılında İçişleri Bakanlığında Kaymakam adayı olarak memuriyete başlayan Çelikkaya, 1988 yılında staj için İngiltere’de bulundu; 1990-91 yıllarında Manchester Üniversitesinde Yüksek Lisansını tamamladı. 2001-2002 yıllarında TİKA Koordinatörü olarak Bosna-Hersekte bulundu.

    Manisa Kaymakam Adaylığı, Gaziantep Yavuzeli Kaymakamlığı, Elazığ/Arıcak Kaymakamlığı, Ankara/Ayaş, Afyonkarahisar/Emirdağ, Aydın/Sultanhisar Kaymakamlığı, İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliği ve Afyonkarahisar Vali Yardımcılığı, İstanbul Sultangazi Kaymakamlığı, Şanlıurfa/Haliliye Kaymakamlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30.12.2016 tarihinde    Adapazarı Kaymakamı olarak göreve başlayan  Sayın Yusuf Ziya ÇELİKKAYA evli ve üç çocuk babasıdır

  • Adapazarı  İlçesinde  Görev Yapmış Kaymakamlar “tıkla’

  • Tarihçe

                Bölgede önceleri Britinyalıların, ardından Bizanslıların yaşadıkları bilinmektedir.Öte yandan bilim adamlarının yaptıkları araştırmalara göre, Sakarya Nehri’nin birkaç asır öncesine kadar biri şehrin doğu yakasından geçen bugünkü yatağından, diğeri Beşköprü’nün altından olmak üzere iki farklı koldan aktığı tespit edilmiştir. 1324’de Orhan Gazizamanında Bizanslılar’dan fethedilen yerleşim birimine “Ada Karyesi” (Adaköy) adının verilmesi, söz konusu bilgileri doğrulamaktadır. Halen mevcudiyetini koruyan Orhan Camii, deprem ve yangınlarla mimarisi değişse de, Osmanlı fethi’nin en önemli ayak izlerini taşımaktadır.
    Başta Gubarizadeler, Arapzadeler, Abasıyanıkzadeler ve Rençberzadeler olmak üzere 12 aile tarafından kurulan köy, bölgede ziraatın canlanması üzerine pazarıyla ilgi çekmiş, ardından nüfus artmaya başlamış 16. yüzyılda “Ada Nahiyesi”ne dönüşmüş, 18. yüzyılda Kocaeli vilayetine bağlı “Ada Kazası” adını almıştır.19. yüzyılda bölgenin zirai ve ticari yapısına göre şekillenen yerleşim; Semerciler; Tığcılar; Hasırcılar; Papuçcular ve Çıracılar adını taşıyan merkez mahalleler kurulmuş ve ilçe Sakarya Nehri’nin iki kolu arasında kurulan pazarıyla, gerçek bir “Adapazarı” hüviyetine dönüşmüştür.
    1868 yılında “Adapazarı Belediyesi” adıyla belediye teşkilatı kurulan ilçe, 93 Harbi diye bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi sonrasında, bilhassa Kafkasya ve Balkanlar’dan yoğun göçe maruz kalmış ve bir nevi “Der Saadet” (huzur yurdu) hüviyeti kazanmıştır.19. asrın ikinci yarısında ilçede, gayri müslim unsurların (Rum ve Ermeni cemaatlerinin) önemli bir ticari gelişme gösterdikleri Uzunçarşı ve Orta Camii civarındaki dükkanlarda ticaret yaptıkları, Kömürpazarı, Karaağaçdibi ve Tuzla Mahallelerinde ikamet ettikleri gözlenmiştir.I. Cihan Harbi neticesinde işgal kuvvetlerinin Anadolu’ya üşüştükleri dönemde; 3 kez Yunan ve onların işbirlikçisi yerli çetelerin işgaline maruz kalan Adapazarı ilçesi; bir kısmında Çerkez Ethem Kuvvetleri, diğerlerinde Halit Molla liderliğindeki Mahalli Milis Kuvvetleri sayesinde, gayri müslim unsurlardan temizlenerek 21 Haziran 1921’de düşman işgalinden kurtarılmıştır.
    “Akova” adıyla bilinen ve ülkenin en verimli ovasında ziraat ağırlıklı bir gelişme gösteren Adapazarı’na, 1940 ve 1950’lerde bilhassa Karadeniz sahillerinden Bulgaristan ve Yunanistan’dan yoğun göçler olmuş; Şeker Fabrikası, Ziraat Aletleri Fabrikası ve Vagon Fabrikası gibi tarımsal sanayinin gelişmesi ise, köyden kente göçü daha da hızlandırmıştır.
    Uzun yıllar Kocaeli’ye bağlı bir ilçe olarak yaşayan Adapazarı, TBMM’de 17 Haziran 1954 tarihinde kabul edilen bir yasa ile “Sakarya” adıyla vilayet haline gelmiştir. Sakarya ilinin merkez ilçesi ise Adapazarı olmuştur.
    17 Ağustos 1999 tarihinde yaşanan Marmara Depremi Adapazarı’nda büyük can ve mal kaybına yol açmıştır. Resmi kayıtlara göre 3.891 insanımız hayatını kaybetmiş, 5.185 kişi de yaralanmıştır. Sakarya ili içinde 81.702 konut ve işyeri çeşitli düzeylerde hasar görmüştür.
  • 20.06.1979 tarihinde Kahramanmaraş’ta doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Kahramanmaraş’ta tamamladıktan sonra 1997 yılında yüksek öğrenimine başladığı İstanbul Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Kamu Yönetimi Bölümünden 2001 yılında mezun olmuştur. Daha sonra İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan kaymakam adaylığı sınavını kazanarak 04.02.2003 tarihinde Gaziantep Kaymakam Adayı olarak Mülki İdare Amirliği mesleğine başladı.
    2003 yılı Mülkiye yaz teftiş döneminde, Karaman ve Burdur illerinde Mülkiye Müfettişi Refakatinde stajına, akabinde 15.10.2003 – 24.11.2003 tarihleri arasında 6 hafta süreyle Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 33. Dönem Kamu Diplomasisi Kursu’na katıldı.
    Kahramanmaraş – Göksun ilçesinde Kaymakam Refikliği Stajı’nı yaptıktan sonra 4,5 ay süreyle Yavuzeli ve Araban Kaymakam Vekilliği görevlerinde bulundu. Ankara’da Fransızca yabancı dil kursunu tamamladıktan sonra 25.09.2004 tarihinde bir yıl süreyle Franche – Comte üniversitesine bağlı CLA dil okulunda Fransızca öğrenimini sürdürmek üzere Bakanlık tarafından bir yıllığına Fransa’ya gönderildi. Bu süre içerisinde Paris’te ENA (Ecole Nationale d’Administration) bünyesinde organize edilen «Fransa’da Valilik Kurumu, Adem-i Merkeziyet, Yönetimin Modernleşmesi ve Fransa’da Devlet Reformu» konusunda 15 gün süreli kursa katılmıştır. Yurda dönüşte, Eskişehir – Mihalgazi ilçesinde Kaymakam Vekili olarak görev yaptıktan sonra İçişleri Bakanlığı tarafından 90. Dönem Kaymakamlık Kursunu üstün başarıyla bitirerek, Gaziantep’in Karkamış ilçesine ataması yapılarak yaklaşık burada 1,5 yıl süreyle görev yapmıştır. Akabinde, 28.09.2007 tarih ve 2007/9316 sayılı Müşterek Kararname ile Lice Kaymakamlığına atandı.
    27.07.2009 tarih ve 11095 sayılı Mülki İdare Amirleri Atama Kararnamesiyle Gürün Kaymakamlığına atandı. 2013 yılı Mülki İdare Amirleri Atama Kararnamesiyle de Sivas Vali Yardımcılığına atandı.
    İçişleri Bakanlığının 1 Aralık 2016 tarih ve 2016/861 sayılı Müşterek Kararnamesi ile Akyazı Kaymakamlığına atanmış olup, 12.12.2016 tarihinde görevine başlamıştır.
    Evli olup, iki çocuk babasıdır.
  • Tarihi

            Akyazı Selçuklular zamanında kurulmuş bir Türk kasabasıdır. Selçuklu Devleti’nin sona ermesi ile merkezi Göynükte bulunan Umurhan Beyliği’nin eline geçmiştir. 1303 tarihinde Osmanlı Devleti’in kurucusu Osman bey’in komutanlarında Konuralp tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bundan böyle sürekli Türk egemenliğinde kalan Akyazı, 1808’ yılında İstanbul ve 1845 yılında Üsküdar’a bağlanmıştır.
    Kanuni Sultan Süleyman’ın oğulları Selim ve Beyazıt zamanında başlayan taht kavgaları yüzünden çıkan kanlı çatışmalar yöre halkı üzerinde derin izler bırakmıştır. Yine bu bölgede çıkan suhte (softa) ayaklanmaları yüzünden Akyazı ve çevresi halkı büyük zarar görmüştür.
    Akyazı tarih çağları içinde Bitinya, Roma ve Bizans gibi büyük devletlerin egemenliği altında kalmıştır. Osmanlı Devletinin kurulması ile Bizanslıların egemenliği altında bulunan Akyazı ve çevresine yapılan seferler sonunda Osmanlı egemenliğine geçmiştir. 1944 yılında İlçe olan Akyazı önce Kocaeli iline, 1954 yılında da Sakarya’nın İl olması ile Sakarya’ya bağlanmıştır.
  •  

  • Adem YAZICI
  • Arifiye Kaymakamı1965 yılında Kayseri’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Kayseri’de tamamladı. 1988 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden mezun olarak, aynı yıl İçişleri Bakanlığı’nın açtığı Kaymakam adaylığı sınavına katıldı ve 1989 yılında Kastamonu Kaymakam adayı olarak mesleğe intisap etti. 1990-91 yılları arasında 1 yıl süreyle dil eğitimi için Bakanlıkça İngiltere’ye gönderildi.Dönüşte sırasıyla Bursa- Büyükorhan, Nevşehir- Kozaklı, Balıkesir- Balya ilçesinde Kaymakam vekilliği, daha sonra asaleten Sivas- İmranlı, Bingöl Kiğı Kaymakamlıkları, Bingöl ve Amasya Vali yardımcılıkları, Balıkesir- Sındırgı, Kırıkkale- Keskin ve Konya -Çumra Kaymakamlığı, Kocaeli Vali Yardımcılığı, Gölcük Kaymakamlığı görevlerinde bulundu.30.11.2016 tarih ve 2016/861 sayılı Müşterek Kararname ile Arifiye Kaymakamı olarak atanmıştır. Evli ve 3 çocuk babası olan İlçemiz Kaymakamı Adem YAZICI, orta derecede İngilizce bilmektedir.
  • Arifiye  İlçesinde  Görev Yapmış Kaymakamlar “tıkla’

  • Arifiye’yi anlatırken Adapazarı ile ilişkilendirmek gerekmektedir. Bölgemiz Geç Roma ve Bizans dönemlerinde Bitinya adıyla anılan bölgenin içinde kalmaktaydı. Bölgemiz hiçbir zaman büyük yerleşimlere sahne olmamıştır. Sapanca Gölünün baharda kabarması ve Sakarya Nehrinin sıkça yatak değiştirmesi kalıcı bir yerleşime imkan tanımamıştır. Kalıcı yerleşim ancak Geç Roma dönemiyle Bizans dönemlerinde olmuştur. Bizans İmparatorluğunun sınırları içinde kalan ve tarihi İpek Yolunun üzerinde bulunan beldemiz, Bizansın başkenti İstanbul’u almak isteyen bir çok ulusun gelip geçtiği güzergah durumundaydı. Bölge 7. ve 9. yüzyılda Arapların ve Perslerin saldırılarına, 944 yılında da Rusların saldırılarına uğramıştır. Bizans kendini doğudan gelecek saldırılardan korumak için bölgede ordu kurmuştur. Bitinya denilen bölgemiz Avrupa’dan gelen orduların toplanma bölgesiydi. Ordunun ahırları burada bulunur ve atlar bölgedeki otlaklarda bakılırdı. Bizans ordusu sefere çıkacağında toplanan kuvvetler Bitinya bölgesinde buluşurdu. 1071 yılında Anadolu’ya ayak basan Türkler 1074 yılında Bitinya’ya ulaşmıştır. Bu tarihlerde içinde bulunduğumuz bölge sıkça el değiştirmiştir. Anadolu Selçuklu devletini kuran Süleyman Şahın yerine geçen Ebu’l Kasım 1081’de İzmit’e kadar uzanan Bitinya bölgesini ele geçirmiştir. Bizans İmparatoru Alexios ülkesinin doğu sınırlarını korumak ve Türkleri bölgeden uzaklaştırmak için 1095 yılında Sapanca Gölünün doğusunda bir kale yaptırmıştır. Adliye Köyü sınırlarında halen kalıntıları mevcuttur. 1097 yılında bölgemiz Haçlı seferlerine güzergah olmuştur. 13. yy. ortalarındaki Moğol istilasında Türk Kabileleri Bizans sınırlarına doğru sürülmüştür. 1260 yılında Türkler Sakarya Nehri (Sangarius)’nin doğusunu ele geçirmiştir. 1299 yılında Osmanlı Devleti kurulunca Osmanlılar doğudan değil, güneyden Sakarya nehri boyunca ilerleyip bugün varlığına pek rastlanmayan kaleleri ve manastırları kullanılamaz hale getirerek içinde yaşadığımız bölgeyi ele geçirmişlerdir (yaklaşık 1326 yılı). Bitinya denen bölgemiz düzlüğü ve bolca otlaklarının olması nedeniyle göçebe yaşayan Türkmen halkının yerleşik düzen için aradığı ideal bir ortam idi. Batısında Sapanca Gölü, kuzeyinde Çark Deresi beldemizin su yönünden bir zenginliği olarak göze çarpmaktadır.Arifiye’nin tarihi İpek Yolu üzerinde kalması sebebiyle diğer ulaşım yolları da bu güzergahtan geçmiştir. Eski Ankara-İstanbul karayolu 1963 yılına kadar beldemizin içinden geçmekteydi. TEM Otoyolu da 1987 yılında beldemizden geçirilmiştir. 1887 yılında tamamlanan İstanbul-Bağdat demiryolu da beldemizden geçmektedir. 1899 yılında Adapazarı-Arifiye yolu hizmete girdiğinde beldemiz tam bir kavşak noktası, dolayısı ile Anadolu’ya açılan bir kapı konumuna gelmiştir.Yakın tarihimize baktığımızda, 1954 yılına kadar Adapazarı İzmit iline bağlı bir kasaba olduğundan Arifiye’de Sapanca’ya bağlı bir nahiye idi. Cumhuriyetin ilk yıllarında Arifiye’ye yerleşen Osmanlı göçebeleri ile nüfus mübadeleleri sonucu Karkaslardan Müslüman Gürcü, Abaza ve Çerkesler, Balkanlardan Müslüman Arnavut, Boşnak ve ayrıca Bulgaristan, Romanya ve Kırım’dan gelen soydaşlarımızın yerleştiği sengin bir insan ve kültür mozaiği oluşmuştur. Bölgede zenginliği ve yardımseverliğiyle anılan Arif Beyin adı 1850 yıllarında beldemize verilerek köyün adı Arifiye olmuştur. 1956 yılında Arifiye ve Kalaycı mahallelerinin birleşmesi ile Arifiye Belediyesi kurulmuştur.1940 yılında açılan Arifiye Köy Enstitüsü ve Arifiye Topçu Alayı (bugün Tank Palet Fabrikası olarak hizmet vermektedir) beldemizin tanınmasında büyük etken olmuşlardır. Köy Enstitüsünün temel inşaatında çalışan merhum Malik Aydınlı’dan edindiğimiz bilgiye göre, inşaat bölgesinde eski bir mezarlığın olduğu söylenmiştir. Bundan da anlaşılıyor ki bölgede çok eski bir yerleşim bulunmaktaydı.1956 yılından itibaren 2002 yılına kadar Belde Belediyesi olarak hizmet vermiştir.2002 yılından itibaren 2008 yılına kadar da Sakarya Büyükşehir Belediyesine bağlı alt kademe Belediye olarak kalmıştır.Arifiyemiz, 22.03.2008 gün ve 26824 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5747 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunla Hanlı ve Nehirkent Beldelerinin Belediye Tüzel kişiliklerinin kaldırılarak Arifiye’ye bağlanması ile ilçe olmuştur.
    • Salih KARABULUT
    • Erenler Kaymakamı

      1956 yılında Malatya`nın Battalgazi ilçesine bağlı Hasırcılar kasabasında doğdu. İlk ve orta öğrenimini Malatya`da tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi. 1977 yılında fakülteden mezun olduktan sonra, bir süre Vakıflar Genel Müdürlüğü`nde memur ve yurt müdürü olarak çalıştı. 1980 yılında Malatya Maiyet Memurluğuna (Kaymakam adaylığına) atandı. Sırasıyla;
      Malatya-Yeşilyurt Kaymakam Vekilliği (1981- 1982)
      Isparta-Senirkent Kaymakamlığı (1983- 1987)
      Tunceli-Çemişgezek Kaymakamlığı (1987- 1989)
      Diyarbakır Vali Yardımcılığı (1989- 1990)
      Diyarbakır-Ergani Kaymakamlığı (1990- 1991)
      Eskişehir-İnönü Kaymakamlığı (1991- 1993)
      Samsun-Terme Kaymakamlığı (1993- 1995)
      Yozgat-Yerköy Kaymakamlığı (1995- 1998)
      Bursa-İznik Kaymakamlığı (1998- 2003)
      İstanbul- Eyüp Kaymakamlığı (2003- 2008)
      Kocaeli-Gebze Kaymakamlığı (2008-2013)
      Düzce Vali Yardımcılığı (2013-2016) yaptı.
      Ayrıca Bakanlıklarca düzenlenen birçok hizmet içi eğitim kursuna katıldı ve gönderildiği İngiltere`de 10 ay süre ile dil eğitimi aldı. 15.12.2016 tarihinde Kaymakamlığımızdaki görevine başlayan Salih KARABULUT, evli ve iki çocuk babasıdır. Orta derecede İngilizce bilmekte olup, kitap okumayı ve spor yapmayı sevmektedir.
  • Erenler İlçesinin tarihi Sakarya İlinin tarihiyle özdeştir. Sakarya toprakları Sakarya Nehri’nin getirdiği suların yayılmasından dolayı, tarihte büyük yerleşmelere sahne olmamıştır. Geçmişi çok eskiye inmeyen, yeni bir şehir olan Sakarya, 16.Yüzyılda Osmanlı Devleti hâkimiyetinde bir köy olarak kurulmuştur.
    Yaklaşık 250 yıla yakın köy konumunda olan yerleşim birimine, Anadolu erenlerinden yedisinin 700 yıl önce yerleştiği ve burada bir tekkenin olduğu rivayet edilmektedir. Günümüzde Sakar Baba Türbesi’nin söylencesi ve türbenin halen olması bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Ancak son 200 yıldır, yaşanan su baskınları ve depremler birçok tarihsel izi silmiştir.
    14 Mart 1921 yılında Adapazarı Yunanlılar tarafından işgal edildiğinde Erenler Köyü halkı yöreyi terk ederek, Tavuklar Köprüsünden geçip Hendek istikametine gitmişlerdir. Kazım Kaptan ve Halit Molla komutasındaki Milis güçleri karşısında tutunamayan Yunanlılar 21 Haziran 1921 yılında Erenler Köyünü terk etmişlerdir.
    Ulaştırma, sanayi ve eğitim-öğretim alanındaki gelişmeler neticesinde hızla büyüyen Erenler, 1963 yılının Nisan ayında Belediye olmuştur.
    Tarımsal alanları yok olsa da sanayi gelişimi önlenemeyen bir hıza ulaşmış, karayolunun hizmete açılmasından sonra, 1975 yılından itibaren Erenler Beldesi cazip hale gelmiş şehrin büyümesi bu bölgeye kaymıştır. 1999 yılında meydana gelen depremde büyük yara alan kentte o anki tedirginlikle göçler olmuş olsa da bir müddet sonra geriye dönüşler gerçekleşmiştir.
    22 Mart 2008 tarih ve 26824 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” gereğince Erenler İlçesi kurulmuştur.
    İlçemizdeki Kamu Kurum ve Kuruluşlarını yerleşimi için Yeni Mahalle Sakarya Caddesi No:371/1 adresindeki Zirai Donatım Kurumu tarafından yapılan ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak kullanılan bina Kaymakamlığımıza tahsis edilmiştir.
  • Adsız3

  • Ferizli Kaymakamı Hakan Yavuz ERDOĞAN
  • Ferizli  İlçesinde  Görev Yapmış Kaymakamlar “tıkla’

  • Sakarya nehri kenarında, verimli ovalarda bulunması nedeniyle Ferizli’de yerleşme M.Ö.600’lü yıllara kadar inmektedir. M.Ö. 13 yüzyıllarda bölgenin adı Bebrika olarak anılan bölge, M.Ö 9.yy’da Bitinya topraklarına katılır. M.Ö 6 yy’da Lidya hakimiyeti, yerini Makedon hakimiyetine bırakır. M.Ö. 3 yy’da başlayan Bitinya idaresi M.Ö 1.yy’da Roma İmparatorluğu işgaliyle son buldu.1072 yılında Artuk Bey Bizanslıları yenmesiyle yöre Türk hakimiyetine girer. Yeniden Bizansa geçen bölge 1097 yılında Haçlıların, sonra sırasıyla Danişmentlilerin, Anadolu Selçukluların, Nikia İmparatorluğunun denetimine geçti. 1324 yılında Osman Beyin komutanlarından Konur Alp ve Akça Koca Bey tarafından fethedilerek Osmanlı hakimiyeti başlatıldı.Cumhuriyet öncesine kadar Ferizli’de Ermeniler ikamet etmekteydi. Halen Ermeni evleri kalıntıları mevcuttur. Cumhuriyet kurulduktan sonra Balkanlardan gelen göçmenler yöreye yerleştirilerek 130 haneli Ferizli köyü oluşturuldu. 1965 yılına gelindiğinde 140 haneye ulaşan Ferizli, Karasu çevresinden göç almaya başlamıştır. 1970 yıllardan sonra Doğu Karadeniz’den göç almaya başlamıştır. 1973 yılında nüfusu 2000’i aşmasıyla Belediye teşkilatı kurulmuştur. Ferizli köy iken Adapazarı merkeze bağlı kasaba haline gelmiştir. 1990’da nüfusu 5.000’i aşan belde 3644 sayılı kanun ile ilçe merkezi haline getirilmiştir[3].06.03.2000 gün ve 23985 sayılı R.G. yayımlanan 593 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile sonradan Sakarya Büyükşehir Belediyesi adını alan Adapazarı Büyükşehir Belediyesine dahil edilmiştir[4]. Böylece Ferizli metropol belediye haline gelmiştir.
  • DSCF9334
  • İlyas MEMİŞ
  • Geyve Kaymakamı

    1976 yılında Bayburt’un merkeze bağlı Ortaçımağıl Köyü’nde doğdu. İlkokulu kendi köyünde, ortaokul ve liseyi Bayburt İmam Hatip Lisesi’nde okudu. Üniversite tahsilini, 1995-1999 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde İşletme Anabilim Dalında yüksek lisansını yaptı.

Mayıs 2000 yılında Bayburt Kaymakam adayı olarak mülki idare mesleğine başladı. Üç yıllık adaylık sürecinde; Rize’nin Fındıklı, Tokat’ın Başçiftlik ve Artova ilçelerinde Kaymakam vekilliğinde bulundu. Ayrıca bu dönemde İngiltere’nin Exeter Üniversitesi’nde 6 aylık İngilizce eğitim kursuna ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’nde 4,5 aylık Milli Güvenlik Akademisi kursuna katıldı.
Mülki idare amirliği mesleğine; Mart 2003-Ekim 2004 yılları arasında Bolu’nun Seben ilçesinde, Ekim 2004-Ekim 2006 yılları arasında Iğdır’ın Karakoyunlu ilçesinde, 28/10/2006-06.08.2010 tarihleri arasında Sivas’ın Hafik ilçesinde, 11.08.2010-27.07.2015 tarihleri arasında Rize’nin Ardeşen ilçesinde görev yaptı. 11.08.2015 tarihinden itibaren ilçemizde görev yapmaktadır. Evli ve üç çocuk babasıdır.
“Dağlar Bizi Ayıramaz”, “Zirveler” ve “Tac Mahal” adlı yayınlanmış üç şiir kitabı bulunmaktadır.

Geyve Türklerce 1312 ‘de Osman Gazi Devrinde Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1839′ da kaza olmuş ve 1954 yılına kadar Kocaeli iline bağlı iken bu tarihte Sakarya İline bağlanmıştır. İlçemiz 35 Km’ lik karayolu ile Sakarya’ya bağlıdır.

Milli Mücadelenin önemli merkezlerinden biridir. İstiklal harbi komutanlarından Ali Fuat CEBESOY Paşa şimdi kendi adı ile anılan mahallemizde karargâh kurarak milli mücadelede mühim vazifeler ifa etmiş ve Geyve işgal görmemiştir.

Geyve merkezinin rakımı 80 metre, yüzölçümü ise 792 km2 dir. Arazinin Sakarya nehri boyunca Bayat, Eşme ve Doğantepe arasındaki takriben % 20 lik kısmı ova, bakiye % 80’i ise dağlık ve ormanlıktır.

  • Hendek Kaymakamı

  • Orhan BURHAN
  • Hendek Kaymakamı
  • Kaymakamımız Orhan BURHAN 1978 yılında İnegöl’de doğdu. İlkokul ve ortaokul öğrenimini İnegöl’de, lise öğrenimini Isparta Gönen Anadolu Öğretmen Lisesinde tamamladı. Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümünden 1999 yılında mezun olan Burhan, yüksek lisansını Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi Anabilim Dalında yaptı. Bir süre Şekerbank’ta çalışan Burhan, mesleğe 2000 yılında Bilecik Kaymakam Adayı olarak başladı. Ağlasun Kaymakamı, Kars Digor Kaymakamı, Isparta Gelendost Kaymakamı, Siirt Vali Yardımcısı ve Denizli Çivril Kaymakamı olarak görev yapan Kaymakamımız 30.11.2016 tarihi  Kararname  ile Hendek Kaymakamı olarak atanmıştır. Anadolu Üniversitesi AÖF Adalet Bölümünü bitiren Kaymakamımız Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde tez aşamasında doktora eğitimini sürdürmektedir. İngilizce bilen Kaymakamımız evli ve bir kız çocuk babasıdır.

    Hendek  İlçesinde  Görev Yapmış Kaymakamlar “tıkla’

    Hendek İlçesinin bilinen tarihi 12. asıra dayanmaktadır.  12. asırda Türkistan’ın Gürcan bölgesinden göç eden Türk kabilelerinin bir kısmının bu günkü Hendek İlçesinin bulunduğu yere gelerek yerleştikleri ve buraya Handok adını verdikleri, Handok’un zamanla Hendek olarak değiştiği sanılmaktadır.
              Hendek 1800’lü yıllarda Kocaeli Sancağına bağlı bir yerleşme yeri iken, 93 harbi de denen 1876 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Kafkaslardan göç eden Gürcü, Abaza, Çerkez ve Lazların bölgeye yerleşmesiyle önemi artarak, 1890 yılında Nahiye olmuştur.  İlk belediye teşkilatı 1907 yılında kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı sonunda Balkanlardan göç eden Türk halkından bir kısmı ilçeye yerleştirilmiştir.
              Hendek İlçesi, Cumhuriyetten sonra 1924 yılında Kocaeli Mutasarrıflığına bağlı kaza haline getirilmiş olup, Sakarya’nın 1954 yılında İl yapılmasıyla birlikte, bu vilayete bağlanmıştır
           

    Kocaali Kaymakamı

  • Alper BALCI
  • Kocaali Kaymakamı
  • Kaymakam Alper BALCI kimdir? 3 Eylül 2014 Tarihli  Resmî Gazete de yayınlanan Atama Kararnamesi ile Ürgüp İlçesine atanan Kaymakam Alper BALCI,  aslen Adana’lı olup, 1977 Uşak doğumludur, İlkokulu Ankara Barbaros İlkokulunda, Ortaokulu Siirt Mehmet Akif Ersoy Ortaokulunda ve Lise eğitimini Van Atatürk Lisesinde tamamlamıştır. 2000 yılında Gazi Üniversitesi İİBF-İktisat Bölümünden mezun olan Balcı, 2001 yılında ilk görev yeri olan Kocaeli’nde Kaymakam adaylığına atandı. Ardından  sırası ile; 2005                  Rize İkizdere Kaymakamı, 2006                 Tunceli Pülümür Kaymakamı, 2008 – 2010     Ardahan Vali Yardımcısı, 2010 – 2011     Ağrı Vali Yardımcısı, 2011 – 2013     Bolu/ Seben Kaymakamı, 2013 – 2014    Trabzon/ Maçka Kaymakamı, 2014   …….       Ürgüp Kaymakamı olarak görevine devam etmektedir. Askerlik Hizmetini 2006 yılında Hakkâri Çukurca Taktik Jandarma Sınır Alay Komutanlığında yapan Kaymakam Alper BALCI, evli ve iki çocuk babasıdır.
    Kocaali, Sakarya ilinin ve Karadeniz Bölgesinin deniz kenarında yer alan en batıdaki ilçesidirBaşlıca geçim kaynakları fındık tarımı , hayvancılık ve turizmdir.

 

14 km uzunluğunda 500 metre genişliğinde kum plajı bulunmaktadır. İlçenin güneyinden başlayan Maden Deresi kuzeyde Karadenize dökülmektedir. İklim tipik Türkiye’de Karadeniz iklimi özellikleri göstermektedir.

Tarihi özelliği olan alanlar şunlardır; Maden Deresi’nde Rumlardan kalma maden ocakları Şerbetpınarı’nda manastır, Gümüşoluk (tarihte:Belazâr-Bolazar)köyüdür.


Ayrıca ilçede sahildeki yerleşim kurulumu ilçe belediyesinin aldığı kararla iki buçuk kat ve bahçe nizamlıdır. İstanbul’a iki saat Ankara’ya üç saat mesafede olup, sanayiciler için belediye olarak teşvik yapılmaktadır
Köken bilimi
Kocaali’nin ilk kuruluş yeri, bugün futbol stadının olduğu alandır. Burada adı Ceharköy olan yerleşme bulunuyordu.
Halk günümüzde bu alana Ciharköy demektedir. Hastalık nedeniyle daha yükseklere, bugünkü yerine göç ederken halka yardımcı olan iri gövdeli Ali isimli kişiye izafeten adı Kocaali yapılmıştır.

Tarih

Osmanlı devletinde köy: Ceharköy.

  • 1923-1954 arası Karasu ilçesine bağlı köy.1954 yılında Karasu’ya bağlı Bucak. (Bu tarihte Kocaali Belediyesi kurulmuştur.)1987 Kocaali ilçesi kurulduGöç sırasında hastalıklarla boğuşan halk oldukça iri gövdesiyle Ali isimli birisi her bakımdan yardımcı olmuş ve bu yüzden buranın adı Koca Ali olarak kalmıştır.Karasu kazasının temettuât defterlerine (1844) göre: Bolu vilayetinin havi olduğu kazalardan İzmit Kaymakamlığı dahilinde kâin Karasu kazasında mevcut olan divanlar;“Darıçayırı Divânı, Lâhna (Ortaköy) Divânı, İncirli Divânı, Belâzar Divânı, Koca Ali Divânı ” dır.Kocaali Sakarya’nın kuzeyinde Karadeniz sahilinde 40,000’e ulaşan nüfusuyla yıllara göre büyüklük gösteren bir ilçedir, doğusunda Akçakoca güneyinde Hendek batısında Karasu ilçeleri bulunmaktadır.

  • Safak_gurcam_makam
  • Şafak GÜRÇAM
  • Karasu Kaymakamı
  • 23.04.1977’de Ankara’da doğdu. İlk ve orta öğreniminin ardından 1995 yılında girdiği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü başarı ile tamamladı. 2000 yılında açılan Kaymakam Adaylığı sınavını kazanıp Denizli Kaymakam adayı olarak meslek hayatına başladı. Kırklareli-Kofçaz ve Eskişehir-Seyitgazi ilçelerinde Kaymakam Vekilliği görevlerinde bulundu.Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinde düzenlenen Kamu Diplomasisi Kursuna katıldı. Ingiltere Exeter Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans yaptı. 2004 yılı Mart ayında Kaymakamlık Kursunu başarı ile tamamlayarak Düzce-Yığılca ilçesine atandı. Şafak GÜRÇAM 08 KASIM 2005 tarihinden itibaren Diyarbakır İli Kocaköy İlçesine Kaymakam olarak atandı, 2007 yılında Gümüşhane Torul İlçesi Kaymakamlığına atanan Sn.Şafak GÜRÇAM 27.08.2012 tarihinde İlçemizde göreve başlamıştır.Sayın Şafak GÜRÇAM Evli ve iki çocuk babasıdır.
  • Karasu  İlçesinde  Görev Yapmış Kaymakamlar “tıkla”

  •  Karasu 1316 ve 1360 yıllarına kadar, Bizanslıların elinde bulunmakta idi. 1326 yılında Sultan Orhan’ın uç beylerinden Konuralp komutasında Türk Osmanlı kuvvetleri Sakarya Bölgesi ile beraber Karasu’yu da Osmanlı  topraklarına kattı.

            Karasu, Pazarsuyu namı ile Voyvodalık olarak 1888 yılına kadar İzmit Livası olarak Kastamonu Eyaleti’ne, daha  sonra İzmit Livası olarak Hüdavendigâr Eyaleti’ne bağlanmıştır.Evliya Çelebi, meşhur Seyahatnamesi’nde Karasu’dan bahsederken “Bundan 300 sene evvel Karasu Köyü’de kurulmuştur. İzmit Sancağı’nın Kandıra Kazası’na bağlı bir kasabadır. Halkı çoğunlukla kömür taşımacılığı ve balıkçılık yapmaktadır” diye bahsetmektedir.Karasu’nun tarihi hakkında edinilen bilgiler genelde, rivayetlere dayanmaktadır. Karasu, Karasu Köyü’nün eski mezarlığının bulunduğu kısımda imiş. 1610-1615 yıllarında Evliya Çelebi buradan geçmiş. Seyahatnamesinde, Karasu ile Kerpe arasında (Kandıra civarında bir köy) sık ve gür ormanların olduğu, ormanlar arasından geçerken büyük bir mezarlıktan geçtiğini, mezarlık civarında dış budak ağaçlarının bulunduğunu belirtmektedir. Belirttiği sık ormanlık arasındaki mezarlık, Karasu Mezarlığı’dır.

    Karasu halkı eskiden geçimlerini sağlamak için, iki yerde oturmaktaymış; verimli  topraklardan yararlanmak için, çiftçilik yapmaya elverişi toprağa sahip olan bugünkü Karasu Köyü’nün bulunduğu yerde yaz aylarında, su ürünlerinden yararlanmak üzere, Küçükboğaz Gölü kıyısındaki Cennet Mahallesi’nin bulunduğu yerde de kış aylarında oturmaktaymış Kış aylarında balıkçılık yapmak üzere kaldıkları Küçükboğaz Gölü kıyısı, yaz aylarında bataklık olmakta, sıtma  ve kolera hastalıkları halkı perişan etmekteymiş Bu nedenle halkın bu astalıklardan korunmak için kışlık Karasu’dan tamamen yazlık Karasu’ya taşındığı söylenmektedir. Bir diğer rivayet ise şöyledir; Karasu’ya yolcu olarak bir ihtiyar uğrar. Köyde ayak üstü sohbet eden topluluğa doğru yürüyüp aç olduğunu bildirir ve yiyecek ister. Topluluktan kulak veren olmaz. İhtiyar yüksek sesle tekrar ister. Orada bulunanlar yiyecek vermek istemedikleri gibi bir de alay ederler. İhtiyar yalvarır ama aralarından biri hakaret edip ihtiyarı kovar. İhtiyar, bu adama kızgın bir eda ile bakınca, adam silahına sarılır. İhtiyar da, beddua okuyarak Küçükboğaz Gölü’ne doğru yürür. İhtiyarın, göl üzerinde yürüyerek ormana doğru gittiği görülür. Bu olaydan çok geçmeden, kışlık Karasu’da sıtma salgını görülür. Hastalık çabuk yayılır  ve hastalığa çare bulunamaz. Sağ kalanlar da yazlık Karasu’ya taşınırlar.Karasu, hastalık yüzünden küçüldükten sonra, önce Sapanca Bucağı’na, sonra Kandıra’ ya, oradan da Adapazarı’na bağlanmıştır.

    Bir diğer rivayete göre de Karasu, Saray’a bağlı bir tımar iken, buraya Saray’dan her sene bir kişi gelir aşar vergisi olarak mahsül toplarmış. Ürünün bol olduğu yıllarda, rahatça vergisini veren halk, kıtlığın olduğu bir yıl vergisini verememiş. Aşar memurunun vergiyi almak yolundaki ısrarları sonunda, halk isyan etmiş. İsyan sırasında üzerine yürüyen halkın arasından kurtulamayan memur, orada ezilip ölmüş. Hatta; köylüler, memurun mezarı başına dikilen çam ağacının bir dalını budamayarak özellikle uzatmışlar. Her sene mısır zamanı oradan geçen köylüler, ağacın uzun koluna bir mısır asarlarmış. Bunu da ”Sağlığında yiyip, doyamadı, şimdi yesin de doysun” diye yaparlarmış. Mısırı ağacın uzun koluna takanlar bunu  çıkça dile getirerek “sağlığında doyamadın, al, ye ve doy” diye tekrar ederlermiş. Bu olaydan sonra, Karasu için gönüllü tımar sahibi çıkmamış. Saray tarafından; iyi silah kullanan Hacı Abdi Bey, Karasu’ya gönderilmiş. Hacı Abdi Bey, Karasu’ya geldikten sonra kendisinden önceki tımar sahibinin hakkında geniş bilgi toplamış. Halkın arasına girip yöreyi iyice incelemiş. İyi bir yerleşim yeri aramaya başlamış. Halka; yazlık Karasu’nun suyunun ve havasının iyi olmadığını belirterek bugünkü Karasu’nun İncilli Mahallesi’ne yerleşmiş. Halk, Hacı Abdi Bey’in korkudan yazlık Karasu’yu terk ettiğini düşünmüş. Abdi Bey, İncilli’ye yerleştikten sonra ilk iş olarak içme suyu aramış, kendi imkânları ve adamlarının yardımı ile çok yakın zamana kadar kullanılan suyu getirmiş, zamanla diğer eksiklikleri tamamlayarak yerleşmeyi gerçekleştirmiş. Yerleşmeyi tamamlayan Hacı Abdi Bey, yakın tımar sahipleri ile tanışmış. Adapazarı tımarını elinde tutan Kara Osman ile birlikte Düzce ve Bolu tımar sahiplerinin üzerine seferler düzenleyip, zaferler kazanmış, Hacı Abdi Bey zaferler kazandıkça halk, Hacı Abdi Bey’in etrafında toplanmaya  başlamış. Böylece Yazlık Karasu’daki halkın yavaş yavaş İncilli’ye taşınmasıyla birlikte yöre gelişmeye başlamış.

    İstiklâl Savaşı sırasında Adapazarı, Sapanca, Geyve Yunanlılar tarafından işgal edildiği halde Karasu’ya düşman girememiştir. Caferiye, Melenağzı Köyleri’nin bulunduğu kısımdan, düşman top atışlarıyla karaya çıkmak istemişse de arazinin engebeli oluşu, halk ve milislerin ellerindeki silahları ile top atışlarına karşılık vermeleri sonunda, düşman çıkartma  yapamamıştır.

    İpsiz Recep ve yanındakilerle halkın birlik  olması sonucunda, düşman kuvvetleri Karasu ve civarında herhangi bir etkinlik gösterememiştir. Dolayısıyla Karasu, İstiklal Savaşı sırasında herhangi bir zarar görmemiştir.İpsiz Recep, Rize’nin Portakallık Mahallesi’nde 1878 yılında doğmuştur. Emiroğulları’ndan olan  İpsiz Recep genç yaşta çalışmak üzere İstanbul’a gider. Yelkenli gemisiyle Boğaziçi’nde çalışmaya başlar. Yanında çalışanlara eziyet eden  Rumları ve Ermenileri zararsız hale getirir. Çalışanlar arasında huzuru  temin eden İpsiz Recep’in bu tür çıkışları, çevresinde takdir toplayarak sayılan ve sevilen bir kişi olmasına neden olur. Cesareti nedeni ile ”ipsiz” lâkabını alır. İpsiz Recep’in huzuru temin  edip, çalışmaya başladığı zamanlarda İstiklâl Harbi patlar. İpsiz  Recep, onbeş arkadaşıyla birlikte İstanbul’dan ayrılıp Kefken Adası’na  gelir. Arkadaşları ile yabancı bandıralı, arpa yüklü bir gemiyi teslim  alır, gemiyi Sakarya Nehri’ne kadar getirip zamanın Karasu Bucak Müdürlüğü’ne teslim eder. Bu olaydan sonra İpsiz Recep Karasu’da karargâh kurup Ankara ile irtibat sağlar. Ankara kendisine Milis Kuvvetleri Komutanlığı olarak yüzbaşı rütbesi verir. Bundan sonra İpsiz’in etrafında 1800-2000 kişi kadar genç toplanır. Bu gençlerin katılımı ile İpsiz Recep, Karasu ve civarının savunmasını ele alır.

      İpsiz Recep Reis doğruluğu, dürüst ve mertliği sayesinde etrafın takdirini toplayıp sözü geçen bir kişi durumuna gelmiş ve halk tarafından kendisine “emice” ünvanını verilmiştir. İpsiz Recep’in bu durumunu tespit eden Ankara, emrine üç istihbarat subayı vererek harp hali ve şekli üzerinde nasıl hareket edeceğine dair emirler göndermiş, İpsiz Recep Reis aldığı emirler doğrultusunda Karasu’ya saldırmaya hazırlanan Yunan Ordusu’nun Karasu’ya girmesine engel olmak üzere taarruza geçerek Yunan kuvvetlerini püskürtmüştür. Bozguna uğrayan düşmanı takip etmek amacıyla Geyve Boğazı, Bilecik, Eskişehir milis kuvvetlerine katılıp yardım ederek başarı sağlamıştır. Ayrıca İstiklâl Savaşı’nda gösterdiği başarıdan dolayı kendisine İstiklâl Madalyası verilmiştir.

    İstiklal Savaşı’nda, iç ve dış düşmanlara karşı milli duygularla saldıran, bu konuda anlayış gösterenlerin yardımlarından yararlanan İpsiz Recep Reis ve mahiyetindeki milliyetçiler, amansız bir mücadele ile Yunan Kuvvetleri’nin herhangi bir şekilde zarar vermesine meydan vermemiştir. Düşman, denizden topla saldırdıysa da çıkarma yapma imkanı bulamamıştır.

    İpsiz Recep Reis ve Mustafa Kemal

    İpsiz Recep Reis savaş sonrası İstiklal Madalyası’na hak kazananlardan biriydi. Efradı ile birlikte Ankara’ya gelmiş ve bando ile karşılanmıştı. Ankara’da bir hafta kalmışlar ve Atatürk’ün iltifatlarına mazhar olmuşlardı. Atatürk:
    “Recep Reis bir daha harp olursa ne kadar kuvvetle gelirsin?” dediğinde şu cevabı vermişti: “Adamlarım dağıldı artık. Yanımda bir yeğenim var. Ne zaman emredersen atımı ve silahımı alır gelirim.”

          Atatürk Recep Reis’e 250 lira maaş bağlamıştı. Paradan başka her şeye önem veren Recep Reis, maaşını da Tayyare Cemiyeti’ne bağışlayacaktı. Kendisine verilen arazinin altı dönümünü bırakıp gerisini de etrafındakilere dağıtacaktı.

    İstiklal Savaşı’nda her türlü zorluğa karşı mücadelesini sürdürüp milli duyguları doğrultusunda fedakarlıktan hiç çekinmeden düşmanla savaşan İpsiz Recep Reis, 1928 yılında Karasu Yenimahalle’deki evinde ölmüş, vasiyeti üzerine mezarı Karasu Şehir Mezarlığı’na gömülmüştür.

                                                                       

    İpsiz Recep Reis’in Mezarı

              İlçemiz 1933 yılına kadar bucak merkezi, 1933 yılında Kocaeli İline bağlı bir ilçe olmuştur. 22 Haziran 1954 yılında Sakarya’nın İl olması ile birlikte Sakarya İline bağlı bir İlçe olmuştur.KARASU TEMMETTUAT DEFTERLERİ:Karasu kazasıının 1844 yılı temettu sayımlarına göre sosyal, ekonomik ve demografik yapısının gün yüzüne çıkartılmasıyla, bir nebze de olsa Sakarya tarihinin aydınlatılması amaçlanmıştır.

               Bu çalışmada Başbakanlık Osmanlı Arşivinde yer alan 10 adet Karasu kazasının Temetuât Defterlerinden faydalanılmıştır. Onun dışında mukayese imkanının olması açısından hem bu bölgeye yakın hem uzak, farklı kazaların Temettuât Defterlerine ait yapılmış çalışmalardan istifade edilmiştir.Bu çalışmayı 2004 yılında Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimlere Enstitüsü öğrencilerinden Ali KINAY  tarafından Lisans tezi olarak yapmıştır.Bu defterlerde Karasu ve çevresinde bulunan köylerin 1844 yılı temettu sayımlarına göre sosyal, ekonomik ve demografik yapısı anlatılmıştır.KARASU TEMMETTUAT DEFTERLERİ (İndir)

    Yapılan Çalışma 267 sayfa olup üsteki linkde indirilip incelenebilir.

    KÜLTÜR VE FOLKLOR

    KARASU İLÇESİ KÜLTÜREL DEĞERLERİ

           Karasu’nun kurucusu Hacı Abdi Bey’in aile hamamı kalıntıları, Eski Sakarya Köprüsü enkazından kalan Büyük Taş, Tuzla’ya kadar uzanan sur kalıntıları, İçme Suyu Sarnıcı kalıntısı, şehrin batısı ile Manavpınarı Köyü’nde bulunan Mağaralar, Maden Deresi’nde bulunan baraj kalıntısı, şelâle, yontulmuş ve süslenmiş taşlardır.

    Hacı Abdi Bey zamanında, her türlü tehlikeden korunmak için şehrin kuzey tarafı deniz olduğundan güney tarafından gelecek tehlikeleri önlemek için boğaz görüntüsünde olan güney kısma, kalın duvarlarla sur çevrilmiştir. Sakarya Nehri kıyısında Tuzla Kalesi’ne kadar uzanan bu surlar, aynı zamanda, Hacı Abdi Bey tarafından getirilen içme suyuna tarihi su kanalı muhafazası olarak kullanılmıştır.

    Camiler

    Karasu İlçesi’nde koruma altına alınan taşınmaz kültür varlıkları statüsünde iki camii bulunmaktadır. Ancak bu camilerin yapım tarihleri çok eskilere dayanmamaktadır. Bunda, İlçe’nin çok eski bir yerleşim birimi olmaması ve dolayısıyla köklü bir tarihinin bulunmaması önemli bir etkendir.

    Merkez Camii

    Merkez Camii, İncilli Mahallesi, Gürsel Caddesi, no:1, pafta 28’de, 200 m² alana yayılmıştır. 1974 yılında yapılmıştır. Mimarı belli değildir. Fevkani tarzda inşa edilen yapının alt katı çarşı, üst katı ibadet alanıdır. Kırma çatıyla örtülüdür. Taş bir minaresi vardır. Giriş kısmı doğudan olan yapı, dikdörtgen planlıdır. İbadet mekanına çift kanatlı kapıyla girilir. İbadet alanının kuzeyinde mahfil, güneyinde ise mihrap, minber ve vaaz kürsüsü bulunur. Yapı çift kat pencereli olup, üst pencereler yuvarlak kemerlidir.

    Aziziye Camii

    Adını Sultan Abdulaziz’den alan cami, 19. yüzyılda inşa edilmiştir. Gürsel Caddesi’nde yer alan yapı, 17 Ağustos 1999 depreminde hasar görmüş ve minaresi yıkılmıştır. Cami ibadete kapalıdır. Kare planlı yapı kırma beşik çatı ile örtülü olup cepheleri çift kademeli çerçevelidir. Alt pencereler dikdörtgen üst pencereler kemerlidir. Taş malzeme ile inşa edilmiş olan eserin dış cephesi sıva örtülüdür.

    Aşağı İncilli Mezarlığı

    İncilli mevkii’nde, pafta 19, ada 442, parsel 26’da yer almaktadır. İlçe merkezinin kuzeyinde, Karasu-Adapazarı yolu kenarında bulunmaktadır. Mezarlıkta 46 adet Genç Osmanlı Dönemi’ne ait mezar taşı bulunmaktadır. Mezarlar, hicri 1113 (M 1697) ile 1249 (M 1833) tarihleri arasında değişik zaman dilimlerine aittir. Yöresel mermerden yapılmış mezar taşları üzerinde, çeşitli motifler yer almaktadır ve Osmanlıca kitabeler vardır. Söz konusu mezarların etrafında, Cumhuriyet Dönemi gömüleri de bulunmaktadır. Halen mezarlığa gömü yapılmaktadır.

    Karasu İlçesi’nde Gelenekler ve Görenekler

    Giyim- Kuşam

    Karasu’ya özgü yerel bir giyim kuşam şeklinden söz etmek güçtür. Buna rağmen nüfus yapısındaki çeşitlilik bakımından, değişik bir giyim kültürü göze çarpmaktadır.

    Yörede yaygın olarak giyilen kıyafetler, Kafkas ve Karadeniz etkileri taşımaktadır. Kafkas giyim kuşam kültürü günümüzde tamamen ortadan kalkmışsa da Karadeniz yöresinin özelliklerini görmek mümkündür.Sanayileşme, diğer pek çok ilde olduğu gibi etkilerini Karasu’da da göstermiş ve dolayısıyla giyim kuşam kültüründe çok büyük değişiklikler görülmüştür.

    Kadın kıyafetlerinde, asıl giyim dokuması, şitari denilen parlak renkli kumaştır. Yelek üstü süslemelerinde sutaşı ve yassı sim işlemeleri bulunmaktadır. Yelek düğmeleri basma düğmeden oluşur. Gümüş veya sarı saç kemeri ve para kesesi kullanılır. Dışa giyilen yelek, 40 düğmelidir. Kandıra bezinden yapılan sim işlemeli önlük öne; üçgen yapılmış, pamuklu dokuma, renkli, desenli ve motif işlemeli önlük ise arkaya takılır. İç giysisi olarak şitari şalvar giyilir. İçe giyilen gömlek, Kandıra bezinden veya satenden yapılır. Kol ve boyun kısımları sarı simden işlemelidir. Kofi üstüne krep örtmesi ve krepin üstüne uygun renkli sıkma ile baş bağlanır. Tepeliği yoktur. Kofinin ön kısmı, altın paralarla işlemelidir. Başa zülüf takılır. Kullanılan krepler oyalıdır. Boyun kısmına, dizi halinde sarı liralar ve beşi bir yerde takılır.Ayağa ise beyaz veya işlemeli yün çorap, ayakkabı olarak da çapula giyilmektedir .
    Erkeklerin dış giysilerinde, balık sırtı desenli kumaş kullanılır. Yelekte, süsleme ve işleme yoktur. Bele, Antep kuşağı tarzında kuşak takılır. Kuşağın altına, yan taraftan takılan Kandıra bezinden yapılmış, uçları kanaviçe işlemeli mendil iliştirilir. Krep veya işlemeli mendil, yakayı örtecek şekilde, boyun kısmına bağlanır. Pantolon kumaşından yapılan yelek, sol tarafından iliklenir. Üstünde kösteğin ve mendilin bulunduğu cepler yer alır. İçe giyilen Kandıra veya Şile bezinden yapılan gömlek, hakim yakalı ve önü patlıdır,uzun kolludur. Hacıkeyfe desenli ve boncuklu oya işlemeli keyfe üzerine renkli krepler sıkılır. Ayağa ise dize kadar desenli, yarım yün çorap ile çapula tarzında ayakkabı giyilir.Zamanımızda artık bu tür giyimlerin yeri ülke genelinde bulunan giyim biçimine dönüşmüştür.

    Beslenme Biçimleri

    Karasu mutfağı, yörede Doğu Karadeniz ve Kafkasya kökenli halkın olması nedeni ile çeşitlilik arzetmektedir. Hamur işi yemeklerin tercih edildiği yörede, genellikle kabak ve patates kullanılır. Sütlü patates, patates oturtması, patates salatası, tatlı kabak dolması, kabak tatlısı, sütlü kabak tatlısı, kabak burma tatlısı gibi yemekler, bölgede en çok kullanılan bu ürünlerden yapılmaktadır. Bunlara, yöre halkının etnik yapısını simgeleyen özel yemekleri de katacak olursak bölgenin zengin yemek kültürüne sahip olduğunu söyleyebiliriz . Yöreye özgü yemek çeşitlerinden bazıları şunlardır:

    Çerkez Tavuğu: Tavuk temizlenir, yıkanıp haşlanarak kemiklerinden ayrılır. Kurutulmuş biber, haşlanarak çekirdeklerinden ayrılır. Ceviz içi, biber, sarımsak ve ekmek içi, kıyma makinasından birlikte geçirilir. Ayrıca bir miktar ceviz, tekrar makinadan geçirilerek sıkılır ve yağı bir fincana alınır. Bu karışıma, soğuk su, tavuk, ve tuz ilave edilerek karıştırılır. Didilmiş et, servis tabağına alınır, içine bu karışım dökülür ve fincana alınan ceviz yağı, üzerine gezdirilir.

    Çerkez Pastası: Suya tuz katılarak kaynatılır. Kaynayan suya, mısır unu yavaşça ilave edilir. Pişene kadar karıştırılır ve karışım, pişirildiği kabın şeklini alır. Sofraya ters çevrilerek konulur. İple kesilerek dilimlenir .

    Kabak Tatlısı: Kabaklar temizlenerek dilimlenir ve yıkanarak tencereye dizilir. Üzerine şeker dökülerek kısık ateşte, su koymadan pişirilir. Kendi suyunu iyice çektikten sonra üzerine ceviz dökülerek servis yapılır.

    Keşkek: Keşkeklik, kılçıklı, sivri, beyaz buğdaydan yapılır. Bu buğday, akşamdan ıslatılır. Biraz kabarması sağlanır. Daha sonra tavuklar kemiklerinden temizlenerek küçük parçalar halinde keşkeğe katılır. Tavuklu keşkek, tahta kaşıkla karıştırılır ve dövme yapılarak bulamaç haline getirilir. Üzerine, kızgın tereyağı ve istenirse karabiber eklenerek sıcak servis yapılır.

    Ezme Fasulye: Kuru barbunya fasulyesi, yıkanarak bir gece suda bekletilir. Haşlanır ve süzülür. İnce doğranmış soğan, sıvı yağ ile kavrulurken içine biber ve domates salçası eklenir. Fasulye, bu karışıma ilave edilerek dövülmüş salça ile birlikte kaynatılır. Bu sırada, tahta kaşık ile iyice ezilir. İçine kırmızı acı biber, kara biber ve toz biber ekilir.

    Dartı: Süt ve yoğurt, kaymakları alınarak bir kapta biriktirilir. Bir tencerede, orta ateşte tereyağı kestirilir gibi eritilir. Ayranlı çökelekler, dibe inince ateşten indirilir. Bir kap içine boşaltılarak donması beklenir. Yağ üstte, tortu altta kalacak şekilde donan malzeme; kahvaltıda, tarhana çorbasında, keşkek ve makarnada, garnitür olarak kullanılır.

    Sütlü Kabak Tatlısı: Kabaklar parçalanır, soyulur ve kendi suyu ile haşlanır. Üzerine şeker ve süt dökülerek katılaşıncaya kadar pişirilir.

    Üre Tatlısı: Süt ateşe konulur, ısınmaya başlayınca un, yavaş yavaş dökülür, şeker ilave edilip karıştırılır. Koyulaşıncaya kadar orta ateşte bekletilir. Küçük kaselere konulur ve soğuk servis yapılır.

    Çerkez Peyniri: Peynir suyu, küçük bir tüpte bekletilir ve içine tuz konulur. Kaynayan sütün içine, peynir suyundan iki su bardağı kadar yavaş yavaş ilave edilir. Bu işlem, hafif ateşte yapılır. Oluşan peynir, üste çıkar. Peynir suyu altta kalır. Elde edilen peynir, ortasına tuz serpilerek, delikli kevgir ile özel olarak yapılmış peynir sepetine konulur. Ters çevrilir ve süzülmesi beklenir. Soğuduktan sonra altına ve üstüne tekrar tuz serpilir .

    Evlenme Gelenekleri

    Bütün evlenmelerin başlangıcı, tanışma ile olur. Evlenmenin başlangıcı olan tanışma, köylerde çoğunlukla düğün, nişan, bağ, bahçe çalışmaları sırasında olmaktadır. Evlenmek isteyen kız ve erkek, anlaştıktan sonra aileler arasında görüşmeler başlar. Görücü usulü evlenme yoktur.

    Gençlerin tanışıp anlaşmasından sonra kız istemeye sıra gelir. Evlenecek gençlerin karşılıklı olarak anlaşmalarından sonra durum, arkadaşları vasıtası ile yakınlara duyurulur. Haberi alan anne ve baba, oğullarını evlendirmek için hazırlığa başlar. Önce, kız istemenin kim tarafından yapılacağı kararlaştırılır. Karasu ve köylerinde başlık parası adeti yoktur.

    Taraflar anlaştıktan sonra söz kesilir. “Söz kesimi”, dünürcülük yani kız isteme aşamasından sonra gelmektedir. Aralarında anlaşan ailelerin, bu anlaşmalarını daha geniş davetli huzurunda, söz ile iyice pekiştirmelerine “söz kesimi” ya da “söz kesme” denmektedir

    Söz kesildikten sonra kararlaştırılan güne kadar erkek tarafı, alacağı altınları, elbise ve benzeri eşyaları temin eder ve nişanın konulacağı gün için dostlarını ve yakınlarını davet eder. Nişan koyma, çoğu zaman gece olur. Davetliler, akşamdan, erkek evinde toplanır. Oradan, topluca kız evine gidilir. Kız evine girişte, gelenleri bir görevli karşılar. Yaşlarına ve cinsiyetlerine göre misafirler, odalara yerleştirilir. Yaşlılar sohbet eder, gençler ise çeşitli yöresel oyunları oynarlar. Kız evi tarafından, erkek evinden gelenlere yemek verilir. Yemekten sonra gelin olan kız, kayınpeder veya vekilinin olduğu odaya getirilir. Kayınpeder veya vekili ayağa kalkıp, gelini karşılar. Orada bulunanlara karşı iki ailenin dost olduğunu ilan edip alınan yüzük, küpe, bilezik gibi hediyeleri, geline takar veya yardımcısına teslim eder. Görevli olan, paket ve hediyeleri açıp, orada bulunanlara göstererek kimin tarafından hediye edildiğini açıklar. Misafirler, geç zamana kadar orada eğlenip sonra evlerine dağılırlar.

          Söz kesilirken konuşulanlar karara bağlandıktan sonra kız tarafı ile birlikte düğün günü belirlenir. İki taraf anlaştıktan sonra, durum tanıdıklara duyurulur. Davetiyeler bastırılır, dost ve akraba düğüne davet edilir. Davetliler, düğün günü görevlendirilen kişi tarafından karşılanıp kendilerine ayrılan eve alınırlar. Çalgılar çalınır ve düğün sahibinin ekonomik gücüne göre çeşitli programlar yapılır. Akşam liste yapılarak gelen konuklar, komşu evlere taksim edilir.

    Düğünün ikinci günü, eğlenceler devam eder ve tüm davetliler kız evine gider. Vakit geçince kayınpeder veya vekili kalkıp gelinin odasına gider. Adet olduğu üzere, kapının kilitli olduğunu görünce para vererek kapıyı açtırır. Çeyiz sandığının üzerinde, kızın, kız kardeşi veya bir yakını oturur. Ona da para verilerek sandık teslim alınır. Sonra gelini çıkarıp arabaya bindirirler. Düğün alayı biraz ilerleyince köy gençlerinin kurduğu barikat ile karşılaşıldığında bunlara da bir miktar para verilerek yol açılır ve gelin eve getirilir. Evde geç zamana kadar oyunlara devam edilir. İlerleyen vakitlerde kayınvalide ve kayınpeder de oynatılır. Bu oyunlar oynandıktan sonra düğün kalabalığı dağılır.

    Karasu’da nüfus derlemedir. Yani ülkenin çeşitli yörelerinden gelenler tarafından oluşmaktadır. Bunun için örf ve adetlerde değişiklikler vardır. İncelemeye değer bir başka grup da Gürcülerin adetleridir.

    Karasu’nun tüm köylerinde, imece usulü çalışma vardır. Mısırların çapalanması, fındık bahçelerinin kazılması, fındıkların kabuklarından ayıklanıp temizlenmesi, mısırların koçanlarından ayrılıp temizlenerek ambarlara konulması, fasulyelerin dövülüp temizlenerek ambarlara yerleştirilmesi işleri imece usulü olarak yapılır. İmece çalışmaları, çoğunlukla kadınlar arasında olur. Özellikle genç kızlar imeceye giderken düğüne gider gibi süslenirler. Çünkü imeciye gitmek onlar için beğenmek ve beğenilmek demektir.

    Kızların çalıştığı yere gidecek olan erkeklerde toplanıp toplu olarak giderler. Erkekler geldikten sonra kızlar türkü söylemeye başlarlar. Kızların türkülerini,erkelerde türkülerle karşılar sonra kızlar, türkülerini daha çoşku ile söylemeye başlarlar. Kime ne diyeceklerse bunu maniler vasıtası ile yaparlar.

    Türkünün manasına göre kız ile erkeğin birbirini sevdiği yöre halkı arasında hemen yayılır. Bu olaydan sonra özellikle erkeğin yakınları, aracılık yapmaya başlarlar. Aracılıkta yapıcı olmaya özen gösterirler. Kız tarafına, erkek tarafının kızı istediğini, erkek tarafına da kızı vereceklerini söyleyerek iki tarafı da hazırlarlar. Erkek tarafı düşünüp taşındıktan sonra kızı beğenmişlerse istemeye karar verirler. Kızı beğenmemişlerse, “Daha vakit var, aceleye lüzum yok hele dursun bakalım, gün doğmadan neler doğar” gibi sözlerle işi geçiştirmeye çalışırlar.

    Genellikle ilk istemede söz kesilmez. Kız tarafına ikinci ve üçüncü gidişlerde, taraflar arasında söz kesilir.

    Düğünden önce gelin almaya gitmeden evvel erkek evinde toplanılır. Oradan topluca gelin evine gidilir. Gelin evine yaklaşınca, birkaç el silah atılarak gelindiği duyurulur. Kız evi tarafından görevlendirilen kişi, erkekleri eve alır. Kadınlar, kapıda bekler. O sırada kaynana ve görümce, bir iki metrelik bir basmayı yere sererler. Gelin gelip o basmanın üzerine dikilir. Kaynananın, görümcenin ve konukların ellerini öper. Kadınlar içeri girer. Bu sırada valiz taşıyanların yanına kız evi yetkililerinden biri gider. Taşıma ücreti olarak bahşişlerini verip valizleri teslim alır ve içeri getirir. Valizler içeri girince erkek tarafından gelen kadınlardan valizin içindekileri iyi bilen birisi, valizi açıp içindeki hediyelik eşya ve giyecekleri göstererek kime ait olduğunu söyler.

    Hediyelerin verilmesinden sonra erkek evinden gelen davetlilere yemek verilir. Buna “sofra tutma” denir. Sebzeli ve etli yemekler bekletilmeden yenir. Pilav gelince yenmez. Çeşitli bahaneler bulunur. Tereyağı, çerez, tavuk, tatlı vs. yiyecekler istenir. İstenenler geldikten sonra pilav gelir, buna rağmen sofradan kalkılmaz, gelin istenir. Gelin gelince sofraya elini tutar. Gelinin sofrayı tutmasıyla sofra kalkar ve davetliler odadan çıkar.

    Düğün kına gecesiyle başlar ve üç gün sürer. Kına gecesinde erkek tarafı, kız evine gider. Erkek tarafı gelince, kız tarafı, damadın yakınları olan kadınları oynatır. Oynayan kadının boynuna bir ip bağlanır. Kadın oynamaya başlayınca süpürge, maşa, ateş küreği, hayvan zili gibi eşyaları bağladıkları ipe takarlar . Kadınlar oynadıkça bu eşyalar ayrı ayrı sesle oyuna ayrı bir çeşni verir. Özellikle oynatılanların başında elti ve görümce gelir. Oyunlar geç saate kadar devam eder. Evli kadınlar evlerine gider. Genç kızlar, kız evinde kalırlar ve erkek evinden gelen kınayı yakınırlar.

    Düğünün ikinci günü, düğün alayı erkek evinde toplanır. Öğleden önce de misafirler topluca kız evine gider. Kız evinde, gelenlere yemek verilir. Yaşlılar, bir kenarda sohbet ederken gençler, enstrüman eşliğinde kendi milli oyunlarını oynarlar. Erkeğin babası veya baba vekili olacak yakını, kızın babası veya vekil olan biriyle kapı harcı adı verilen bir paranın ödenmesi için pazarlığa otururlar. Pazarlık bitip para ödendikten sonra gelinin bulunduğu odaya geçerler. Odada, çeyiz sandığının üzerinde oturan kızlar, gelinin çeyiz hazırlığını yapmış ve yorulmuş olduklarından bahşiş isterler. Para ödendikten sonra sandık alınıp gelin arabasına yüklenir. Sandık çıktıktan sonra gelini, kayınpeder kolundan tutup arabaya bindir. Araba, hareket ettikten biraz sonra durur. Bu sefer de delikanlılar yolu kesmişlerdir. Onların da bahşişleri verilerek yola devam edilir.

    Biraz yürüdükten sonra delikanlılar, tekrar arabaların önüne geçip kemençe eşliğinde horon oynarlar. Yolda birkaç yerde bekleyip oynayarak erkek evine gelirler. Erkek evinde bulunan kadınlar arabadan inerler. Kız tarafı inmez. Arabanın önüne, masaya kız tarafının yakını olan erkekler oturur. Erkek tarafından tavuk, baklava, sigara, çerez, hayvan, para istenir. İstenenler olduktan sonra sığır gelir. Sığır, gelin arabasının etrafında dolaştırılır. Sığırın geline hediye edildiği duyurularak ahıra gönderilir. Kız tarafının erkekleri ‘’enişte’’ diye bağırarak damadı isterler ve damat gelir. Kız tarafı, aldıklarının tamamını damada hediye eder. Damat, gelini odasına götürür. İçerde hazırlanmış şerbeti içtikten sonra damat dışarı çıkar.

    Damat çıktıktan sonra geç zamana kadar kızlar içeride, erkekler dışarıda oynarlar. Zaman zaman erkekler ayrı kızlar ayrı damadı davet ederek birlikte oynarlar.

    Gelinin yüzünde bulunan duvağın davetliler huzurunda damat tarafından alındığı üçüncü güne “duvak günü” denir. Düğünün en önemli günüdür. Öğleye kadar erkekler bahçede, kızlar içeride enstrüman eşliğinde oynarlar. Kızlar oynarken erkekler, erkekler oynarken kızlar, oyuncuları seyrederler. Kızların oyunlarında türküler dinlenir. Kızlar, pencerelere yığılarak sözlülerine nişanlılarına bakıp ona göre türkü söylerler.

    Öğleye yakın gelinin bulunduğu odaya bir masa konur. Masanın etrafında kız tarafından 7-8 erkek bulunur. İçlerinden biri sözcü olur. Sözcü erkek tarafından görevlendirilen kişi, bir liste verir. Listede bıçak, silah, mermi, tavuk, altın, para, koç, sigara, çerez isimleri vardır ve bunların temin edilmesini ister . Görevli bunları temin edip getirir. Sigara orada oturanlara dağıtılır. Sonra damat davet edilir. Damat selam vererek yanlarına gelir. Alınanlar, damada verilir. Gelinin yakını olan bir kişi, sustalı bıçağı alıp, gelinin yüzündeki duvağı çıkarır ve sonra bunu sustalıyla duvara çakar. O sırada silahlar atılarak duvak adetinin yapıldığı duyurulur. Silahlar atılınca erkek tarafı masaya oturur. Kız tarafından hediye ister. Kız tarafı da sandıktan bir miktar şekerli fındık ile oturan sayısı kadar mendil çıkarıp verir. Onlar da fındığı yiyip mendilleri alarak dışarı çıkarlar.

    Akşam yaklaşırken kızlar, gelinin koluna girip tüm odaları dolaştırır. Mutfağa geldiklerinde gezdirme işi biter. Tüm odaların özelliklerine göre türküler söylenir. Mutfakta gelin, damat, kayınvalide, kayınpeder, elti, görümce, yakınlar birlikte horon oynarlar. Böylece düğün bitmiş olur.

    Düğünün bittiği akşam dini nikah kıyılır. Resmi nikahın yanında dini nikahın kıyılması da adettendir. Kayınpeder, akşam namazından sonra camide bulunanlardan iki kişiyle imamı alıp eve gelir. Gelin ve damadı vekaletine aldığını, ayrı bir odada, pazarlık yaptıklarını şahitlere söyledikten sonra imam, karı, koca ilanı yapıp, duasını eder.

    Düğünden birkaç gün sonra kız annesi yakınlarıyla birlikte bir gün öğleden önce erkek evine kızını ziyarete gider. Ziyaret, öğleden önce yapıldığı için buna “kuşluk götürme” ismi verilmiştir. Davetliler, hep birlikte erkek evine giderler ve evin kapısına gelince beklerler. Damat gelip onları selamladıktıktan sonra içeri girilir ve yemek yenir. Yemekten sonra damat gelip misafirlerin ellerini öper. Gelenler de ev ve mutfak eşyası olarak getirdikleri hediyeleri verir. İkindiden sonra gelini alıp babasının evine getirirler.

    Gelinin baba evine gittiği gün, damat kayınpeder tarafından davet edilir. Damat da arkadaş ve yakınlarını alarak akşam olduğunda kayınpeder evine gider ve birlikte yemek yerler. Yemekten sonra yaşlı kadınlarla kayınvalide bir odada, kayınpederle yakın olan erkekler başka bir odada toplanırlar. Damat, iki odayı da ziyaret edip büyüklerin ellerinden öper, isterse geceyi orda geçirebilir.

    Kızın babası, damatın babası tarafından davet edilir. Kayınpeder, yakınları ve arkadaşlarıyla bir akşam damat evine gider. O gece, genellikle mevlüt okunur.Yemekler yendikten sonra davetliler evlerine dağılırlar.

    Antalya ve yöresinden gelen Denizköy Köyü Türkmenleri’nin düğün adetleri de oldukça ilginçtir. Evlenmeler, genellikle görücü usulü olur. Nişan konulması esnasında davul ve zurna çalınır ve eğlenceler gün boyu devam eder. Başlık parası verilmesi ve çok miktarda altın takılması, Türkmenler arasında da adettendir. Düğün günü, nişan eğlenceleri bitince tespit edilir. Düğünün başlangıç günü çoğunlukla çarşamba günüdür. Öğleden sonra erkek evine davul zurna ile bayrak takılır. Bayrağın takılışı, düğünün başladığını ilan içindir.

    İkinci gün, erkek tarafında toplanan düğün alayı, davul zurna eşliğinde kız evine ziyarete gider. Ziyarete giderken yanlarında bir koç da götürürler. Bir erkek çocuğa gelinlik giydirilerek oturtulur. Kız evine gidilip koç ve gelinlik teslim edilir. Gelinliğin erkek çocuğuna giydirilmesi, gelinin ilk çocuğunun erkek olmasını dilemek olarak yorumlanmaktadır. Davet edilen konuklar o gün davul zurna ile karşılanır. Karşılamada bayrak tutan kişi, davetlilerin hediye olarak aldığı paket veya paraları teslim alır. Hediyeyi teslim olduğu gibi geline teslim eder. Gün boyunca sofra kalkmaz. Devamlı yenilip içilir. Buradaki dügünlerin özelliğini çok içki içilmesi teşkil eder.

    Üçüncü gün düğün alayı kız evine gider. Gelin alınıp, yola çıkılır. Gelin arabasının önünde sık sık oyunlar oynanır. Gelin arabası, evine gelince, herkes arabadan iner. Gelinin yengeliğini yapan kadın inmez. Kayınpeder gelip 15-25 baş koyun veya büyükbaş hayvan hediye edip orada bulunan topluluğa duyurduktan sonra iner. Düğünler genellikle üç gün sürer.

    Geleneksel El Sanatları

    Anadolu’nun diğer yörelerinde olduğu gibi, geleneksel el sanatlarımız yönüyle Karasu İlçesi de oldukça zengindir. Eskiden çömlekçilik, ağaç oymacılığı, dokumacılık, el örgü işleri, süpürgecilik, sepet örgücülüğü, bakırcılık yaygındı. Ancak kültürel değerlerimizi yansıtan bu el sanatları, zamanla unutulmaya yüz tutmuştur.

    Yöresel Halk Edebiyatı

    Yörede, halk arasında söylene gelen çeşitli maniler, ninniler, dualar vardır. Bunlardan bazı örnekler verecek olursak:

    Anonim Halk Edebiyatı ürünlerinden en yaygın olanlarından biri de “mani”dir. Düğünlerde, kadın topluluklarında, tarlalarda söylenen maniler genellikle dört mısralık, yedi veya sekiz heceden oluşmaktadır. Mani sözcüğünün menşei, tam olarak aydınlatılamamıştır. Kelimenin kökeninin “mana”dan geldiği en çok üzerinde durulan konudur. Mani, halk edebiyatının en yaygın türüdür.

    Yazı dilimizde ve konuşma dilimizde “mani” diye söylenmektedir. Ancak bu söyleniş tarzı bölgeden bölgeye, yöreden yöreye değişik özellikler göstermektedir. Kars’ta mani yerine “meni”, Aydın’da “mana”, Denizli’de “maana”, Urfa’da kadınlar söylüyorlarsa “meani”, Kırım Tatarları arasında “mane” olarak söylenmektedir
    Kültürel açıdan oldukça zengin olan ülkemizin, Karasu İlçesi’ne ait bazı mani örnekleri şunlardır :

    Suyu koydum cezveyle
    Malın mı var hazneyle
    Sana kız mı verirler
    Sokaklarda gezmeyle

    Bahçeye kuzu girdi
    Biri değil yüzü girdi
    Sevdiğim aramıza
    Düşmanın sözü girdi

    Karanfilsin şebboysun
    Bilirim nazik soysun
    Selam söyle anana
    Bize bir nişan koysun

    Elma aldım ocaktan
    Kan damlıyor bıçaktan
    Senin gibi yarim olsa
    Hiç indirmem kucaktan

    Bugün hava yaz yarim
    Mintanı beyaz yarim
    Söylediğim maniyi
    Defterine yaz yarim

    Seke seke yürüdü
    Saçlarını sürüdü
    Yari üç gün görmedim
    Ağzımda dişlerim çürüdü

    Armut dalın eğir mi
    Dalı yere değer mi
    Bana vurgun olmayan
    Böyle boyun eğer mi

    Dağda gezer keklik
    Kızlar giyer eteklik
    Sana bir mektup yazdım
    Selam dua hasretlik

    Halk Müziği ve Geleneksel Oyunlar

    Yöre nüfusunun çoğunluğunu, göçmen / muhacir olarak gelenler oluşturmaktadır. Göçmenlerin bir kısmı yurt içinden bir kısmı yurt dışından geldiği için, düğün adetlerinde olduğu gibi halk oyunlarında da benzerlikler görülmektedir. Ancak ayrıldıkları kısımlar da vardır. Bunları oynanış biçimlerine göre iki biçimde incelemek mümkündür:

    · Trabzon-Rize-Artvin Halk Oyunları
    · Kafkas Oyunları

    Karadeniz Yöresi’nden gelenlerce oynanan halk oyunları: Bir kişiden (sahanın büyüklük ve küçüklüğüne göre) altı kişiye kadar olan grup tarafından oynanır. Oyuncuların enstrümanı kemençedir. Gürcülerin geleneksel oyunları da Karadeniz Yöresi’nden gelenlerin oyunları gibi grup halinde oynanır. Oyunlar, kadınlar ve erkekler tarafından beraberce oynanır. Fakat oyunun durumuna göre bazen kadınlar, bazen de erkekler ayrı oynayabilirler. Bazı hallerde tulum ve armonik çalınır. Oldukça hareketli oyunlardır. Bu oyunları sıralayacak olursak;

    a- Horon kurma : Karadeniz sahilinin doğusundaki (Ordu, Rize, Trabzon) bölgemizde toplu dizi halinde ve disiplinli olarak oynanan oyun çeşidine verilen addır. Çok çabuk oynanan bu oyunda, oyuncuların birbirlerinin omuzlarından tuttukları hiç görülmez. Oyuncular, elele tutuşarak oyunu oynarlar [Evliyaoğlu, 1987:119]. En az üç kişi en çok sekiz kişi ile figürleri belirlenen ve ileri geri gidilerek kemençe eşliğinde oynanan bir oyundur.

    b- Sallama: Horon havası ve çalgıları ile oynanan bir oyundur. Kemençe eşliğinde, aynı oyuncularla oynanır. Gürcüler ve Karadeniz’den gelenler tarafından oynanmaktadır. Üç kişiden altı kişiye kadar oyuncu katılımı vardır.

    c- Bulaştırma: Horon ve sallamanın aynısıdır.
    d- Eşkiya Horonu: Atatürk’ün Trabzon’a çıkışında, karşılayanlar tarafından bozuk kıyafetle oynadıkları bir oyundur.
    e- Vakfıkebir Peşrevi: Vakfıkebir dolaylarının oyunudur.
    f- Sağ-Sol: Oyuncuların sağa sola dönerek figürleri belirledikleri oyundur.
    g- Çökme: Oyuncuların oynarken hay hay diye bağırarak sert vuruşla yere çökme hareketleri yapmasıdır.

    Oyunlara bu isimlerin verilişi, oyun sırasında yapılan hareketlere, figürlerin ayrılış ve özelliklerine göredir.

    h- Cilvelivoynanayda: Genç kızlar tarafından oynanır. Kızlar, karşılıklı kendi hazırladıkları türküleri söyleyerek oynarlar. İki kız, devamlı olarak şarkı söyler. Grup içinde, başka iki kız onların söylediklerini tekrar ederken, grubu oluşturanlar hep bir ağızdan nakarat kısmı olan “Cilvelivoynanayda” sözünü tekrar ederler. Genellikle Gürcüler tarafından oynanır [Aksu, 1969: 31].

    İki kız tarafından: Grup tarafından:
    Boyun uzun bakamam Cilvelivoynanayda
    Yakana gül takamam Cilvelivoynanayda
    Annenin bir oğlusun Cilvelivoynanayda
    Yüreğini yakamam Cilvelivoynanayda

    Yeşil çanta kolunda Cilvelivoynanayda
    Dikene takışıyor Cilvelivoynanayda
    Boynunda kravat Cilvelivoynanayda
    Ne kadar yakışıyor Cilvelivoynanayda

    ı- Gelini Gelini Oyunu: Cilvelivoynanayda oyunu gibi, iki kızın türkü hazırlayıp söylediği, oyuna katılan kızların da hep bir ağızdan “Gelini gelini” nakaratını tekrar ettiği oyundur. Bu oyun, daha ziyade düğünlerde oynanır. Bu yüzden, kızların oyununu seyreden delikanlılarla oyunu oynayan kızlardan birbirlerini sevenler varsa, türküler genellikle bunlarla ilgili olur.

    Gelini gelini söylerim yana yana, söylerim yana
    Gelini gelini söyle derdini bana, söyle derdini bana,
    Gelini gelini derman olayım sana, derman olayım sana
    Gelini gelini hay bulutlar bulutlar, hay bulutlar hay bulutlar,
    Gelini gelini meyva vermiyor dutlar, meyva vermiyor dutlar,
    Gelini gelini ayda yılda bir selam, kesilmesin umutlar, kesilmesin umutlar,
    Gelini gelini in dereye saz kopar, in dereye saz kopar,
    Gelini gelini çok koparma az kopar, çok koparma az kopar,
    Gelini gelini yarim beni görünce, yarim beni görünce,
    Gelini gelini dayanamaz göz kırpar, dayanamaz göz kırpar.

    Bu tempo ile oyun ve türkü devam eder. Delikanlılar beklerse türkülerin arkası kesilmez. Genellikle, evliliğin ilk adımı böyle atılmış olur.

    Gürcülerde, erkeklerin oyunları da kadınlarınkine benzemektedir. Erkekler de grup halinde ve türkü söyleyerek oyun oynarlar. Ancak erkeklerin oyunlarındaki figürler, biraz daha sert ve hareketler daha canlıdır. Kadınlardan ayrı olarak oynanan iki çeşit oyun vardır:

    i- Vahay: Kalabalık bir grup tarafından oynanır. Kızların, Gelini ve Cilvelivoynanayda oyunları gibi türkü söylenerek oynanmaktadır. Bu oyunda da kızlar sevdikleri geldiği zaman onlara yaraşır türkü söylüyorlarsa, erkekler de sevdikleri kızı gördükleri zaman aynı şeyi yapmaktadır. Burada bir nevi cevap verme vardır. Önceki oyunda, kız veya erkek ne söylemişse, sonraki oyunda onun söylediklerine cevap verecek şekilde türkü hazırlar, oyun esnasında da hazırladığı şeyleri söyler. Oyunu idare eden şahıs, türkünün sözlerini söyler. Grup halindeki oyuncular da hep bir ağizdan “ Vahahay ” nakaratını tekrar ederler. Oyunda öne ve arkaya dönmeler vardır. Ancak karışık figürü olmayan bir oyundur.

    j- Hadello: Kemençe, armonik vaya tulumla oynanır. Enstrümansız oynanmaz. Kalabalık bir grupla oynanır. Oyunun bazı kısımları acele, bazı kısımları ise yavaş oynanır. Figürleri karışık ve zor değildir. Oyunu idare eden kişi tarafından verilen komuta, aynı zamanda uyulur. İdarecinin komutu, ahenk ve beraberliği sağlar. İdareci, oyun esnasında ileri, geri, dik oyna , ağır oyna, acele, yavaş gibi komutlar verir.

    Kafkas yöresi oyunları, özellikle, Caferiye, Karapınar, İhsaniye, Selahiye Köyü’nde oynanmaktadır. Kafkas oyunlarını idare eden, ekseriyetle, hem oynayıp, hem de armonik çalan kızlardır. Evli olan kadınlar pek oynamazlar. Yeni gelinler ise nadiren oynarlar. Bu oyunu genellikle genç kızlar oynar. Kızlarla erkeklerin karşılıklı oynadıkları bir oyundur. Oyuncu kızın karşısında bekar bir erkek veya yakını olan evli erkekler bulunur. Kafkas
    oyunlarında, armonik veya akordiondan başka bir enstrüman bulunmaz. Oyunların çeşitleri şunlardır:

    l- Tekkol: Armonik çalan kızla erkeğin karşılıklı oynadıkları oyundur.

    m- Dörtkol: İkisi çalgılı, ikisi çalgısız olmak üzere dört kişi tarafından oynanır. Oyuncuların ikisi kız ikisi erkektir. Oyunun en önemli özelliği, ayak parmakları üzerinde yere basmadan oynanmasıdır.

    n- Kaynana Kaynata Oyunu : Dört veya daha fazla kişi tarafından, kaynana ve kaynataların, kol kola, bar stili geriye doğru asılarak oynadıkları bir oyundur. İki tarafın dostluk ve beraberliğini gösteren bu oyunun başlamasıyla düğün alayı ayağa kalkar. Özel olarak hazırlanmış tahtalara ve sopalara vurularak tempo tutulur. Coşkulu tezahuratlarla oyun devam eder.

    Bunun dışında, hemen hemen her yörede oynanan oyunlar da vardır. Çiftetelli, Adayolu, Konyalı, Gel Efendim Gel gibi yurt çapında oynanan oyunlar, burada da oynanır.

    deneme

  •  Kemal ŞAHİN, 1970 yılında Kahramanmaraş Elbistan’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Ekinözü ilçesinde, liseyi Düziçi Erkek Öğretmen Lisesi’nde okudu. 1992 yılında Polis Akademisi’nden Komiser Yardımcısı olarak mezun oldu.
            Sekiz yıl Emniyet Teşkilatında görev yaptı. 1998 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. 2000 yılında Kaymakamlık Sınavını kazanıp Aksaray Kaymakam Adayı olarak Mülki İdare Amirliği’ne geçti. Kırıkkale Balışeyh ve Çankırı Orta İlçelerinde Kaymakam Vekilliği yaptı. Sırası ile Kayseri Sarıoğlan ve Bayburt Aydıntepe Kaymakamlığı, Sivas ve Yozgat Vali Yardımcılığı görevlerinde bulundu.  03.09.2014 tarih ve 2014/1032 sayılı Müşterek Kararname ile İlçemiz Kaymakamlığına atanan Kemal ŞAHİN 29.09.2014 tarihinde İlçemizdeki görevine başlamıştır. 
                    Kemal ŞAHİN, evli ve iki çocuk babasıdır.
  • Kaynarca  İlçesinde  Görev Yapmış Kaymakamlar “tıkla”

  • • Kaynarca, Orhan Gazi döneminde Konuralp tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
    •Kaynarca’nın ismine 1227-1888 yılları arasına ait Osmanlı tapu kayıtlarında HOCAKÖYÜ MAHALLESİ ve ŞEYHLER olarak rastlanmaktadır.
    • İlçemizin kurtuluşu 3 Mayıs 1921’dir.
    • 1 Nisan 1959 tarihinde Kocaeli iline bağlı Kaynarca ilçesi kurulmuştur.
    • 21 Ocak 1966 tarihinde ise Sakarya iline bağlanmıştır.
  • Karapürçek Kaymakam V.

    Karapürçek Kaymakam V.

  • Abdul Rauf ULUSOY
  • Karapürçek ilçesi daha evvel Akyazı İlçesine bağlı bir belde iken, 3647 sayılı Kanunla ilçe Statüsüne getirilmiş, 1991 tarihinde fiilen İlçe olarak faaliyete geçmiştir.Karapürçek, Sakarya ilimizin en eski nahiyesidir. Sakarya ilimizin İl Statüsüne getirilmeden önceki zamanlarda komşu Kocaeli ilinin nahiyesi olduğu bilinmektedir. Kuruluş tarihi belli olmamakla birlikte Bizanslılar zamanında büyük yerleşim yerlerinden biri olduğu kabul edilmektedir.Karapürçek merkezinde Cumhuriyet, İnönü ve Ahmetler Mahallesi olmak üzere 3 Mahalle, 1 Belde ve 12 Köy bağlı iken; İlçe 2004 yılında Büyükşehir sınırları içerisine dahil edildikten sonra, Hocaköyü, Yazılıgürgen ve Yüksel Köy’leri de Mahalleye dönüştürülmüş olup, İlçe Merkezinde Mahalle sayısı 6’ya yükseltilmiştir.Sakarya İlinin Güney doğusunda yer alan bir ilçedir. Karapürçek İlçesinin doğusunda Akyazı İlçesi, kuzeyinde Sakarya İli, güneybatısında Geyve İlçesi, batısında da Sakarya İli sınırları bulunmaktadır.Karapürçek İlçesinin güneyi (Karadağ) Dikmen ve Göktepe Dağları ile çevrili, Doğu ve Batısı engebeli arazi, Kuzey kısmı ise tamamen ovalık olup, tarıma son derece elverişlidir. Yüzölçümü: 127 Km2, rakımı ise: 84 metredir.Karapürçek, Sakarya ilinin bir ilçesidir. Marmara Bölgesi’nde, Sakarya İline bağlı bir ilçe olan Karapürçek, doğusunda Akyazı ilçesi, batısında Sakarya Merkez, güneybatısında Geyve ilçe sınırları ile çevrilidir. Sakarya’nın güneydoğusunda yer alan ilçe toprakları engebeli bir arazi yapısına sahip olup güney kısmı ovadan oluşmaktadır. Deniz seviyesinden yüksekliği 84 m.dir. İlçe Marmara ve Karadeniz iklimi özelliklerini taşır. Kışlar bol yağışlı ve az soğuk, yazlar ise sıcak geçer. İlçe doğal bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir. İlçe topraklarının %65’i ormanlarla kaplıdır. Bu ormanlarda gürgen, meşe, kayın, kızılçam ve karaçam ağaçları bulunmaktadır.İlçe ekonomisi genellikle tarıma dayalı olup hayvancılık da yapılmaktadır. İlçe topraklarının güneyi ovalık olup, her türlü tarıma elverişlidir. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında fındık gelmektedir. Bunun yanı sıra arpa, buğday, fasulye, mısır, patates, çeşitli sebze ve meyve yetiştirilir. Hayvancılıkta büyükbaş hayvan besiciliğinin yanında arıcılık ve ipekböcekçiliği de yapılmaktadır. Ayrıca kümes hayvancılığı da ilçe ekonomisinde önemli yer tutmaktadır.Karapürçek ilçesi Sakarya ilinin en eski nahiyesidir. Kuruluş tarihi belli olmamakla birlikte Bizanslılar zamanında büyük yerleşme yerlerinden birisi olduğu kabul edilmektedir. İlçenin İlkçağ tarihi ile ilgili yeterli ve kesin bilgi bulunmamaktadır. Bununla birlikte Sakarya ili ile aynı tarihe sahip olduğu sanılmaktadır. Buna göre; M.Ö. III. yüzyılda başlayan Bithynia Krallığının egemenliği M.Ö. I. yüzyıldaki Roma yönetimine kadar sürmüştür. Bizanslıların Optimation Theması’nın sınırları içerisindeki Sakarya bölgesi zaman zaman Arap istilalarına uğramıştır. XI. yüzyılın sonlarında Selçuklulardan Artuk Bey’in buradaki Bizanslıları yenmesi ile yöre Selçukluların eline geçmişse de 1072’de yeniden Bizanslılar yöreye hakim olmuşlardır. Bunun ardından 1097’de Haçlıların, Danişmendlilerin, Anadolu Selçuklularının ve İznik’te merkezi kurulan Nicaia İmparatorluğunun yönetimine girmiştir. Konuralp ve Akçakoca tarafından 1324’te Osmanlı topraklarına katılmıştır.Karapürçek isminin Rumca “Pıcak” kelimesinden türemiş olduğu ve rivayetlere göre Bizanslılar zamanında Karabıçaklı adında üç kardeşin doğuda Küçücek, kuzeyde Küçükkarapürçek ve güneyde Büyükkarapürçek köylerini paylaşarak yerleştikleri. O zaman ilçemizin adının Büyükkarapürçek olarak geçtiği ilçemizin adının, zaman içerisinde “Pürçek” manasında Büyükkarapürçek olarak yaygınlaşarak günümüzde KARAPÜRÇEK ismini almıştır.İlçenin yerli halkı TÜRKMEN (bazılarına göre manav) adı verilen halktan oluşmakta iken, çeşitli göç hareketleri sonucunda Kafkasya, Karadeniz, Kuzey Irak ve Balkanlar’dan vatandaşlarımız gelerek yerleşmişlerdir.Bölgede 1967 yılında meydana gelen depremde Osmanlılardan kalan tarihi yapılar yıkılmış ve tahrip olmuştur. 1967-1968 yıllarında İmar ve İskan Bakanlığı tarafından planlı ve projeli olarak yeni yapılar yapılmıştır

    İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 84 metredir. Ulaşım bakımından herhangi bir sorun yoktur. E-5 karayolu ve TEM Otoyoluna bağlantısı vardır. Sakarya Merkeze 23 km, Akyazı 10 km, TEM Oto yolu girişine 11 km dir. İlçemizde özel sektöre ait Subor boru fabrikası bulunmaktadır. İlçemizde ve bütün köylerde elektrik ve su mevcuttur. Altyapı ve kanalizasyon % 80 oranında tamamlanmıştır. İlçemiz merkez ve köylerinde TV ve radyoların bütün kanalları izlenmektedir. İlçemizin sanayisi mevcut değildir. Buda önemli bir eksikliktir. Bu eksiklik ilçemizdeki maddi gelirin genelde Adapazarı ve Akyazı’ya kaymasına neden olmaktadır.

  • 0032
  • Recai KARAL
  • Pamukova Kaymakamı
  • Trabzon Çaykara’dan Kıbrıs’a yerleştirilen ailelerden birinin ferdi olarak 1979’da Kıbrıs’ta doğmuştur. İlk, orta ve lise eğitimini Kuzey Kıbrıs’ta almıştır. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olmuştur.2004 yılında Kaymakam Adaylığı Sınavını kazandı. Afyon Kızılören, Rize Derepazarı ve Tokat Artova Kaymakam Vekilliği, Çorum Laçin, Adıyaman Samsat ve Gümüşhane Torul Kaymakamlığı görevlerinde bulundu.Eşi Bilişim Teknolojileri öğretmeni olup 2 kız ve 1 erkek çocuk babasıdır.
  • Bugünkü Pamukova halkının ilk insanları; Orta Asya’nın Navarein bölgesinden göç eden Türk boylarından tüm yurda yayılan Kınık ve Kayı soyundandır. Türk boylarından olan ilk Türkmenlerin de II. yy sonlarında çevremize geldikleri bilinmektedir. Selçuklular’ın yöreye hakim olmasından önceki tarihi durumu incelendiğinde, Pamukova’ da çok çeşitli uygarlıkların yaşamış olduğu görülür.1071 Yılında Malazgirt meydan savaşından sonra, Anadolu’yu yurt edinen Türkler, Selçuklu devletinin temellerini atmıştır. 1072 Yılında Artuk bey çevrede yerleşmiş olan Bizans’lıları yenmiş, 1091 Yılında da bölgeye Selçuklu Türklerinin tam olarak hakim olmasıyla Akhisar (Pamukova) civarında bir kısım köyler kurulmuştur. Ancak Moğol istilası ile Selçuklu devleti çeşitli beyliklere bölünerek parçalanmıştır. Pamukova ‘nın kurulu olduğu yerleşim alanı beylikler devrinde bir müddet Karesi ve Germiyan Oğulları beyliğine bağlı kalmış, beyliklerin zayıflaması neticesinde de çevreye tekrar Bizanslılar hakim olmuşlardır. (1097)Selçuklu Devletinin parçalanmasından 50 Yıl sonra merkezi bugünkü Bilecik vilayetinin Söğüt İlçesi civarında kurulan Osmanlı Beyliği, bir kısım beylikleri kendi himayesi ve egemenliği altına alarak genişlemiş, 1299 Yılında Osman Gazi önderliğinde Osmanlı Devleti kurulmuştur.Osmanlı akıncıları 1299 Yılında Bilecik Tekfurluğunu, ve Yarhisar kaleleri fethedilmiş, 1305 Yılında Lefke (Osmaneli) Tekfurluğunu, 1313 Yılında da Akhisar (Pamukova), Geyve ve Göynük Tekfurluklarını fethederek Osmanlı topraklarına katmışlardır.Osman Bey ve Osmanlı akıncıları Beğce Tekfurluğunu fethettikten sonra Akhisar üzerine yürümüş, Aksaray (Akhisar) Tekfuru askerleri ile Osmanlı askerleri Şıhvarmaz (Şeyhvarmaz) ve Bacı Köylerinin güneyinde karşılaşarak savaşmış, yenilerek yok olacağından korkan Tekfur; askerleri ile kaçarak Karaceyş (Paşalar) hisarına gizlenmişlerdir. Tekfurun Karaceyş kalesine gizlendiğini bilen Osman Bey kışı Bilecik’te geçirmiştir. Baharda oğlu Orhan Bey, Konuralp ve Akçakoca’yı göndererek, Akhisar ve yöre halkını rahatsız ettiğini bildiği, tekfur ve askerlerinin yaşadığı Karaceyş kalesini fethetmelerini istemiştir. Karaceyş kalesini fethetmek için Akhisar’a gelen Orhan Beyin kurnaz bir planı ile, kaleye bir bölük saldırırken diğer bir bölük yanda ve kale kapısı cephesinde mevziiye girmiştir. Kaleye hücum eden Osmanlı birliği yenilmiş intibaını vererek kaçmaya başlamıştır. Kaçışın gerçek olduğunu sanan Tekfur ve askerleri kaçan birliği kovalarken, gizlenmiş olan diğer bölük kaleyi eline geçirmiştir. Arazide gizlenmiş olan diğer bölük ise kaçan bölükle birleşip tekfurun askerlerine hücum etmiş, Tekfur askerleri ile kaleye geri dönmek istediğinde kalenin Osmanlılarca fethedildiğini görerek teslim olmuştur. Karaceyş Tekfurunun teslim olduğunu öğrenen Tinse, (Rinse,Tirse, Kemaliye) Tekfuru’da teslim olmuştur.(1314)Yörenin fethedilmesinden sonra Akhisar ve havalisinin Söğüt’ten idare edilmesinin güç olacağını anlayan Osman bey (1.Osmanlı padişahı) tarafından çevrenin merkezi durumunda olan Akhisar “Eminlik” yapılmıştır.
                                                                        
    Yörenin Osmanlılarca fethinden ve Eminlik oluşundan sonra Söğüt civarında Yaşayan Balaban Türkmenlerinin sanatkar olanları Akhisar (Pamukova)’a çiftçi olanları da yeni kurdukları köylere yerleşmişlerdir. Hayvancılık yapanları ise İnönü, Kıranyurt, ve Erikli (Karacasu) gibi yaylalara giderek hayvancılık yapmaya başlamışlardır.Tapu kayıtlarından da anlaşıldığına göre 18.yy da Akhisar ilk olarak kaza olmuştur. Akhisar halkının ileri gelenlerinin seçtikleri temsilciler İstanbul’a giderek Akhisar’ın kaza yapılması için müracaat etmişler; o zamanki hükümet aldığı kararı padişaha imzalatarak emirnameyi temsilcilere vermiştir. Akhisar’ın kaza oluşu davul ve zurnalarla kutlanmıştır.
    Pamukova’nın ilk kaza olduğu yıllarda bugünkü Belediye binası hükümet konağı olarak yapılmıştır. Akhisar lı çocukların okuyabileceği Rüştiye de halkın hizmetine açılmıştır.Pamukova’nın ilk yeri; bugünkü ilçe merkezinin üç kilometre batısında Oruçlu ve Üçevler köylerinin güneyinde, bugün tarla olarak kullanılan Altıntaş mevkii ve halk tarafından kasaba diye isimlendirilen yerdir. Pamukova da, nahiye olduğu 1874 Yılından 1951 Yılına kadar bir Nahiye müdürlüğü ve Jandarma Karakol komutanlığı vardır. 1952 Yılında Mahkeme teşkilatı, Hükümet Tabipliği, Nüfus memurluğu ve Tapu memurluğu teşkilatları kurulmuştur. Bu kuruluşlar 1963 Yılına kadar, bir kaza sonucu yanan Hükümet konağında çalışmışlardır. Ancak; 1968 Yılında, tüm nahiye teşkilatı kaldırılmış; Pamukova’nın asayişi bile ilçe merkezi olan Geyve deki ekipler tarafında idare edilmeye başlanmıştır.
    Uzun yıllar ilçe olmak için mücadele veren, bazen ilçe olan, bazen bilinemeyen nedenlerle ilçe teşkilatı feshedilen, Pamukova ilçe halkı 19 Haziran 1987 Tarih ve 3392 Sayılı kanunla emeline kavuşmuş, 7 Eylül 1987 Günü ilçe olmayı kuruluş şenlikleri olarak kutlanmıştır.
  • Kaymakam düzenlenmiş
  • Ali ADA
    Sapanca Kaymakamı
    23/12/1972 Tarihinde Bursa’da doğdu. İlk öğrenimini Bursa’nın Kestel İlçesinde tamamladıktan sonra Bursa Demirtaşpaşa Teknik Lisesine devam etti. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünü 1995 yılında bitirdi. Mülki idare mesleğine girmeden önce Kestel Belediyesi’nde çalıştı. 1999 yılında Mülki İdare mesleğine girdi. Sırasıyla Bilecik/İnhisar, Aydın/Germencik, Kırıkkale/Keskin İlçelerinde Kaymakam Vekilliği görevlerinde bulundu. Asaleten Konya/Derbent, Tunceli/Pülümür, Denizli/Pamukkale, Bilecik/Osmaneli ve Erzurum/Pasinler İlçelerinde Kaymakam olarak çalıştıktan sonra İlçemize atanan Kaymakamımız, 17/12/2016 tarihinde görevine başlamıştır. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi Bölümünde Yüksek lisansını tamamlayan Kaymakamımız, Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Turizm ve Otelcilik ana bilim dalında, Turizm Planlaması alanında Doktora Çalışmasına devam etmektedir. Kaymakamımız evli ve iki çocuk babası olup iyi derecede İngilizce bilmektedir.
  • Serdivan Kaymakamı

    Muhsin ÇATMADIM
    Serdivan Kaymakamı
    Uşak-Karahallı (1959) doğumlu olan Kaymakamımız Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini 1982 yılında bitirdi.Ülkemizin değişik ilçe ve illerinde Kaymakamlık ve Vali Yardımcılığı yapan Kaymakamımız, en son görev yaptığı Arifiye Kaymakamlığından İlçemize atanmış olup, 16 Aralık 2016  tarihinde Serdivan Kaymakamlığı görevine başlamıştır.

    Serdivan  İlçesinde  Görev Yapmış Kaymakamlar “tıkla

  •          İlçemizin de içinde bulunduğu Sakarya bölgesi, verimli toprakları, ormanları, akarsuları, gölleri ve önemli göç yollarını kapsaması nedeniyle eski çağlardan beri sırasıyla Frigler, Bithinyalılar, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Romalılar ve Bizanslıların hâkimiyeti altına bulunmuştur.
    Roma Bizans devrinde bugünkü Adapazarı havzasında Türk yerleşim izine rastlanmamaktadır. Bölgenin Osmanlı tarafından fethinden sonra 1300’lü yılların ilk yarısında göçebe Türk boyları buralara yerleşmişlerdir.
    İlçemizin yerleşim yeri olarak kullanılmasının Adapazarı’ndan daha sonra olduğu belirtilmektedir. İlk olarak 17. yüzyılda buraya yerleştirilen Rum tebaa tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. İlk adının “Petrades” olduğuna ilişkin bilgiler bulunmaktadır. Zaman içinde “Sardovan” ve bugünkü ifadeyle “Serdivan” adı kullanılmaya başlamıştır.
    Bugünkü ilçemizin yerleşim yerinin kurulması, Lozan Antlaşması çerçevesinde yapılan nüfus mübadelesine bağlıdır. Mübadele sürecinde, ilçemizde ikamet eden Rum nüfus giderken yerine Müslüman nüfus gelmiştir. Yeni gelenler, Rumların boşalttığı mekânlara değil, yeni bir alana (bugünkü Serdivan) yerleşmiştir.
    1923 yılında 400 hane ile kurulan ilçemizin, bir yerleşim planı yapıldığı bilgisi bulunmaktadır. Söz konusu yerleşim planında, üç ana yol ve bu yollara çıkan ara sokaklar öngörülmüştür. Ayrıca her evin iki cephesinin yola bakması ve evler ile diğer mekânların birbirlerinin görüşünü engellememesi hedeflenmiştir. Fakat kısa süre sonra salgın hastalık gibi sorunlar nedeniyle Ege Bölgesine göç başlamış ve köyün nüfusu kısa sürede 2/3 oranında azalmıştır. Geride kalanlar ise yerleşim planını ve arazi kullanım ilkelerini uygulamadan yapılaşmayı sürdürmüşlerdir.
    İlçemiz, daha sonraki yıllarda da göç almaya devam etmiştir. 1928 yılında Arnavutluk, 1934 ve 1951 yıllarında Bulgaristan ve Yugoslavya ile 1948’de Karadeniz Bölgesi’nden gelenlerle nüfusu daha da artmıştır.
    Köy statüsünde olan ilçemizde 2 Şubat 1956 yılında Belediye teşkilatı kurulmuştur. 12 Eylül 1980 sonrası kurulan Milli Güvenlik Konseyi’nin tüm ülke genelinde il merkezi belediyelerine yakın ya da iç içe geçmiş diğer belediyelerin kaldırılması ve ana belediyeye bağlanmasını öngören 34 sayılı kararı gereği 13 Nisan 1981 tarihinde Adapazarı Belediyesi ile birleştirilmiş ve tüzel kişiliği kaldırılmıştır. Bu karardan kısa bir süre sonra, 1 Şubat 1982 yılında tekrar belediye teşkilatı kurulmuştur.
    6 Mart 2008 tarih ve 5747 sayılı Kanun ile ilçemiz ilçe statüsüne geçmiştir. İlçe Kaymakamının atanmasıyla 15.09.2008 tarihinden itibaren teşkilatlanmaya başlamış olup, tüm birimler teşkilatlanmasını tamamlamıştır. Kazımpaşa ve Yazlık alt kademe belediyeleri ile Adapazarı Belediyesine bağlı Beşköprü mahallesinin katılımıyla, ilçemiz Belediyesi’nin görev ve yetki alanı genişlemiştir. Son durum olarak, ilçemiz belediyesi; Sakarya Büyükşehir Belediyesi’nin anakent alanında yer alan bir ilçe belediyesi olarak varlığını sürdürmektedir.
              Cağrafi Yapı:
    İlçemiz, Doğu Marmara Bölgesinde Sakarya İl merkezinin batısında yer almaktadır. İlçemiz, Adapazarı ovasının uç noktalarındaki tepeler üzerine kuruludur. Söz konusu tepelerin tamamı yapılaşmaya uygun değildir. Bazılarında eğim %35–40 düzeyine ulaşmaktadır. Karadeniz iklimi ve ılıman iklim hakimdir. İlçemiz iklimindeki nem oranı nispeten düşüktür. İlçemiz genelde rüzgârlıdır. Sapanca Gölü’nün bir kısmı ilçemiz sınırları içerisindedir.
    İlçemizin yüzölçümü 11.385 hektar’dır. Bunun 2.000 hektarlık kısmı orman ve yeşil alandır. Sakarya İli genelinde ormanlık sahanın genel yüzölçümüne oranı %44 civarında iken bu rakam ilçemiz için oldukça düşüktür. İlçemizin orman ve yeşil alanı oranı %16,8’dir. Ormanların genel niteliği ise bozuk koru ve normal baltalık türündedir. Meşe türü ağaç ağırlıklıdır.
    İlçemizdeki ormanlık alan yüksek bölgelerde yoğunlaşmaktadır. İlçemizin rakımı 90 metredir.  Rakımın düşük olduğu bölgelerde ise orman yoksa bile meyve ve sebze bahçeleri bulunmaktadır.
    İlçemizin, doğu ve kuzeyinde Adapazarı Merkez İlçesi, batısında Kocaeli İli,  güneyinde Arifiye İlçesi ve Sapanca Gölü bulunmaktadır.

    kaymakam11

    Esengül KORKMAZ ÇİÇEKLİ
             1978 yılında Ankara’da doğdu . İlk, orta ve lise tahsilini Ankara’da tamamladı. 1999 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünü bitirdi. 2004 yılında kaymakamlık mesleğine girdi.
             Bursa Harmancık, Eskişehir Alpu ilçelerinde vekaleten kaymakamlık yaptı. Karabük Eskipazar,  Iğdır Karakoyunlu, Elazığ Kovancılar kaymakamlığından sonra 2015 ağustos kararnamesiyle ilçemize atandı.
             Sakarya Vali Yardımcısı Mehmet Fatih ÇİÇEKLİ ile evli olup 2 çocuk annesidir.
           Söğütlü’ nün tarihi, M.Ö.2340 yıllarına, Akadlara kadar dayanmaktadır. Sırasıyla Hitit, Makedonya, Lidya, Roma ve Bizanslıların hâkimiyetinde kalmıştır.
            İlçe merkezine Türklerin ilk yerleşimi Osman Bey’in Komutanı olan Konur ALP’ in göçebe Türklere buraları kışlak olarak vermesi ile başlamıştır.
            Söğütlü İlçesi sakinlerinin ilk yerleşim yerinin Soğucak köyünün İlçeye bakan kısmı olduğu bilinmektedir. Bu bölgede oturan halk, İlçe içerisinden geçen ve o zamanlarda etrafı söğüt ağaçlarıyla kaplı, berrak suyuyla balık avlanan derenin etrafına yerleşerek bugünkü Gündoğan Mahallesi oluşturulmuş ve bu yerleşim Camicedit ve Orta mahalle olarak devam etmiştir. İlçemizde adını bu derenin etrafında yetişen “SÖĞÜT” ağaçlarından esinlenerek SÖĞÜTLÜ adını almıştır. İlçe sakinlerinin bir kısmı, Yunanistan’dan gelen Arnavut Türkleri ve 93 Harbi (Osmanlı-Rus savaşı) sırasında Bulgaristan’ın Provadi ve Tırnova kentlerinden gelen muhacirlerden oluşmaktadır.
            Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan Ordusunun Sakarya’yı işgal etmesinden sonra, İlçemizde işgale uğramış, elinde silahı bulunmayan halkın bir kısmı İlçe’ yi terk ederek Sinanoğlu tarafına ve Hendek İlçesi Kocatöngel köyü tarafına kaçmıştır. Eski karakol binasını Yunanlılar karargah olarak kullanmışlardır. Bu işgal Ferizli istikametine doğru yayılma eğilimi göstermiş ise de vatansever Halit Molla ve İpsiz Recep’in kurduğu çetelerin direnişi ile karşılaşmış, netice de 20 Haziran 1921 tarihinde düşman kuvvetleri bu mıntıkayı terk etmek zorunda kalmıştır.
  • valiyrd

  • Mehmet Fatih ÇİÇEKLİ

    Taraklı Kaymakam V.

  • Mehmet Fatih ÇİÇEKLİ SAKARYA VALİ YARDIMCISI 1976 Bayburt doğumlu olan Mehmet Fatih ÇİÇEKLİ, ilkokulu Ankara/Sincan’da, ortaokul ve liseyi Ankara Merkez İmam-Hatip Lisesi’nde tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitirdi. Yaklaşık 7 sene Rekabet Kurumu`nun çeşitli birimlerinde çalıştıktan sonra 2004 yılında Mülki İdare Amirliği mesleğine intisap etti. Mülki İdare Amiri olarak sırasıyla Ordu/Çaybaşı, Bursa/Büyükorhan, Antalya/Gündoğmuş ilçelerinde vekâleten, Karabük/Yenice, Iğdır/ Aralık ve Elazığ/Palu ilçelerinde ise asaleten görev yaptı. Bu arada vatani görevini İstanbul Merkez Komutanlığı`nda Disiplin Subayı Deniz Teğmen rütbesiyle tamamladı. Görevi sırasında İçişleri Bakanlığı tarafından “The University of Sheffield`da Pre-MBA Eğitimi” almak üzere 9 ay süre ile İngiltere`ye, son dönemde de 1 aylık süre ile “Çin Devlet Sistemi Hakkında Eğitim Proğramı” kapsamında Çin Halk Cumhuriyetine gönderildi. Karabük/Yenice Kaymakamlığı sırasında yaptığı çalışmalar ve özellikle ilçenin turizme kazandırılması konusundaki proje faaliyetleri nedeniyle 2010 yılında “Türk İdareciler Derneği” tarafından “Vali Hüseyin Öğütcen – Yılın İdarecisi” ödülüne layık görüldü ve ödülünü Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün elinden aldı. 2015 yılı Ağustos ayından beri de Sakarya Vali Yardımcılığı görevini yürüten Mehmet Fatih ÇİÇEKLİ, Sakarya/Söğütlü Kaymakamı Esengül KORKMAZ ÇİÇEKLİ hanım ile evli olup, Yavuz Selim ve Muhammed Ali isimli iki erkek çocuk babasıdır. İyi derecede İngilizce bilmektedir.
  • Taraklı  İlçesinde  Görev Yapmış Kaymakamlar “tıkla’

  • Eski adı “ Dablar” olan Taraklı’nın Hellenestik dönemde “Bytinia” adını alan bölge içinde olduğu bilinmektedir. Hisartepe’de bulunan iki sarnıç M.Ö. l. bin ile M.Ö. 2000 arasını tarihlemektedir.Osmanlı Devletinin kuruluşundan önce, Ertuğrul Gazi zamanında, Osman Bey’in Komutanı Samsa Çavuş Sakarya Vadisindeki Sorkun, Yenice Tarakçı (Taraklı) ve Göynük taraflarına akın düzenlemiş, Hırıstiyan ahalinin yaşadığı bu toprakları Bizanslılardan alarak Osmanlı Beyliğinin topraklarına katmıştır.Taraklı’nın Osmanlı topraklarına katılışı ile ilgili olarak yapılan inceleme ve araştırmalarda fethin tarihi olarak 1289 ile 1293 yılları arasında ihtilaf olmakla birlikte, Taraklı’nın Osmanlı Beyliği topraklarına katılışı Beyliğin Anadolu Selçuklu Devletine yarı bağımlı olduğu yıllara rastlar. Ayrıca Taraklı’nın fethinde Samsa Çavuşla beraber kesin işbirliği içinde olan Harman-Kaya Beyi Köse Mihal’inde etkisi olmuştur.Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferine çıkarken Taraklı’da konaklayarak Veziri Yunus paşaya yaptırdığı ve şu anda kendi adıyla anılan Yunuspaşa camii diğer adıyla kubbelerindeki kurşunlarla ünlenen Kurşunlu camii 1517 yılında tamamlanmıştır.Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bahsedildiği üzere İlçede halkın şimşir kaşık ve tarak yapması nedeniyle adının Yenice Tarakçı olarak anıldığı belirtilmektedir. Bu isim zamanla halk dilinde Taraklı olarak değişmiştir.

     

    Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Taraklı’dan şöyle bahsetmektedir: “Oradan Kuzey tarafa köprüyü geçerek Sakarya nehri boyunca ‘ağaç denizi’ denilen ormandan geçtik. Burası bir ormandır ki içinde şehir adamı olmayan nice garip kimseler kaybolup vahşi canavarlara kısmet olmuştur. Defne, ardıç, çam, ıhlamur ağaçlarının kokusundan insanın damağı kokulanır. Güneş içine asla etki yapmaz. Bu ağaçlıklar içinde nice bir tahta biçecek biçki değirmenleri olup, gemi keresteleri keserler. Bu dağlar dört sancak sınırında olup, gerçekten ağaç denizidir.Bir yanı Bursa, bir yanı İzmit, Bir yanı da Bolu ve Kocaeli sancaklarıdır. Etrafı ancak bir ayda dolaşılabilir. Ama seçme yerleri Geyve Taraklı yolu arasında olan kısmıdır.”

    1926-1928 yılları arasında bucak haline gelen Taraklı’da 1954 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş 1987 yılına kadar Geyve İlçesine bağlı kasaba olarak kalmıştır.27 Haziran 1987 tarihinde 3392 Sayılı Kanun ile İlçe teşkilatına dönüştürülmüş olup, 30.07.1988 tarihinde İlçenin ilk Kaymakamı göreve başlamıştır.

    8k8VNm6qRo

1955 yılında Adapazarı’nda doğdu. İlkokulu Serdivan’da, orta ve  lise tahsilini  Adapazarı’nda yaptı. 1980 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nü bitirdi.

2 yıl Malatya’nın Hekimhan kazasında, 5 yıl Adapazarı İmam Hatip Lisesi’nde öğretmenlik yaptı. 1986 – 1992 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nde şef ve şube müdürü olarak çalıştı. 1992 yılının sonunda Sakarya Üniversitesi’ne Kütüphane ve Dökümantasyon Daire başkanı olarak atandı. Daha sonra 6 yıl SAÜ İlahiyat Fakültesi Fakülte Sekreterliği görevini yürüten Toçoğlu; 18 Nisan 1999 ve 28 Mart 2004 Mahalli İdareler seçimlerinde Serdivan Belediye Başkanı,  29 Mart 2009 ve 30 Mart 2014 Mahalli İdareler seçimlerinde ise Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi.

disli

Adapazarı Belediye

Süleyman DİŞLİ

1962 Sakarya ili Kamışlı köyünde doğdu. İlköğretimini Arifiye Neviye İlkokulunda Orta ve Lise eğitimini Adapazarı İmam Hatip Lisesinde tamamladı. İktİsat Fakültesi mezunu olan Dişli, bir süre serbest ticaret yaptıktan sonra 1996 yılında Adapazarı Belediyesi’nde İdari İşler Başkan Yardımcısı oldu. Sırasıyla Belediye Teftiş Kurulunda müfettişlik, Büyükşehir Belediyesinde Sağlık ve Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı görevlerini yürüttü.28 Mart 2004 tarihinde Adapazarı Belediye Başkanlığına seçildi.2009 ve 2014 yıllarında yapılan Mahalli İdare seçimlerinde yeniden Adapazarı Belediye Başkanlığı’na seçilen Süleyman Dişli, evli ve beş çocuk babası olup İngilizce ve Arapça bilmektedir.

Ekran_Resmi_2

Hasan AKCAN

Akyazı Belediye Başkanı

16.09.1959 tarihinde Akyazı’da doğdu. İlk orta ve lise tahsilini Akyazı’da yaptı. Yüksek Öğrenimini İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü Almanca bölümünde tamamladı. Yurdun değişik bölgelerinde ve Akyazı’da Milli Eğitimin çeşitli kademelerinde Öğretmen, Okul yöneticisi ve Şube müdürü olarak çalıştı. Lisanslı sporcu olarak Futbol ve Karate sporu ile ilgilendi. Karate Milli Hakemlik lisansı bulunan Başkan Hasan AKCAN ulusal ve uluslararası birçok turnuvada hakem olarak görev yaptı.

2007 tarihinde emekli oldu. Uzun bir süre özel sektörde Eğitim yöneticiliğine devam etti. Disipliner yönetim tarzı, sosyal ilişkilerdeki aktifliği ve mazbut aile yapısı ile halkın teveccühünü kazanan Akcan evli ve iki çocuk babasıdır.

baskan45

İsmail KARAKULLUKÇU

Arifiye Belediye Başkanı

   1966 Adapazarı Arifiye doğumlu, ilk,orta ve lise öğrenimini Arifiye’de tamamladı.1985 yılında Bolu Eğitim Yüksek Okulunu, 1994 yılında Gazi Üniversitesi Eğitim Yönetimi, Denetimi ve Ekonomisi Bölümünü, 1999 yılında da Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesinde Eğitim Bilimleri alanında Yüksek Lisansını tamamladı. 1986 yılında Kahramanmaraş Topçalı Çakallı İlköğretim Okuluna öğretmen olarak atandı.1988 yılından 1994 yılına kadar Arifiye Arifbey İlköğretim Okulunda öğretmenlik, Müdür Yardımcılığı,1994 yılından günümüze kadar Manisa, Sakarya ve İstanbul illerinde İlköğretim Müfettişliği görevlerinde bulundu.1999-2004 yılları arasında Sakarya Milli Eğitim Müdürlüğünde İlköğretim Müfettişleri Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü.

29 Mart 2009 tarihinde yapılan Mahalli İdareler seçimlerinde Arifiye Belediye Başkanlığına seçildi. Bu görevi beş yıl boyunca başarı ile yürüten Karakullukçu, 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Seçimlerinde yeniden aday olduğu Belediye Başkanlığına %65.5 gibi rekor bir oyla yeniden seçildi. Karakulukçu evli ve iki çocuk babasıdır.

baskan66

 

Cavit ÖZTÜRK

Erenler Belediye Başkanı

1957 yılında Erenler Büyük Esence Mahallesinde doğdu. İlkokulu doğduğu esence mahallesinde , orta öğretimi ise Adapazarı’nda tamamladı. İlk girdiği yıl; İngilizce hazırlık okuduğu Hacettepe Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümünü 1981 yılında okul birincisi olarak tamamladı. 28 yıldan bu yana Erenler İlçesi, Dilmen Mahallesinde halen devam ettirdiği mobilya sektöründe AYSER MOBİLYA ünvanı ile ticari hayatına başladı. Yunus Boyaları adı altında faaliyet gösteren Birlik Boya A.Ş. kurucu ortaklarındandır.

Sakarya Teknik Elemanlar Derneği Kurucu İl Başkan Yardımcılığı, MESDER Sakarya İl Kurucu Bşk., Çeşitli Derneklerde Yöneticilik ve Okul Aile Birliğinde yöneticilikler yaptı. Öztürk, Siyasi hayatına üniversiteden sonra Refah Partisi’nden Mahalle Temsilcisi olarak başladı. 1988 yılından itibaren RP’li Yönetim Kurulu ve İl Başkan Yardımcılığı, Fazilet Partisi İl Kurucu Üyeliği ve İl Başkan Yardımcılığı, AK Parti İl Kuruculuğu Üyeliği, İl Başkan Yardımcılığı ve bir müddet İl Başkanlığı yaptı.

AK Parti Sakarya İl Yönetimi Üyeliği görevinden istifa ederek Erenler Belediye Başkan Adayı oldu. 28 Mart 2004 yerel seçimleride kazanarak Erenler Belediye Başkanı oldu. 5 yıl Belediye Başkanlığı yaptı. 29 Mart 2009 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Erenler Belediye Başkanlığını tekrar kazandı. 30 Mart 2014 Yerel seçimlerinde Erenler Belediye Başkanlığına yeniden aday olan Öztürk seçimleri kazanarak Belediye Başkanlığı görevine kaldığı yerden devam etmektedir.

İngilizce bilen ÖZTÜRK, Evli ve 3 çocuk babasıdır.

ahmet-soguk-kimdir_705023

Ahmet SOĞUK

Ferizli Belediye Başkanı

1960 Koğutpelit doğumludur. İlkokul mezunu olan Ahmet Soğuk, 29 Mart 2009 ve 30 Mart 2014 yıllarında gerçekleştirilen yerel seçimlerin ardından AK Parti’den ikinci kez Ferizli Belediye Başkanlığı’na ve Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeliği’ne seçilmişti

hendekbel

İrfan PÜSKÜLLÜ
Hendek Belediyesi

1966 yılında Hendek’in Yeşilyurt mahallesinde dünyaya geldi. İlkokulu Hendek Kurtköy İlköğretim Okulunda tamamlayan İrfan Püsküllü sırasıyla Soğuksu Ortaokulu ve Adapazarı Ticaret lisesinden mezun oldu.1988 yılında ticaret hayatına giren Püsküllü genç yaşlarından beri gönül verdiği siyasete de bu yıllarda adımını attı.1991 yılında Kurtköy muhtarlığı yapan Püsküllü, 1999 yılında Fazilet Partisinden Yeşilyurt Beldesi Belediye Başkan adayı oldu. Azminden bir şey kaybetmeyen İrfan Püsküllü, 2004 yılında AK parti bayrağı ile girdiği seçimlerde Yeşilyurt Beldesi Belediye Başkanı oldu.2009 yılına kadar Yeşilyurt Belde Belediye Başkanlığı görevini sürdüren Püsküllü, yasa gereği beldelerin mahalle statüsüne getirilmesi sebebiyle görevinden ayrıldı.

2009- 2014 yılları arasında MÜSİAD başkan yardımcılığı yapan Püsküllü,2013- 2015 yılları arasında Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası meclis üyeliğinde bulundu. Hendek Belediye Başkanı İrfan Püsküllü, halen Anadolu Üniversitesi işletme fakültesi öğrencisi olup evli ve beş çocuk babasıdır.

murat

Murat KAYA

Geyve Belediye Başkanı

10.01.1972 Geyve’de doğdu. İlköğretim ve Lise tahsilini Geyve’de tamamlayarak , İstanbul  Üniversitesi  Fen Edebiyat Fakültesi Bölümü mezunu oldu. 1990  yılından bu yana ticaretle uğraşmaktadır. 2001 yılında  Ak Parti Geyve İlçe Kurucu Başkanlığını yaptı. 2003 yılı ve 2006 yıllarında yeniden ilçe başkanlığına seçildi 2 Kasım 2008 yılındaki kongrede Belediye başkanlığına aday olduğu için seçime girmedi. 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde % 51 oy oranı ile Geyve Belediye Başkanlığı’na seçildi. 30 Mart 2014 Yrel seçimlerinde %55,8 ile tekrar seçildi. Halen Belediye Başkanlığı görevini yapmaktadır. İyi derecede  İngilizce bilmektedir. Evli ve 5 çocuk babasıdır.

karasu

Mehmet İSPİROĞLU

Karasu Belediye Başkanı

21.07.1961 Trabzon Sürmene doğumlu. 1962 yılında beri Sakarya ili, Karasu ilçesinde yaşımakta. İlk, orta ve lise tahsilini Karasu ilçesinde tamamlayarak. Anadolu Üniversitesi İşletme Ön Lisans mezunudur.

1981–1983 yılları arasında İzmir Gaziemir Ulaştırma Okulu’nda askerliğini tamamladı.

1984 yılında Boğaziçi Elektrik Dağıtım Sakarya Müessese Müdürlüğü’nde işe girdi. 1995-2003 yılları arasında Sakarya ili Karasu ilçesi Sedaş Müdürlüğü görevine getirildi.

2004–2008 yılları arsasında SEDAŞ Sakarya Tahsilât Müdürlüğü yapmasının ardından. 19.09.2008 tarihinde kendi isteğiyle emekli sandığından emekliliğini istedi.

Evli ve iki çocuk babasıdır…

baskan

 

Zeynur ÖZEL
Kaynarca Belediye Başkanı

1960 yılında Kaynarca’da doğdu. İlk ve Orta Öğrenimini Kaynarca’da bitirdi. Liseyi Sakarya Endüstri Meslek Lisesinde tamamladı ve ardından iş hayatına atıldı. 2001 yılında Adalet ve kalkınma Partisi kurucu İlçe Başkanı olarak atandı. 2. dönem AK Parti Kaynarca İlçe Başkanlığına seçildi. 2008 yılına kadar bu görevi sürdürdü. 29 MART 2009 Tarihinde yapılan Mahalli ve yerel seçimlerinde Kaynarca Belediye Başkanlığını kazandı. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

kocaali

AHMET ACAR
 KOCAALİ BELEDİYE BAŞKANI

1970 yılında Kocaali’de doğdu. İlk ve ortaokulu Kocaali’de, Liseyi Adapazarın’da, Üniversite öğrenimini Ankara’da tamamladı. Hacettepe üniversitesi Sağlık İdaresi Bölümü Lisans mezunu.

Memuriyete SSK Genel Müdürlüğü’nde başladı. Gümüşhane Kültür Turizm İl Müdür Yardımcılığı görevinde bulundu. Sağlık Bakanlığı İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığında Uzman olarak görev yaptı. Diğer yandan; 1996 yılından Aralık 2008 ‘e kadar TBMM’de Milletvekili Danışmanı olarak görev yaptı. Milli Gençlik Vakfı Ankara şubesinde; İl Yönetim Kurulu Üyesi ve üniversitelerden sorumlu İl Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulundu.

Amatör olarak futbol oynadı. Kocaali Sahilspor genç takım kaptanlığı yaptı ve A Takımda oynadı. (1987-1988). Ankara Et-Balıkspor’da yine amatör olarak forma giydi (1989).

2004 yılı Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde, Ak Parti’den Kocaali Belediye Başkan Aday Adayı oldu. 29 Mart 2009 Mahalli İdareler Genel Seçiminde Ak Parti ‘den aday oldu ve belediye başkanlığını kazandı. 30 Mart 2014 Mahalli İdareler Genel Seçiminde Ak Parti’ den aday oldu ve ikinci kez belediye başkanlığını kazandı. Evli 4 çocuk babasıdır.

ROLLEI

Orhan YILDIRIM

Karapürçek Belediye Başkanı

1964 Karapürçek Doğumlu İlköğretimini Karapürçek’te okudu. Sakarya İmam hatipten mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden mezun oldu.

Ülkenin muhtelif Liselerinde Felsefe Grubu Öğretmenliği yaptı. 1999 ile 2004 Yılları arasında Karapürçek Belediye Başkanlığı yaptı. 2009 Seçimlerinde İkinci Dönem Belediye Başkanı Seçildi. Evli ve Üç Çocuk Babasıdır.

baskan_deneme1

Cevat KESER

Pamukova Belediye Başkanı

Cevat KESER 1955 yılında Pamukova da dünyaya geldi. Vatani görevini yaptıktan sonra Adapazarı Vagon Fabrikasında işe başladı. Gençlik yıllarından itibaren vatandaşa hizmet etme arzu taşıyan KESER bu amaçla 1987 yılında aktif siyasetin içerisine girdi.

          1994 – 1999  / 1999 – 2004 yılları arasında iki dönem ard arda belediye başkanlığına seçildi. 2009 yılında halktan gelen yoğun isteğe dayanamayarak tekrar aktif siyasete döndü ve o yıl yapılan yerel seçimlerde ezici bir üstünlükle tekrar belediye başkanı oldu.BaşkanKESER 2014 yılında yapılan yerel seçimlerde Pamukova’da bir rekora imza atarak 4.dönem Belediye Başkanı seçilmiştir. Halen bu görevine devam eden KESER evli ve bir çocuk babasıdır.

Doç. Dr. Aydın Yılmazer

Sapanca Belediye Başkanı

Doç. Dr. Aydın Yılmazer’da doğdu. İlköğrenimini ve Liseyi Sapanca’da tamamladı. 1995 yılında Anadolu üniversitesi işletme fakültesini bitirdi.

1997 yılında Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yönetim ve Organizasyon bilim dalında Yüksek Lisans ve 2004 yılında doktora eğitimini başarıyla tamamladı. Aynı zamanda Sakarya-Serdivan ve Sapanca Belediyesinde idari görevlerde bulundu. 2004 Yılında Sapanca Meslek Yüksekokulunda Öğretim Görevlisi olarak göreve başladı. 2006 yılında Yardımcı Doçentliğe atanan Yılmazer, 2007 yılında Leicester Üniversitesinin davetlisi olarak İngiltere’ye giderek 1 yıla yakın Dil eğitimi ve bilimsel araştırmalar yaptı. 2004 yılından itibaren Sapanca Meslek Yüksekokulunda sırasıyla müdür yardımcısı ve müdür olarak çalışan Yılmazer, pek çok ulusal ve uluslararası dergilerde yayınları bulunmaktadır.

2014 Yerel seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisinden Belediye Başkanı adayı olarak 12.474 (I,6) oy alarak Belediye Başkanı seçilmiştir. Başkan Yılmazer evli ve 3 çocuk babasıdır.

ser

SERDİVAN BELEDİYE BAŞKANI

YUSUF ALEMDAR

1966 yılında Trabzon’da doğdu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni işleri nedeniyle yarıda bırakmak zorunda kalan Yusuf Alemdar, Doğu Akdeniz Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Uzun yıllar ticaret ile meşgul olduktan sonra 1988 yılında aktif siyasete girmiştir. 2003 yılında Ak Parti Sakarya İl Başkanı olan Yusuf Alemdar bu görevini 2009 yılına kadar sürdürmüş ve 2009 Yerel Seçimlerinde Serdivan Belediye Başkanı seçilmiştir. 2014 yerel seçimlerinde belediye başkanlığı görevine tekrar seçilen Yusuf Alemdar evli ve iki çocuk babasıdır.

– See more at: http://www.serdivan.bel.tr/baskan.aspx#sthash.RhZ0rcQN.dpuf

ttt

Taraklı Belediye Başkanı Tacettin Özkahraman

Eski adı “ Dablar” olan Taraklı’nın Hellenestik dönemde “Bytinia” adını alan bölge içinde olduğu bilinmektedir. Hisartepe’de bulunan iki sarnıç M.Ö. l. bin ile M.Ö. 2000 arasını tarihlemektedir.

Osmanlı Devletinin kuruluşundan önce, Ertuğrul Gazi zamanında, Osman Bey’in Komutanı Samsa Çavuş Sakarya Vadisindeki Sorkun, Yenice Tarakçı (Taraklı) ve Göynük taraflarına akın düzenlemiş, Hırıstiyan ahalinin yaşadığı bu toprakları Bizanslılardan alarak Osmanlı Beyliğinin topraklarına katmıştır.

Taraklı’nın Osmanlı topraklarına katılışı ile ilgili olarak yapılan inceleme ve araştırmalarda fethin tarihi olarak 1289 ile 1293 yılları arasında ihtilaf olmakla birlikte, Taraklı’nın Osmanlı Beyliği topraklarına katılışı Beyliğin Anadolu Selçuklu Devletine yarı bağımlı olduğu yıllara rastlar. Ayrıca Taraklı’nın fethinde Samsa Çavuşla beraber kesin işbirliği içinde olan Harman-Kaya Beyi Köse Mihal’inde etkisi olmuştur.

Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferine çıkarken Taraklı’da konaklayarak Veziri Yunus paşaya yaptırdığı ve şu anda kendi adıyla anılan Yunuspaşa camii diğer adıyla kubbelerindeki kurşunlarla ünlenen Kurşunlu camii 1517 yılında tamamlanmıştır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bahsedildiği üzere İlçede halkın şimşir kaşık ve tarak yapması nedeniyle adının Yenice Tarakçı olarak anıldığı belirtilmektedir. Bu isim zamanla halk dilinde Taraklı olarak değişmiştir.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir