Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR ” Yer Bilimi Bilmek Gerek”

Posted By on 08/02/2020

Sakarya Kültürel ve Doğal Kaynakları Koruma Derneği Başkanı Osman ZOR ” Yer Bilimi Bilmek Gerek”

CANLI YAYIN  TIKLA

DEPREMİN AFETE DÖNÜŞMESİ DAHA ÇOK  İNSANLAR ELİYLE YARATILMAKTADIR! BU NEDENLE DEPREMLERDE ORTAYA ÇIKAN CAN VE MAL KAYIPLARINI KADERE BAĞLAMAK DOĞRU DEĞİLDİR!

Ülke tarihimizin en büyük ve sonuçları itibariyle en acı depremlerinden biri olan Doğu Marmara depreminin üzerinden 19 yıl geçti. Bu depremde; binlerce insanımız toprak altında kaldı, binlerce insanımız yaralandı. Yapıların %6`sı, yerle bir oldu, %7`si ağır hasar aldı ,%12`si  de orta ölçekte hasar gördü. Yani yapılarımızın %25`i, kullanılamaz hale geldi. 16 milyar dolardan fazla ekonomik kayıp ortaya çıktı.

Daha sonra da birçok deprem yaşadık! İnşaat Mühendisleri Odası olarak deprem gerçeğini unutmadık, unutmayacağız. 17 Ağustos 1999 Gölcük, 12 Kasım 1999 Düzce depremleri ve daha sonra yaşadığımız depremlerde ortaya çıkan her acının yükünü kalbimizde taşıyoruz. “GÜVENLİ YAPI ÜRETİMİNİN  önemini bilenler”; başta yerel ve merkezi düzeyde ülkemizi yönetenler olmak üzere; her kurum, kuruluş ve imza sorumluluğunu üzerinde taşıyan her insanın bu günlerde bir kez daha oturup düşünmesini istiyoruz.

 


Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir. Depremle ilgili hemen her konunun ayrı bir önemi bulunmaktadır. Ancak yapı denetimine ayrı bir vurgu yapılması zorunluluktur. Çünkü yapı denetimi, güvenli yapıların üretilmesini sağlayacak ve gelecekte aynı sorunların ortaya çıkmasını önleyecektir.

17 Ağustos 1999 Gölcük Merkezli deprem ve 12 Kasım Düzce Merkezli Depremler; yapı stokunun kaçak ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiş olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla tartışmalar daha çok bu eksende yürütülmüş, sağlıklı ve yaşanabilir kentlerin yaratılması için oldukça fazla çalışmalar yapılmıştır.

İnşaat mühendisliği, yer altında ve yer üstünde güvenli ve sağlıklı yapı üretebilen ve bunu örnek uygulamalarla kanıtlayan bir bilim dalıdır. İnşaat mühendislerinin görevi sadece güvenli yapılar üretmek değildir. İnsanlarımızın sağlıklı ve güvenli bir çevrede, yaşanabilir bir çevrede yaşamalarını sağlamak gibi bir görevi de var.

Türkiye, bir deprem ülkesidir. Bir doğa olayı olan depremin afete dönüşmesi ve bu durumun bir türlü önlenememesi sorunun ana kaynağını oluşturuyor. İzlenmesi gereken tek yol, yapıların; mesleki derinliği olan, ahlakı ve etik anlayışı yüksek meslek insanları tarafından planlanması, tasarlanması, uygulanması ve denetlenmesidir.Açıkçası, kentleşme bilimine uygun olarak tasarlanan yapıların, “Deprem Yönetmeliklerine” uygun olarak tasarlanması ve üretilmesinin sağlanmasıdır. Ayrıca standartlara uygun malzemeler kullanılarak, etkili bir denetim mekanizmasının yapı üretim sürecinin önemli bir parçası olduğunun kavranmasıdır.

 

Bugünlerde ülkemizin farklı farklı yerlerinde sel ve su taşkınları oluyor. Bu sel ve su taşkınları dün oluyordu, bugün ve yarın da olacak. Bu tür doğa olaylarının olabileceğini öngörmek için, tarihi kaynaklara bakmak ve bu kaynaklardan ders çıkarmak yeterlidir.Çıkaracağınız derslerle kentleşme planlarını uygun olarak yapı stokunuzu oluşturmak gerekiyor. Nerelere yapı yapılmaması gerektiğini, bazı yapıların yapılması zorunlu ise (köprü gibi), tasarımlarınızı bilimin ve bilginin gereklerine göre yapmanız gerekiyor.


İstanbul`u, Ankara`yı, Bursa`yı, Antalya`yı ve Tekirdağ`ı zaman zaman sel ve dere taşkınları önemli ölçüde etkiliyor. Son günlerde Rize, Ordu ve Giresun sel ve dere taşkınlarından nasibini aldı! Bu olaylar doğanın kendisinden aldıklarınızı doğanın geri alması olayıdır!


Kentleşme ve imar konularında yapılan “rant odaklı” uygulamalar; doğal ve öngörülebilir olan deprem ve su taşkınlarını afete dönüştürüyor! Can kayıpları olmasa da ciddi ölçüde mal ve ekonomik kayıplar ortaya çıkıyor.


Yapı stokumuzun durumuna baktığımızda doğa olayları karşısında son derece zayıf olduklarını söyleyebiliriz. Bugüne kadar yaşadığımız deprem ve diğer doğa olayları “tarihsel sürecin günümüze kadar taşıdığı öngörülebilir”  olaylardı! Bu yaşananlar bizleri şaşırtmıyor! Ne yazık ki yaşadıklarımızın sonuçları da oldukça ağır oluyor!

17 Ağustos 1999 Depremi, ortaya çıkan can ve mal kayıpları bakımından bir “MİLAT” olarak kabul edildi. Ülkemizin en doğusundan en batısına, en güneyinden en kuzeyine kadar, uzak veya yakın ölçekte her aileyi etkiledi. Ayrıca genel olarak kırsal alanlarda yaşanan deprem yıkımlarının dışında, “Bir Kent Depremi” olarak kayıtlardaki yerini almış oldu.

deprem66655“Kuzey Anadolu Fay Hattı” olarak bilinen ve zaman zaman ters istikamette yürüyen fay hattı, dünyanın en tehlikeli faylarından biridir. Bingöl ilimizin Karlıova ilçesinden başlayıp Marmara Denizi`ne uzanan, oradan da Yunanistan`a geçen bir fay hattıdır. Bu fayın herhangi bir yerinde oluşan kırılma, bir deprem olarak etkisini göstermektedir. Ayrıca bu fay hattında oluşan her deprem, başka bir depremin habercisi olarak fay hattı üzerinde veya yakınında bulunan kentleri büyük ölçüde etkiliyor. Bu nedenle büyüklüğü 7,4 olan 17 Ağustos Gölcük merkezli deprem; başta İstanbul olmak üzere çevre illeri büyük ölçüde etkilemiştir. En büyük can kayıpları Kocaeli, Sakarya ve Yalova`da ortaya çıkmış, yaklaşık 16 ilimiz bu depremden etkilenmiştir.

Bir doğa olayı olan depremin doğal afete dönüşmesini önlemenin yolu, planlama-kentleşme, tasarım, uygulama ve yapı denetim sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesinden geçmektedir. Depremle ilgili hemen her konunun ayrı bir önemi bulunmaktadır. Ancak yapı denetimine ayrı bir vurgu yapılması zorunluluktur. Çünkü yapı denetimi, güvenli yapıların üretilmesini sağlayacak ve gelecekte aynı sorunların ortaya çıkmasını önleyecektir.
17 Ağustos 1999 Gölcük Merkezli deprem ve 12 Kasım Düzce Merkezli Depremler; yapı stokunun kaçak ve mühendislik hizmeti almadan üretilmiş olduğunu ortaya çıkarmıştır. Dolayısıyla tartışmalar daha çok bu eksende yürütülmüş, sağlıklı ve yaşanabilir kentlerin yaratılması için oldukça fazla çalışmalar yapılmıştır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir